
EGEPOSTASI- İzmir Büyükşehir Belediyesi YENİ Parti Meclis Üyesi Altan İnanç, NEO TV’de yayınlanan Kent ve Siyaset programında gündeme ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Siyasi yaşamının 1980’li yıllara uzandığını belirten İnanç; parti içi demokrasi tartışmalarından CHP’deki butlan sürecine, CHP-YENİ Parti ayrışmasından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın siyasi geleceğine, Çerçeve Yasa tartışmalarından Özgür Özel’in milletvekillerini oylamada serbest bırakmasına kadar birçok başlıkta görüşlerini açıkladı.
Siyasete 1980’li yılların ortasında gençlik kollarında başladığını anlatan İnanç, SHP döneminde Güzelbahçe ile Narlıdere’nin tek ilçe olduğu yıllarda İzmir’in en genç ilçe başkanlarından biri olduğunu söyledi. Uzun yıllara dayanan siyasi deneyimin kendisine bugünkü sorunların geçmişteki benzerlerini görme imkânı verdiğini ifade eden İnanç, parti kültürü, parti disiplini ve partiye bağlılık gibi kavramların yaşayarak öğrenildiğini dile getirdi.
Türkiye’nin ekonomi, siyaset ve sosyal yaşamda karşı karşıya olduğu sorunların yanı sıra bugün Çerçeve Yasa üzerinden yürütülen tartışmaların da temelinde demokrasinin doğru işletilmemesinin bulunduğunu savunan İnanç, özellikle siyasi partilerde parti içi demokrasi eksikliğinin ciddi bir problem olduğunu söyledi.
Sosyal demokrat partilerin örgütleriyle ayakta kaldığını vurgulayan İnanç, geçmişte CHP içindeki birleşme ve bütünleşme süreçlerinin güçlü bir parti içi demokrasiyle tamamlanabilmesi halinde bugün yaşanan birçok sorunun önüne geçilebileceğini ifade etti.
CHP’de devam eden butlan tartışmalarını değerlendiren İnanç, bir siyasi partinin yönetiminin mahkeme kararıyla değiştirilmesini demokratik ve hukuki bulmadığını söyledi.
Böyle bir uygulamanın ileride herhangi bir siyasi partinin kongresinin veya kurultayının mahkeme yoluyla geçersiz kılınmasının önünü açabileceğini ifade eden İnanç, buna itiraz edilmesi gerektiğini savundu.
Sorunun kongre ya da kurultay süreçlerinin işleyişinden kaynaklandığı düşünülüyorsa çözümün mahkemeler değil, Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası üzerinden aranması gerektiğini dile getirdi.

Sürecin birkaç ay öncesinden tahmin edilmesinin zor olduğunu belirten İnanç, Süleyman Demirel’in “24 saat siyasette çok uzun bir süredir” sözünü hatırlattı.
CHP cephesinde butlan ihtimalinin uzun süredir konuşulduğunu ancak buna rağmen hukukun siyasetin üzerinde bu ölçüde bir vesayet aracı olarak kullanılamayacağına dair bir beklenti bulunduğunu söyleyen İnanç, artık siyasette “daha iyi ne olabilir?” yerine “daha kötü ne olabilir?” sorusunun sorulduğu bir dönemden geçildiğini ifade etti.
31 Mart seçimlerinden yalnızca 28-29 ay önce aynı siyasi yapının belediye başkan adayları ve meclis üyesi adayları olarak seçime girdiklerini hatırlatan İnanç, CHP’nin Türkiye’nin birinci partisi haline geldiği 31 Mart seçimlerinden sonra sürecin değiştiğini savundu.
İnanç’a göre 31 Mart seçimlerinin sonucu kabul edilemedi ve bunun ardından belediyeler ile siyasi parti üzerinden yeni bir “siyasi tasarım” oluşturuldu.
CHP ile YENİ Parti arasındaki ayrışmayı da değerlendiren İnanç, sosyal demokratların birliği için uzun yıllar siyaset yaptığını belirterek bu ayrılığın kalıcı olmasını istemediğini söyledi.
CHP içerisindeki sorunların parti içi mekanizmalarla ve yeni bir kurultayla çözülebilmesinin daha doğru olacağını savunan İnanç, Genel Başkan Özgür Özel’in de uzun süre parti içerisinde kalıp parti içi demokrasi mücadelesi verme yönünde direndiğini ifade etti.
Türkiye’nin mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan taşıyamadığını ileri süren İnanç, Türkiye’nin normalleşmesi için önümüzdeki ilk seçimde iktidar değişikliğine ihtiyaç olduğunu söyledi.
