MENÜ
İzmir 21°
Ege Postası
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Bir erkeğin bir günü…
Mustafa Ali Fırtına
YAZARLAR
7 Mart 2020 Cumartesi

Bir erkeğin bir günü…

Yeni bir güne uyandım, yeni bir telaş başladı. 

Yüzümü yıkamamla birlikte kahvaltıya koyuldum. Yemeden önce hazırlamak lazım! Hazırladıktan sonra yemek ve yedikten sonra da toplamak! Yazması basit de hazırlamak, yemek ve toplamak minimum kırk beş dakika… Araya yeni güne kendimi hazırlama işlemlerini serpiştirdiğimde ise bu etap bir, bir buçuk saate yayılıyor.

Çocuk uyanmadan evden çıkabilirsem ne mutlu… Zira eğer uyanmışsa işe geç kalma ihtimalim tavan yapıyor. “Gitmesen olmaz mı? Gitmeeeeee!” şeklinde üretilen mermilerine maruz kaldığım psikolojik savaşın mağlubu olarak evden ayrılmanın negatif manevi etkisi de cabası…

İş başlar, işe başlarım. Saatler ilerledikçe telefonumun şarj ikonu ile birlikte bende tükenirim. Yemyeşil bir doluluktan kırmızı tükenmişliğe yol alan ikon da tam olarak benimdir aslında… Hedeflerim, karşılaştıklarım, aldıklarım, verdiklerim derken iş biter, bende biterim.Ama az önce okuduğunuz cümle kadar kolay değildir işi bitirmek ve hiçbir cümleye de sığmaz, sığdırılamaz bu işler… 

Eve doğru yol alır kendimi şarja bağlarım. Adımlarım birbirini takip eder, tıpkı aklımdaki işler gibi… “Nasıl anlatsam, nerden başlasam” sözlerinin aheste fonu eşliğinde pratik çözümler arayışındayımdır. Hava günlük güneşlikse yükleme uzun sürmez ve ben tam olur, tamam olurum. Hem enerjim yerine gelir hem de iş planım şekillenir. Kapalı bir havadaki şarj olamayış ve işleri kafamda bir sıraya koyamayış hikâyemi duymak istemezsiniz. Bende yazmak istemem zaten…

Size de benim gibi kapıyı açar açmaz boynunuza sarılmak için tetikte bekleyen bir nimet verilmişse inanın çok şanslısınız. Bunun için ne kadar şükretseniz az! Çünkü işte o sarılma, o gülüş bende hep voltaj yükselmesi yapmıştır. Hem de devreleri en yakmayanından…

Dış görevi tamamlayarak iç görev yerinde hazır olan ben işe kostüm değişikliği ile başlarım. Kostüm değişikliği sonrasında evde şöyle bir keşif süzülüşü yaparım. Evden ayrılırken maruz kaldığım psikolojik savaşın ben evden çıkınca bir harb halini aldığını anlamam ise çok uzun sürmez. Bu harbin görünen maddi hasarı görünmeyen manevi hasarın da bir emaresidir aslında…

Oyuncak bebekler sağa sola yayılmıştır. Kaynağı salonda olan ve daha çok çocuk odasında yoğunlaşmış dağınık yün yumağının diğer ucunun nerde olduğu ise meçhul… Bir mayın tarlasını andıran bu görüntü daha fazla sinirimi bozmadan şüpheliyi de yanıma alarak “olay yeri inceleme” kısmına geçerim. Şüpheli ne yaptığının farkındadır aslında ve çocuk odasındaki düdüklü tencere kapağını arkasına gizlemeye çalışmasından da anlaşıldığı üzere pişmandır. Hiç zaman kaybetmeden bu tabloyu eğlenceli hale getirmeliyiz: “Oyuncak bebekler şurayaaaaa, puzzle ve legolar burayaaaaa!” Öyle işe yarar ki dâhili olmayan dağınıklığın dahi telafisinde komutsuz görev alır. Odasındaki ve odasından taşan dağınıklığı alt etmiş olmanın gururuyla beni taklit eder; “Tişöytley buyayaaaaaa, havyulay buyayaaaa!”

Vakit ilerliyor. Bir yandan yemeğe başlamalı diğer yandan çamaşıra, ütüye girişmeliyim. “Bugün ne yapsam?”sorusuna cevap aramak yemek yapmanın en zor kısmı bence… Ki bu soruya cevap bulduğum an yemeği hazır sayıyorum. Tencere kaynarken çamaşırlar toplanır ve kış için iyi belki fakat yaz için dayanılmaz bir işkence hali alan ütü başlar. Zımpara yapan kaportacı çırağı edasıyla ütü soldan sağa, sağdan sola akaaar hiç durmadan. Kafam dağılsın diye ümitlenirken Sezen  seslenir radyodan; “Gün ağrınca kalkamaz birden; O yattığı sert, kuru yerinden… Bir baş ağrısı ense kökünde; acır kendine, başlar yeniden!” Ve bu sözler eşliğinde yarının sabahı dert olur içime daha bugün bile bitmeden. 

Ütü biter yemek başlar. Hoooop! Çatallar, kaşıklar, tabaklar masaya… Bu iş, aynı fotoğrafa her akşam aynı saatte bakmak gibi, hiç usanmadan ve hiç yılmadan... Saatler süren bir hazırlığın dakikalar içinde tüketilmesi sonrasında her şeyin yeni başladığı başka bir etaba geçecek olmanın sancısı ile kalkarım masadan. 

Topla, yıka, yerleştir. 

Bunu da kolay yazdım mesela… 

Ama yapan bilir ne kadar zor olduğunu! 

Hani tam oturup yorgunluk atacakken Ayşecik modunda bakışları ile kızım, aslında tam olarak“Benle oyun oynamayacak mısın?” demektedir. Bedenin parça parçadır ama yüreğinin parçalanmasından daha da önemli değildir. İç sesim emri verir: “Oyun oynanacak, oyna!” Gün biter oyun bitmez. Tam,“Uyudu özgürüm!” derken Küçük Emrah modunda bakan biri daha vardır ki onun bakışları da aynı şeyi söylemektedir: “Benle oyun oynamayacak mısın?”

E, eş bu… İhmale gelmez!

Gece biter, hikâye bitmez! 

İşte bir erkek bir gününde tam olarak bu yazdıklarımın hiçbirini yapmıyor.

Onun için kadınlar; “İyi ki ama iyi ki varsınız!”

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege Postası