MENÜ
İzmir 21°
Ege Postası
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
‘Tek taş’ dayatması
Semra Kocabaş
YAZARLAR
17 Aralık 2019 Salı

‘Tek taş’ dayatması

Tek Taşla kurtulabiliyorlarsa ne mutlu, bunun bir de beş taşı var…

Her gün eskisine, bir yenisi eklenen pırlanta reklamlarını, artık neredeyse ezbere biliyoruz hepimiz. Hele bir de kadın olup, dikkatinizi çekmemesi zaten mümkün değil. Erkeklerin ilgisini çekmese de mutlaka uyarıcı bir dürtüyle, ilgilerini çeker hale getiriliyorlar…

‘Pırlantasız kadın olmaz’… Mottomuz bu...

Tabi bu reklamları hazırlayanların muhtemelen son günlerdeki asgari ücret belirleme savaşlarından haberi yok. Çünkü en ucuzu zaten bir asgari ücret, o da ‘karatta hafif, pahada ağır’…

Şimdi bende, ‘aman canım ben hiç istemem’ havasına girmeyeceğim. Az önce de söyledim kadın olmanın doğasında, böylesine değerli taşlara ilgi duymak var. İstememek fıtratımıza aykırı…

Ekmek alamayan babalar ne yapsın. Evde, neyi taşırıp neyi pişireceğim derdi olan analar ne yapsın. Onların tek taş istemeye hakkı var mıdır - yok mudur bilemem ama akıllarına bile gelmediği çok net.

Ama orta halli, eh işte biraz zorlasa alabilir durumda olanlar var ya, işte dayatma dediğim tam da onlara. Zenginin zaten derdi bile değil. Canı ne zaman isterse alıyor. Fakirin umurunda değil zaten istese de alamaz biliyor. O yüzden konumuz orta sınıftakiler… / Az kalmış, nesli tükenmiş orta sınıflar…

Kapris çekmemek adına, yılbaşı-doğum günü-hele hele evlilik yıl dönümü hiç kaçmaz, neredeyse zorunlu hale gelmiş olan, o harika pırıl pırıl parlayan taşlı yüzükler… Yanında çiçek, güzel bir akşam yemeği de bu olmazsa olmazların cabası…

Televizyondan öğrendiklerimiz. Reklam takip eder hale geldik. Dizilerden sonra en bi sevdiklerimiz. Birbirimize göstermek için yarıştıklarımız. Paylaşmaya doyamadıklarımız. Biz canım, hepimizden bahsediyorum…/  İstisnalar kaideyi hiçbir zaman bozamıyor biliyorsunuz…

Kötü mü peki? Yok canım niye kötü olsun. Hani diyorum ki; alabilen var alamayan var ama ticaret dünyası bu. Tüketim toplumuyuz malum. Özel günlerin biri bitiyor biri başlıyor. Yılbaşı, sevgililer günü, anneler babalar günü, doğum günü, evlilik yıldönümü hatta tanışma günü… /  Hiç bitmiyor…

Bu kadın içinde böyle, erkek için de böyle. Çünkü artık kadınlarda hediye alıyor. Genel olarak erkeklere yüklenmiş olsa da bu tüketim çılgınlığını kadınların elinden alabilmek çok zor. Hatta adına ister kara Cuma deyin, isterse sıradan bir bahane bulup indirim gününün sonuna ekleyiverin…

Acı ama gerçek. Hepimiz bu havuzun içinde depelenip duruyoruz. Alsan bi dert, almasan bi…

Dediğim gibi karşı değilim, takarım takıştırırım, severim ama diyorum ki, özendirildiğimiz şeyler keşke daha etik, toplum ahlakına uygun, olmayanları kıskandırmayacak cinsten olsa keşke. Bayağı ilerlemiş düzeyde bir topluma ihtiyaç var sanırım, bunun için.

Bunu tek taş üzerinden anlatmaya çalıştım dilim döndüğünce ancak daha da kötü bir örneğim var. Yazımı bununla bitireyim istiyorum:

Yemek programları. Et nasıl pişirilir programları. Ağızlarını doldura doldura yiyerek, ohh miss, harika edalarıyla, lezzet anlatımı yapan programlar. Evet ağzımızı sulandırıyor, canımızı istetiyorlar orası kesin. Peki bütçemiz buna uygun mu? Etin kilosu kaç lira?

Yetişkinler için çok da üzülmüyorum ancak, gözlerini dikip onları seyreden bir çocuğun o iç çekişini duyar gibi oluyorum. Yapmayın. Lütfen yapmayın. Canımız tek taş ister, biraz üzülürüz de geçer belki ama bu yemek olunca, insanın içinde uhde kalır.

Peki ne yapsın bu insanlar. Televizyoncular ne yapsın. Bizde belgesel niteliği taşıyan programların izleyici kitlesi çok az. Reyting diye bir derdi var bunların dolayısı ile en çok entrikalı diziler, işte böyle insanın ağzını sulandıran yemek programları ve böylesine alma isteğini, sahip olma isteğini körükleyen pırlanta reklamları ile ayakta kalmak zorundalar.

O zaman görev yine bizlere düşüyor. Önce ne zaman ne seyredilecek anneler karar verecek ki mümkün olduğunca televizyondan uzak kalmak en iyisi… Sonra kendi nefislerini terbiye etmeyi öğrenecekler. İşimiz zor gibi…

Anlayacağınız işimiz çok zor, dert büyük; tek taş mı yoksa beş taş mı?

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege Postası