İnanç, yalnızca sosyal demokratların değil, liberal demokratların, milliyetçi demokratların ve muhafazakâr demokratların da demokrasi ortak paydasında bir araya gelmesi gerektiğini savundu.
Kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve siyasi vesayetlerin sona ermesi için geniş bir demokratik birliktelik gerektiğini söyleyen İnanç, bu hattın Cumhuriyet’in kuruluş değerlerini, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığı da kapsaması gerektiğini belirtti.
Türkiye’nin mevcut siyasi iklimi değiştirmesi gerektiğini dile getiren İnanç, iktidar değişiminin bu nedenle yalnızca bir parti meselesi olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.
İzmir’de CHP ile YENİ Parti arasındaki ayrışmanın diğer bölgelere göre daha az sancılı geçtiğini ifade eden İnanç, bunun nedenini YENİ Parti’nin İzmir’de örgütsel açıdan güçlü bir gövde oluşturmasına bağladı.
Belediye başkanları, meclis üyeleri ve örgüt kadrolarının önemli bölümünün YENİ Parti’de şekillendiğini söyleyen İnanç, CHP’nin eski il başkanının da bugün YENİ Parti’nin il başkanı olduğunu hatırlattı.
İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde YENİ Parti’nin komisyonlardaki temsil sayısının artmasına rağmen mevcut komisyon yapısını değiştirmediklerini anlatan İnanç, bunun ayrışmayı daha da derinleştirmemek amacı taşıdığını belirtti.
CHP ile YENİ Parti arasındaki ayrılığı “yapay bir ayrılık” olarak nitelendiren İnanç, ileride yeniden birlikte siyasi mücadele verileceğine inandığını söyledi.
Siyasette rekabet kadar nezaketin de önemli olduğunu vurgulayan İnanç, AK Partili meclis üyeleriyle ilişkilerinde de aynı yaklaşımı benimsediğini ifade etti.
CHP’de kalan arkadaşlarıyla insani bir ayrılık yaşamadığını dile getiren İnanç, farklı siyasi yapılarda olsalar bile karşılıklı saygı ve sevginin korunması gerektiğini söyledi.
Butlan ve çağrı heyeti davalarına da değinen İnanç, hukuki süreçlerin olumlu sonuçlanmasını umut ettiğini belirtti.
CHP ile YENİ Parti arasında yaşanan ayrılığın gelecekte yeniden birlikte hareket edilmesini engelleyecek bir kırgınlığa dönüşmemesi gerektiğini vurgulayan İnanç, her iki taraftaki siyasetçilerin birbirlerini üzecek ve kıracak davranışlardan kaçınması gerektiğini söyledi.
Mevcut siyasi gerçekliğin CHP ve YENİ Parti’nin iki ayrı parti olması olduğunu belirten İnanç, iki siyasi yapının da kendi başarıları için mücadele etmesinin doğal olduğunu söyledi.
Ancak bu rekabetin demokratik eleştiri sınırlarını aşmaması gerektiğini vurgulayan İnanç, herhangi bir YENİ Partilinin CHP Genel Başkanı’na hakaret etmesini kabul etmeyeceğini belirtti.
Aynı şekilde Özgür Özel’e veya Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik hakaret içerikli ifadeleri de doğru bulmayacağını ifade eden İnanç, demokratik muhalefet içerisindeki esas mücadelenin birbirine karşı değil otoriterleşmeye karşı verilmesi gerektiğini savundu.
İnanç, Türkiye’deki temel siyasi çelişkinin demokrasi ile otokrasi arasında olduğunu savundu.
31 Mart seçimlerinin ardından CHP’nin birinci parti olmasını, belediyelere yönelik ekonomik baskıları ve 19 Mart sonrasında yaşanan süreçleri hatırlatan İnanç, muhalefet partilerinin kendi aralarında mücadele etmek yerine demokratik olmayan uygulamalara karşı ortak durması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin değiştirilmesi gerektiğini dile getiren İnanç, Türkiye’nin otokratik bir yönetim anlayışına doğru ilerlediğini öne sürdü.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın bağımsız kalma tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan İnanç, görüşlerinin kişisel olduğunu ve partisinin kurumsal görüşünü bağlamadığını özellikle belirtti.
Yerel siyasetin bağımsız yapılabileceğine inanmadığını söyleyen İnanç, siyasetin doğası gereği bir dünya görüşünü, ideolojik tercihi ve siyasi tarafı temsil ettiğini ifade etti.
