
Babacan, Kars’ta partisinin yeni İl Başkanlığı'nın açılışına katıldı. Partisinin Kars il Başkanı Ümit Atabey ile birlikte katılığı açılışın ardından gazetecilere açıklamada bulunan Babacan, Türkiye’nin bir tarım politikası olmadığını söyledi.
Kars ve Ardahan’da çiftçinin ve esnafın sorunlarını dinlediğini belirten Babacan, Türkiye’nin Avrupa'nın en genç nüfusuna sahip olduğuna dikkati çekerek, ülkenin şu anda birçok alanda Avrupa’nın çok çok gerisinde olduğunu söyledi.
Ülkede enflasyonun tek haneye inmesi için sistem değişikliğine ihtiyaç olduğunu ifade eden Babacan, son 10 yıldır enflasyonun tek haneye indirilemediğini, ülkeyi yöneten kadroların bir an önce değişmesi gerektiğini kaydetti.
"TÜRKİYE ELİNDEKİ POTANSİYELLERİ DEĞERLENDİREMİYOR"
Kars ve Ardahan ile birlikte Türkiye’nin tarım alanları, meraları ve genç nüfusuyla büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirten Babacan, “Türkiyemiz çok büyük bir ülke, Avrupa'nın en büyük toprakları bizim. Avrupa'nın en büyük tarım alanları bizim. Avrupa'nın en büyük meraları bizim. Avrupa'nın en büyük ve en genç nüfusu bizim. Aslında bu büyük ve güzel ülkenin çok büyük bir potansiyeli var. Fakat bu potansiyeli değerlendiremiyoruz.
Türkiye maalesef şu anda olması gereken noktanın çok çok gerisindedir. Biliyorsunuz 2023 yılı için 500 milyar dolarlık bir ihracat hedefi vardı. Şimdi bakıyoruz şu anda bulunduğumuz noktada 300 milyar dolar ihracat geçti diye ülkeyi yönetenler müjde haberleri yapıyor. Müjdeli basın toplantılarıyla diyorlar ki yüzde 2 artırdık ihracatı, yüzde 3 artırdık. İhracatı artırdık diyorsunuz da bu koskoca ülke canlı hayvanda, ette ithalata mahkum hale geldi. Artık ithalat standart hale geldi. Şöyle baktım Ardahan'ın, Kars'ın koca yaylaları ve meraları var. Ama belki kapasitesinin yüzde 10 oranında büyükbaş, küçükbaş hayvanla ancak karşılaştık.
"HALA DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN CANLI HAYVAN VE ET İHRAÇ EDİYORUZ"
Bu potansiyel burada dururken dünyanın öbür ucundan hem de en uzak ucundan Güney Amerika'dan Türkiye'ye canlı hayvan getiriyoruz, et getiriyoruz. Yani bunlar gerçekten olmayacak işler. Bunun asıl en önemli sebebi Türkiye'nin bir tarım politikası yok. Yani bir ülkenin bir tarım politikası olur. Politika ne demektir? Çiftçiye, üreticiye yön gösterirsin. Dersin ki ‘3 sene sonra, 5 sene sonra benim devlet olarak planım budur. Üreticilerimizden beklentimiz budur. Şu ürünü şu bölgede şöyle destekleyeceğim. Şu ürünle ilgili şöyle planım var, programım var’ dersiniz. Bir öngörülebilirlik getirirsiniz. Bu öngörülebilirlikle beraber insanlar plan yapar, üretim yapar, üretimin karşılığını alır, alın terini, bilek gücünü, helal kazancın üretimle buluşması sağlanır. Şu anda maalesef bunların hiçbirisi yok. Asıl en önemli sorun da o. Kimse önünü göremiyor. Kimse yarınlarla ilgili bir plan, program yapamıyor.
En çok da üzüldüğümüz gençler topraktan, tarımdan, üretimden uzaklaşıyor. Bu çok büyük bir problemdir. Yani bir ülkenin gençleri eğer tarımdan, topraktan, üreticilikten uzaklaşıyorsa bu ülkenin beka meselesidir. Şimdi ülkenin gıda güvenliği meselesidir. Bunlara gerçekten çok hızlı bir şekilde çözüm üretmek gerekiyor.
