MENÜ
İzmir
Ege Postası
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Joker…
Semra Kocabaş
YAZARLAR
22 Kasım 2019 Cuma

Joker…

Çok isterdim tabi, ülke ekonomisini hatta güncel siyaseti yazayım ama bakıyorum da onları zaten yeteri kadar yazıp çizenler var üstelik durum pek de iç açıcı değil. (Moralim bozuluyor, karamsarlığı da hiç sevmiyorum.) Malum her okurun bir referansı ver bu konuda. Sadece haberler bile insanın fikri olmasına yetecek kadar malzeme ile dolu ancak asla tek bir kanaldan değil. Birkaç açıdan izlemekte yarar var olan biteni. Yani sözümün özü şu: tez-antitez=sentez… Kesinlikle herkesin kendine ait bir sentezi olmalı. Onun ya da bunun düşüncesi değil. Kendi doğrunuzu bulmak adına, birazcık emek, okuyarak-izleyerek-dinleyerek… Ama sonuçta aklın yolu bir, (refah ya da zorluk içindeki yaşam) kendi hayatınızda yaşadıklarınız, toplamında hepsi diyebilirim…

Üstelik oldukça da hararetli bir dönemde olduğumuzda aşikâr… Yeni partiler kuruluyor malum, eskiler taraflarını seçmiş görünüyor. Gündem sürekli değişiyor, neredeyse erken seçim konuşmaları dinler hale geldik. ‘Suriye’-‘Rusya’ ve ‘Trump’ dersek (hepsi başlı başına yazı konusu) işin içinden çıkamayız ve bu kez de yazı başlığımıza adını verdiğimiz film olan ‘Joker’den hiç bahsedemeyiz.

Yaklaşık bir ay önce izledik sanırım. En azından sinemaseverlerin beklediği, daha vizyona girmeden bile ses getiren bir filmdi. Aslında bu karakterin yabancısı değiliz. Batman’den tanıyoruz. Bir adım geriye gittiğimizde ise karşımıza çıkan Joker’in hayatı drama ve kaosa dönüşmeden önce oldukça farklı. Ben izlerken çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Hatta anlamaya çalışırken biraz yorulduğumu… / Felsefesi beni cezp etti,  yazarın-yönetmenin bakış açısı da…

‘Arthur Fleck’ in hayatı zaten oldukça zorlu, rahatsızlığı bu hayatı daha da zor hale getiriyor. Toplumdan dışlanmasına sebep oluyor. İyiliğe meyletmeye çalışan bu adamı toplum iterek, kötülüğün koynuna bırakıveriyor. Ciddi toplumsal mesajlar var, okuyabilene…

Ben ‘Arthur Fleck’e hayat veren oyuncu Joaquin Phoenix’in performansına bayıldım. Sanki o ruhun içine girmiş adeta yaşıyordu. Müzikleri, dansları. İç dünyası, dış dünya da ki gel-gitleri… Oldukça enteresandı. Kendimi hazır hissettiğimde bir kez daha izlemeliyim diye düşünüyorum. Muhtemelen kaçırdığım detaylar var.

Ve beni asıl cezbeden, asli görevi güldürmek olan bir palyaçonun, maskesinin altında yaşanan hüzün. Hepimizin bildiği bir fıkra var, çok anlatılır. Özetleyeyim; Adamın biri psikologa gider ve ‘her yolu denedim, ilaç kullandım ama bir türlü mutlu olamıyorum, ben hiç gülemiyorum’ der. Doktor da ona birkaç öneride bulunur ve tam çıkarken ‘şu karşıda bir sirk var, orada ki palyaço çok komik, herkesi gülmekten kırıp geçiyor bir de onu tavsiye edebilirim’ deyince adam,  ‘o palyaço benim’ der…

Umarım fıkrayı özetleyeyim derken katletmemişimdir. Ama özü bu, kendine hiç faydası olmayan, herkesi güldüren bu palyaço gibiydi ‘Joker’in hayatı. İlk suça karışma süreci ile hayatı ve hayalleri birbirine giren, yitik bir adam. Belki birçoğumuzun hayat hikâyesi gibi… İyi olmaya, dürüst olmaya çabalarken, zaman zaman itildiğimiz hayatlar…

Siyaset ve ekonomi ne alaka, sinema ne alaka? / Toplumsal suçlar, itilen-yitirilen hayatlar ne alaka? / Palyaço ne alaka?

İnsanın sahip olduğu imkân ve koşullar hayatının büyük bir bölümünü şekillendiriyor maalesef. Elbette ki istisnalar olabiliyor ancak zorlu yaşam koşulları içinde, örneğin kâğıt toplayarak büyümeye çalışan bir çocukla, kolejde okuyup, ömrünü dil ya da diğer kurslara katılarak geçiren çocukların şansları bir olmuyor. Bütün bunları eşitleyebilmek elbette çok zor ama sosyal bir devlet olmaktan bahsediyor isek, mümkün olduğunca bu dengeyi kurmaya çalışmak gerekmiyor mu?

Peki, eşitleyemediğimiz de ne oluyor? Suç oranları artıyor, kütüphane değil-müze değil, hapishane sayılarımız artıyor. Adliyelerimiz artık bildiğiniz saray. Adliye sarayları giderek, kapasiteleri artarak büyüyor da büyüyor. Maalesef hayatımızın içinde görmezden geldiğimiz o küçük çocuklar büyüyor. Yoksulluk içinde ezilerek büyüyen o çocuklar acımasız olabiliyorlar. Toplum olarak kucaklayıcı olmak, sevgi ile yaraları sarmalayarak yol almak gerekiyor ki hepimiz mutlu olabilelim…

Sonuç; Asgari ücret, açlık sınırı, yoksulluk sınırı… / Rakamları belirlerken, yetkililerin çok ama çok dikkat etmesi gerekiyor. Yoksa bu durumda bir gün, herkesin içinden bir ‘Joker’ çıkabilir…

Siyaseti sinemaya, sinemayı da siyasete bağladım ya, artık sözün bittiği yerdeyim.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Vedat ESEN
 22 Kasım 2019 Cuma 21:08
Ekonomik zorluklarin arttigi bu ulkede her gun biraz daha ozumuzden uzaklasiyoruz ve cocuk anne baba aile ve komsu iliskilerimizi kaybediyoruz Gulmeyi guldurmeyi sevmeyi sevilmeyi unuttugumuz bu dunyada hayata tek gercekle zenginlesmeye calismakla paraya tapmakla ve yetmemekle karsi karsiyayiz Duyuyoruz kk patlayanlari icralik olanlari ve borucu odeyemeyip siyanurle intihar edenleri Benim kendi sahsi dusuncem hayat citasi hergun dahada yukseliyor ve bu cizginin altinda kalamlar borc batakliginda boguluyorlar Sanirim bu ev dedigimiz her hanede her yanan isigin altinda herkesin az yada cok derdi ve tasasi icinde omurlerimizi tuketiyoruz Cooook tsk ederim Malesef bu yara daha cok kaniyacak diye dusunuyorum Bazi seyler hic bir zaman insan ogluna yetmeyecek ......
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege Postası