Bir siyasi partinin temsilcisi olarak seçilmiş bir belediye başkanının “tarafsızım” ya da “bağımsızım” demesini doğru bulmadığını söyleyen İnanç, yerel yönetimlerin demokrasinin en uç uygulama alanlarından biri olduğunu ve burada siyasetin kaçınılmaz olduğunu savundu.
Cemil Tugay’ın bağımsız tutumunun hakkında çeşitli siyasi kulislerin ortaya çıkmasına zemin hazırladığını söyleyen İnanç, bir siyasi partiye mensup olması halinde bu tartışmaların aynı ölçüde yapılmayacağını savundu.
Buna rağmen YENİ Parti’nin İzmir’in yararına olacak kararlara yalnızca Tugay’ın bağımsızlığı nedeniyle karşı çıkmayacağını belirten İnanç, meseleye hizmet ve İzmir’in çıkarları açısından baktıklarını söyledi.
Son 25-30 yıldır İzmir’in sosyal demokrat belediye başkanları tarafından yönetildiğini hatırlatan İnanç, geçmişte belediye başkanlarının parti değiştirmesinin dahi gündeme gelmediğini belirtti.
Cemil Tugay’ın yaptığı son açıklamaların kendisini rahatlattığını ifade eden İnanç, Tugay’ın doğru bir siyasi yol çizeceğine inandığını söyledi.
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçebileceğine ilişkin iddialara da değinen İnanç, böyle bir ihtimale inanmadığını söyledi.
Tugay’la bir yıl boyunca yakın çalışma ilişkisi içinde bulunduğunu anlatan İnanç, Tugay’ın yaşam biçimi, dünyaya bakışı ve siyasi duruşunun çok farklı bir siyasi çizgiye geçmesine uygun olmadığını düşündüğünü ifade etti.
“Cemil Başkan’ın siyasi duruşunun bu kadar zıt bir ölçekte değişeceğine ihtimal vermem” diyen İnanç, kendisinin hiçbir zaman Tugay’ın AK Parti’ye geçeceği yönünde bir düşünce taşımadığını belirtti.
İnanç, buna karşın mevcut dönemde belediye başkanlığı yapmanın son derece zor hale geldiğini söyledi.
Belediyelerin ekonomik açıdan sıkıştırıldığını, kaynaklarının kesildiğini, dış kredi bulsalar bile Hazine onaylarında sorun yaşadıklarını belirten İnanç, SGK ve vergi borcu bulunan belediyelerin dış kredi kullanmasının da zorlaştırıldığını ifade etti.
Tutuklu belediye başkanlarını örnek gösteren İnanç, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’ün de uzun süredir cezaevinde tutulduğunu savunarak belediye başkanları üzerinde ciddi bir baskı ortamı bulunduğunu söyledi.
Bu nedenle Cemil Tugay’ın içinde bulunduğu şartların da dikkate alınması gerektiğini dile getirdi.
İnanç, Cemil Tugay’a yönelik eleştirisinin onun kamucu anlayışına ya da belediye yönetimindeki mali hassasiyetine ilişkin olmadığının altını çizdi.
Tugay’ın kamu kaynaklarını dikkatli kullanan bir siyasetçi olduğunu söyleyen İnanç, belediye bütçesine kendi parasıymış gibi değil, daha da fazla hassasiyet gösterdiğine şahit olduğunu ifade etti.
“Cemil Başkan’a inancını yitirmiş bir siyasetçi değilim” diyen İnanç, eleştirisinin yalnızca bağımsız kalma tercihine yönelik olduğunu söyledi.
İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde 89 YENİ Partili, yaklaşık 40 CHP’li ve 9 bağımsız üye bulunduğunu belirten İnanç, uzun süre birlikte karar alan meclis üyelerinin bugün iki ayrı grupta oturmasının da siyasi belirsizliği artırdığını ifade etti.
Cemil Tugay’ın siyasi geleceğine kısa sürede karar vermesi gerektiğini savunan İnanç, Tugay’ın yolunu kendisini belediye başkanı seçen İzmirlinin tercihine bakarak çizmesini istedi.
İnanç, “Dilerim çok kısa sürede yolunu çizsin. Yolunu gerçekten İzmirliye bakarak, kendisini belediye başkanı seçen seçmenlerin tercihine bakarak çizsin” dedi.
İzmir Körfezi üzerinden belediyeye yöneltilen eleştirileri de değerlendiren İnanç, merkezi yönetimin İzmir’e yaklaşımında çifte standart olduğunu savundu.