Türkiye’nin hızlı bir şekilde bir an önce ayağa kalkması gerekiyor. Bizim parti olarak, her konuda olduğu gibi hem tarım ve hayvancılıkta, esnafımızın tüm sorunlarını çözmeyle alakalı çok ciddi hazırlıklarımız var. Yani bu işi bilen, devlet yönetimi tecrübesi olan, sektörleri tanıyan, insanlarımızın yoğun bir şekilde faaliyette bulunduğu bir siyasi partiyiz."
"GÜVEN OLMAYINCA FAİZ DÜŞMEZ"
Babacan, faizin inmesi gerektiğini, bunun ise güvenle olacağını anlatarak, "Güven olmayınca faiz düşmez. Güven olmayınca ekonomi büyümez. Ekonominin temeli güvendir. Güveni sağlamak için hukuka önem vereceksiniz, adaletli hareket edeceksiniz, fırsat eşitliği oluşturacaksınız. Okulda, sokakta, herkes bu ülkenin özgür ve eşit vatandaşı hissedecek. Ancak ondan sonra ülkede adalet hakim olur" dedi.
Sulamanın Türkiye'nin büyük bölümünde problem olduğunu belirten Babacan, şöyle devam etti:
"Sulama işi çözülür ama devletin mutlaka yem parasının yarısını karşılaması gerekiyor. Gübrenin yarısını devletin karşılaması gerekiyor. Ben bir tek yine elektrikte, mazotta mutlaka devletin desteklemesi gerekiyor.
Yani 85 liraya mazotu çiftçiye verirsen bu iş olmaz. Yani mazot ve elektrik desteğinin mutlaka artırılması lazım ve çiftçimizin maliyetlerinin aşağıya doğru çekilmesi lazımdır. Yani Türkiye'de çiftçimizin yüzünün gülmesi hem de gıda enflasyonun düşmesinde yolu tarıma hayvancılığa daha fazla destek vermek gerekiyor. Başka türlü enflasyon düşmez, başka türlü çiftçiyi, halkı anlayan, dinleyen, esnafın durumunu bilen, çiftçinin haliyle hemhal olan bir yönetim gerekiyor.
"ŞU ANDA BAKANLARIN HİÇBİR YETKİSİ YOK"
Şu andaki yönetim sistemi buna izin vermiyor. Şu anda bakanların hiçbir yetkisi yok. Siz istediğiniz kadar milletvekilleriyle konuşun, bakanı yakalarsanız bakanla konuşun. Yetki yok. Bir şey yapamazlar. Dinlerler, dinlerler en sonunda soracaklar Cumhurbaşkanına; 'Efendim böyle bir şey vardı, ne yapayım' diye. Eğer yakalayıp da meseleyi anlatıp da talimatını alabilirlerse belki iş çözülecek. Bir de tehlike şu oluyor ve yanlış talimat alıyorlar. Tam anlamayınca meseleyi bir kişi nasıl iletecek 86 milyonun meselelerini de? Tam anlamayınca da yanlış talimat veriyor. Yanlış talimat verince de bakıyorsunuz düzgün giden işler de bozulabiliyor. Dolayısıyla bir an önce bu sistemin de değişmesi gerekiyor.
Yani Türkiye'de yönetimin ve yetkinin yukarıdan aşağıya devredilmesi gerekiyor. Ve Ankara merkezden de yerele doğru bu yetkinin, yönetme yetkisinin devredilmesi gerekiyor. Bu kadar büyük ülke bir kişinin bir odadan yönetebileceği bir ülke değil yani. Beceremez, olmaz.
"10 YILDIR BAŞKANLIK SİSTEMİ VAR ENFLASYON TEK HANEYE İNMEDİ"
‘Bana yetki verin görün, yapacağım’ diyordu. Yapamıyor, olmuyor. Çünkü bu bir kişinin yetkilendirilmesi meselesi değil. Ülkenin kurumlarının güçlü olması gerekiyor. Kapısını çaldığınız her bir genel müdürün, bir şube müdürünün, bir daire başkanının devlette yetkili olması ve işinizi hemen çözmesi gerekiyor. ‘Ben bilmiyorum, yukarı sorayım, yukarı sorayım’ deniliyor. Ondan sonra meseleler kayboluyor gidiyor. Çözüm üretilemiyor. Onu yaşıyorsunuz, görüyorsunuz. Onun için bu sistemin de değişmesi lazım. Yöneten kadroların değişmesi lazımdır. Türkiye'nin ehil, dürüst, işini bilen, çalmayan, çaldırmayan kadrolar tarafından yönetilmesi lazım.”
Sayfa başına git







