Ege Postası
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Erdoğan'a şiir için dava açan zihniyet Menemen'de iş başında!
Mithat Umutoğulları
YAZARLAR
27 Haziran 2020 Cumartesi

Erdoğan'a şiir için dava açan zihniyet Menemen'de iş başında!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, siyasi hayatı 1994 yılında yapılan yerel seçimlerden sonra değişecekti. Üyesi olduğu Refah Partisi seçimlerden birinci parti olarak çıkmış ve bu durum laik kesimi ve onun teminatı olan orduyu rahatsız etmişti.

Recep Tayyip Erdoğan ise belediye başkanı seçildikten sonra hızla yükselen politik bir figür haline gelmişti. 

Erdoğan İstanbul’da hayata geçirdiği başarılı projelerle adından söz ettiriyor ve yurt içinde yapılan konuşmalara katılıyor mitinglerde konuşmalar yapıyordu. Belediye Başkanı’nın bu yükselişi birilerini rahatsız etmiş olsa da Erdoğan gelen bütün davetlere katılıyordu.

Ve katıldığı mitinglerde şiirler okuyordu.

Erdoğan’ın miting yapacağı Siirt’te olağanüstü hal uygulanıyordu…

Erdoğan, Siirt’te Ziya Gökalp'in Asker Duası şiirini okudu. Şiirdeki, "Minareler süngü, kubbeler miğfer" sözleri nedeniyle Erdoğan'ın okuduğu şiir kamuoyunda ilk haber olmuş ve savcılar hızla soruşturma açmış ve iddianame hazırlanmıştı.

O dönem Erdoğan hakkında Diyarbakır DGM tarafından “halkı din, dil, mezhep ve bölge farklılığı göstererek kin ve düşmanlığı tahrik ederek bölücülük yaptığı” gerekçesi ile dava açıldı.

Erdoğan’ın ilk açıklaması “Biz hukukun üstünlüğüne inanmış insanlarız ve bizim farlılık nedenimiz bir hukuk devleti mücadelesidir. Ve milletimizi sevmekten başka ve milletimize aşık olmaktan başka bir derdimiz yoktur.”

Jet hızıyla yapılan yargılama sonucunda mahkeme, Erdoğan’ı suçlu bularak cezalandırmıştı. 

Mahkeme Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanı olmasını ve sabıkasının olmamasını göz önünde bulundurmamış cezasının ertelenme talebini reddetmişti. Bu alınan karar gündeme bomba gibi düşmüş ve halkta büyük bir tepkiyle karşılanmıştı.

O dönem en büyük destek solculardan gelmişti.

1998 yılında İstanbul’da Erdoğan’ın katılığı konserde sahne alan Ahmet Kaya,”Şarkı söyleyenlerin ve şiir okuyan insanların bir daha tutuklanmadığı bir cumhuriyette buluşmak dileğiyle” diyerek Erdoğan’a destek olmuştu.

İtirazlara rağmen cezası onanan Recep Tayyip Erdoğan düşünce suçlusu olarak cezaevine girmişti.

Ceza alması yetmediği gibi bir de siyasi yasak getirilmişti.

O dönem yapılanlar bir liderin doğuşunun engellenmesi için yapılmış bir “siyasi operasyondu”

Cezasının tamamlanmasının ardından cezaevinden çıkışı sırasında büyük bir kalabalıkla karşılanmış ve bu durum Türkiye’de yeni bir siyasi hareketin başlayacağının sinyallerini vermişti.

Yapılan ilk seçimde Erdoğan’ın kurduğu AK Parti tek başına iktidar oldu. Karanlık odakların, önünü kesmeye çalıştığı bir liderin yolu millet tarafından açılmıştı...

Ve o dönemden bu döneme Türkiye’de çok şey değişti.

AK Parti "affa uğramış olsa bile" ifadesini çıkararak Erdoğan'ın yasağını kaldıran bir anayasa değişikliği paketi hazırladı.

Değişiklik AK Parti ve CHP'nin oylarıyla 13 Aralık 2002'de Meclis'ten geçti, ancak dönemin Cumhurbaşkanı Sezer veto etti. CHP yine destek verince Sezer, ikinci kez kabul edilen değişikliği onaylamak zorunda kaldı.

Bu karardan sonra Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasağını kalkmıştı.

Şimdi okuduğu bir şiir nedeniyle lideri mahkum olmuş, bir siyasi hareketin içinde görev alan yöneticilerin bu konuda daha hassas davranması gerekirken, o dönem siyasetin dengesini yargı ile değiştirmek isteyen kişilerin yöntemini denemesi Türkiye’yi 1998’lere götürür ve bu ülkemize demokrasi adına büyük bir yara verecektir. 

İzmir’de son günlerde AK Partili siyasetçiler ile CHP’li belediye başkanları arasında yaşanan gerilimi TV35 ekranlarında dilimin döndüğünce tarafsız bir şekilde yorumlamaya çalışıyorum.