Gediz Nehri’nin yüzlerce kilometrelik güzergâh boyunca kirlenerek İzmir Körfezi’ne ulaştığını hatırlatan İnanç, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bu süreçteki sorumluluğunun da tartışılması gerektiğini söyledi.
İzmit Körfezi’nde merkezi yönetimin tüm olanaklarıyla temizlik yapılırken İzmir Körfezi konusunda sorumluluğun yalnızca belediyeye bırakılmasını eleştiren İnanç, bunun siyasi algı oluşturma amacı taşıdığını savundu.
İnanç, Cemil Tugay’ın bağımsız kalması halinde İzmir’in merkezi hükümetten daha fazla hizmet alacağı yönündeki yaklaşımı da eleştirdi.
Bunun partizan bir anlayış olduğunu savunan İnanç, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı hangi partiye mensup olursa olsun İzmir halkının kamu hizmetlerini eşit biçimde hak ettiğini söyledi.
“Yapacağın hizmet varsa elini mi tuttuk?” diye soran İnanç, devletin belediyelere siyasi aidiyetlerine göre değil, kentin sorunlarının büyüklüğüne göre yaklaşması gerektiğini belirtti.
İzmir’in ödediği verginin çok küçük bir bölümünün kente geri döndüğünü ifade eden İnanç, belediyelerin ekonomik darboğazdan siyasi ayrım gözetilmeksizin çıkarılması gerektiğini savundu.
İnanç, sosyal demokrat yerel yönetim anlayışının ortak akıl, kolektif çalışma, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine kurulması gerektiğini söyledi.
Cemil Tugay’ın karar alma süreçlerinde belediye meclisini ve meclis üyelerini daha fazla kullanabileceğini belirten İnanç, bazı kararlarda kent halkının doğrudan katılımını sağlayacak mekanizmaların da oluşturulması gerektiğini savundu.
Bu konuda Tugay’ın eleştirilebileceğini söyleyen İnanç, buna rağmen Tugay’ın kamucu yaklaşımından ve kamu kaynaklarının doğru kullanılması konusundaki hassasiyetinden şüphe duymadığını yineledi.
İzmir seçmeninin siyasi tercihlerine ilişkin de konuşan İnanç, seçimin en büyük siyasi ölçü olduğunu söyledi.
AK Parti’nin kuruluşundan bu yana İzmir’de hiçbir seçimde birinci parti çıkamadığını hatırlatan İnanç, bunun İzmir’in siyasi yapısını gösteren önemli bir veri olduğunu belirtti.
Ancak “İzmir’de kimi aday göstersek seçilir” anlayışının da yanlış olduğunu söyleyen İnanç, İzmirlinin hizmet alamadığında veya sorunları çözülmediğinde güçlü şekilde tepki gösterdiğini ifade etti.
İzmir seçmeninin Cumhuriyet değerleri, yaşam biçimi ve siyasetin dili konusunda belirgin hassasiyetleri bulunduğunu belirten İnanç, AK Parti ile İzmir seçmeni arasındaki farkın yalnızca hizmet politikaları üzerinden açıklanamayacağını söyledi.
AK Partili çevrelerden “belediye bize geçerse İzmir hizmete doyar” şeklinde bir algı oluşturulduğunu savunan İnanç, bunun İzmir seçmeni üzerinde etkili olmayacağını söyledi.
Menemen örneğini veren İnanç, AK Partili bir belediye başkanının yönetimde olmasının tek başına hizmetlerin farklılaşacağı anlamına gelmediğini belirtti.
İzmirlinin AK Parti’ye mesafesinin yalnızca hizmet miktarıyla değil yaşam biçimi, Cumhuriyet değerleri ve siyasette kullanılan ayrıştırıcı üslupla ilgili olduğunu savunan İnanç, seçim döneminde sosyal demokrat seçmenin farklı partiler arasında bölünmemesi gerektiğini de dile getirdi.
Çerçeve Yasa ve “Terörsüz Türkiye” tartışmalarına da değinen İnanç, Türkiye’nin terör sorununa ilişkin tartışmaların 1980’li yıllardan beri sürdüğünü hatırlattı.
1989 yılında sosyal demokratların hazırladığı Kürt raporunda demokratik haklar, insan hakları, bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının giderilmesi, eğitim ve sağlık sorunlarının çözülmesi gibi başlıkların bulunduğunu anlatan İnanç, sosyal demokratların barış söyleminin yeni olmadığını söyledi.
1993 yılını Türkiye’nin terör açısından en kanlı yıllarından biri olarak hatırlatan İnanç; Uğur Mumcu suikastı, Turgut Özal’ın ölümü, Sivas, Başbağlar ve Eşref Bitlis’in ölümü gibi gelişmelere dikkat çekti.
Sosyal demokrat siyasetin geçmişten beri “devletin tekliği, ulusun bütünlüğü ve yurdun bölünmez bütünlüğü” ilkelerini savunduğunu ifade eden İnanç, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nın bu ortak yurttaşlık anlayışının temel referanslarından olduğunu söyledi.
Çerçeve Yasa konusunda YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik eleştirileri de değerlendiren İnanç, Özel’e haksızlık yapıldığını savundu.
YENİ Parti’nin isminin yeni olmasına rağmen siyasi köklerinin eski olduğunu söyleyen İnanç, partisinin barış, Cumhuriyet’in bütünlüğü ve terörle mücadele konularındaki siyasi çizgisinin açık olduğunu ifade etti.
İnanç, YENİ Parti’nin diğer siyasi yapılardan farklarından birinin milletvekillerine her konuda tek bir görüşün dayatılmaması olduğunu söyledi.
Özgür Özel’in milletvekillerini Çerçeve Yasa oylamasında serbest bırakmasını doğru bulduğunu ifade eden İnanç, parti içindeki farklı görüşlerin demokratik biçimde ortaya çıkmasının doğal olduğunu söyledi.
İzmir Milletvekili Murat Bakan ile Sezgin Tanrıkulu’nun aynı meseleye farklı açılardan bakabileceğini belirten İnanç, bunun siyasi partilerde olağan kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.
Bu nedenle milletvekillerinin oylarını özgürce kullanmalarının doğru olduğunu savunan İnanç, hem “evet” hem “hayır” oyu veren milletvekillerinin barış konusunda tereddüt taşımadığını söyledi.
İnanç, Çerçeve Yasa tartışmalarında en önemli itirazlarından birinin demokrasi alanındaki çelişkiler olduğunu söyledi.
Bir taraftan “iç cepheyi güçlendirme”, “milli mutabakat” ve demokrasi söylemleri kullanılırken diğer taraftan seçilmiş belediye başkanlarının cezaevinde tutulduğunu savunan İnanç, Selahattin Demirtaş, Gezi tutukluları ve Can Atalay’ı örnek gösterdi.
Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’ün de uzun süredir tutuklu olduğunu ifade eden İnanç, hakkında iddianame hazırlanmadan siyasetçilerin cezaevinde tutulmasının demokrasi söylemiyle bağdaşmadığını söyledi.
Partisinin milletvekilleriyle bu konuyu görüştüğünü belirten İnanç, Çerçeve Yasa’ya “hayır” diyen milletvekillerinin de haklı ve meşru gerekçelerinin bulunduğunu savundu.
İnanç, Çerçeve Yasa sürecinin mevcut iktidarın görev süresini birkaç yıl daha uzatmak amacıyla kullanılması ihtimalini “en tehlikeli senaryo” olarak değerlendirdi.
Türkiye’nin terör sorununun çözümünde geçmişte çok zaman ve kaynak kaybettiğini belirten İnanç, on binlerce insanın yaşamını yitirdiğini, trilyonlarca dolarlık ekonomik kaynağın harcandığını söyledi.
Geçmişte kullanılan sert siyasi söylemlerin de bugün sorgulanması gerektiğini savunan İnanç, yurttaşların “Bu çözüm mümkünse neden yıllarca beklediniz?” sorusunu sormasının doğal olduğunu ifade etti.
Özgür Özel’in bu süreçte yaptığı açıklamaları doğru bulduğunu belirten İnanç, barıştan veya Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünden taviz verilmediğini söyledi.
İnanç, son olarak sosyal demokrat belediye başkanlarına yönelik operasyon ve tutuklamaları eleştirdi.
Bir taraftan demokrasi ve barış söylemi kullanılırken diğer taraftan belediye başkanlarının sabah operasyonlarıyla gözaltına alınmasını ve henüz haklarında iddianame hazırlanmadan cezaevinde tutulmasını doğru bulmadığını söyledi.
Tunç Soyer ve bazı eski belediye yöneticilerine yönelik süreçleri de örnek gösteren İnanç, geçmişte farklı davalardan beraat etmiş kişilerin yeni iddialarla tutuklu tutulmasını eleştirdi.
Çerçeve Yasa tartışmalarının sağlıklı biçimde yürütülmeden yeni anayasa konusunun gündeme getirilmesini de yanlış bulduğunu belirten İnanç, esas itirazlarının demokratik standartların çelişkili biçimde uygulanmasına yönelik olduğunu ifade etti.
Sayfa başına git