Hem kentin sorunları açısından oluşabilecek sorunlar hem de oluşabilecek bir siyasi gerilimin kenti ve ülkeyi sokacağı kaos açsından ben de ciddi bir endişe yarattığını defalarca dile getirdim…  

Şimdi bu kaygıyı taşıdığım bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum…

Zaman zaman AK Parti cephesinden yapılan eleştirileri yorumlarken, CHP savunucusu gibi yorumlanmış olsam da elimi vicdanıma koyduğumda kesinlikle ama kesinlikle kamuoyunu doğru bilgilendirmem gerektiğine inanıyorum…

Menemen Belediye Başkanı Sedar Aksoy kendisine has bir siyasi anlayışı ile belediye başkanlığı yapıyor… Yerel siyasette sert bir mizacı olsa da iş yurt ve millet sevgisine gelince bütün siyasi anlayışa saygılı bir siyasi çizgisi ile Menemen’de her kesimin teveccühünü kazanmış bir durumda…

Belediye başkanı seçildikten sonra Musa Anter, Deniz Gezmiş ve Fırat Çakıroğlu gibi farklı kesimlerin simgesi olmuş isimleri ilçesinde yaşatmak için adım atmış bir başkan

Fırat Yılmaz Çakıroğlu ismi nedeniyle partililerinden tepki almış olsa da bu ismi Menemen’de yaşatıyor.

Böyle bir kişi hakkında “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçlamasıyla dava açmak ne kadar adil bir durumdur ve bu kamuoyuna nasıl anlatılır…

Şimdi dönelim meseleye…

Bundan birkaç ay önce AK Parti Menemen İlçe Başkanı Muzaffer Sıtkı Yüksel, Belediye Başkanı Serdar Aksoy hakkında terör örgütü propagandası yapmaktan savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu.

Ben bu şikayeti çok ciddiye almadım hatta üzerinde bile durmadım…

Fakat dün ajanslar üzerinden yapılan haberlerin detayını okuyunca önce şaka gibi geldi ama “yok daha neler” dedim kendi kendime…

Belediye Başkanı Serdar Aksoy Ocak ayındaki ilçe kongresindeki konuşmasında  “THKP-C, Devrimci Yol, Devrimci Gençlik, MLKP, MKP, HKO, TKP/ML, TİKKO, KP/İÖ” gibi örgütlerin propagandasını yapmış…

Ne demiş başkan'

Bu örgütlerin herhangi birinin ismini mi vermiş, yoksa bunlarla ilgili bir tek kelime mi etmiş'

Ne demiş Aksoy;

“Bir zat çıkıyor TV canlı yayınlarında soruyor. Siz kimsini? diyor. Sen kimsi? diyor. Biz kim miyi? Söyleyeyim; biz Cumhuriyet Halk Partilileriz, biz vatanseverleriz. Biz düzgün babayız, Pir Sultan Abdal’ız, Şeyh Bedrettin’iz,

Torlak Kemal’iz, Yörük Ali’leriz, Nazım Hikmet’iz, Yılmaz Güney’iz, Ahmet Kaya’yız, Ali İsmail Korkmaz’ız, Biz Sivas’ta, Maraş’ta katledilen canlarız. Biz Başbağlar’da katledilen insanlarız, Biz Uğur Mumcu’yuz, Bahriye Üçok’uz. Biz Mahir’iz, Biz İbrahim’iz,  Biz Deniz Gezmiş’iz, Biz; Mustafa Kemalin askerleriyiz.” 

Konuşmada isimleri geçenler üzerinden tabanına mesaj vermek, kongreye katılan partilileri coşturmak için yapılan konuşma... Bu sözler için “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçlamasıyla soruşturma açmak ülkenin demokrasine vurulmuş en büyük darbelerden biridir…

Terör örgütlerine üye olan kim “Pir Sultan Abdal mı', Şeyh Bedrettin mi',Torlak Kemal mi', Yörük Ali mi', Nazım Hikmet m? Sivas’ta, Maraş’ta katledilen insanlar mı', Uğur Mumcu mu, yoksa  Bahriye Üçok m? Yoksa “Mustafa Kemalin askerleriyiz” diyenler mi'

Eğer bu konuşmadan Belediye Başkanı Serdar Aksoy bir ceza alırsa vallahi de billahi de bu karar emsal olur ve bugüne kadar Nazım Hikmet başta olmak üzere bu isimlerden bahseden herkese “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçundan dava açılabilir…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a şiir okuduğu için dava açan zihniyet neyse vallahi de billahi de Menemen’de Serdar Aksoy’a dava açan zihniyet aynı…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
POLİTİKA YEREL POLİTİKA GÜNCEL İZMİR EGE 3. SAYFA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ SPOR YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ DÜNYA KÜLTÜR - SANAT GENEL MAGAZİN SEÇİM
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2024 Ege Postası