Ege Postası
Geri

DEM Partili Akın'dan Cemil Tugay'a sert tepki: 'Bu kadar değişkenlik ve teslim olma hali normal değil!'

DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, NEO TV'de yayımlanan Manşet programında Senem Gökdağ'ın sorularını yanıtladı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişini siyasi etik açısından sert sözlerle eleştiren Akın, "Bu kadar değişkenlik, bu kadar teslim olma halleri normal değil" dedi. Tugay'ın parti değişikliğinin İzmir'deki yönetim anlayışını da etkileyeceğini savunan Akın, belediye ihaleleri, işçilerin hakları ve kentin kaynakları konusunda uyarılarda bulundu. CHP ile YENİ Parti arasındaki tartışmaların sona ermesi gerektiğini vurgulayan Akın, İzmir'deki muhalefet güçlerine ortak mücadele çağrısı yaptı. Fon krizinden Körfez kirliliğine, Çeşme Otoyolu'nun özelleştirilmesi planlarından çevre ve enerji politikalarına kadar birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
DEM Partili Akın'dan Cemil Tugay'a sert tepki: 'Bu kadar değişkenlik ve teslim olma hali normal değil!'
Haberler / Politika
12 Ekim 2026 Pazartesi 16:30
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş

EGEPOSTASI - DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, NEO TV ekranlarında yayımlanan Manşet programında Senem Gökdağ'ın konuğu oldu. İzmir siyasetinde yaşanan gelişmeleri değerlendiren Akın, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılmasıyla ortaya çıkan siyasi tabloyu ve kenti bekleyen olası gelişmeleri değerlendirdi.

Cemil Tugay'ın Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı sürecinden itibaren kendisine yönelik itirazları bulunduğunu belirten Akın, parti değişikliğinin yalnızca siyasi bir tercih olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

AK Parti'nin İzmir'e yönelik hizmet anlayışını da eleştiren Akın, Tugay'ın parti değiştirmesiyle birlikte daha önce onaylanmayan kredilerin ve bekleyen ihalelerin önünün açılabileceğini, ancak bu sürecin kamu yararı açısından yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.

Akın, CHP ile YENİ Parti arasındaki tartışmalar yerine İzmir'in demokratik, kültürel ve toplumsal değerlerini korumaya yönelik ortak bir mücadele oluşturulması gerektiğini de vurguladı.

"Cemil Tugay'ın adaylığına başından beri itirazlarımız vardı"

Senem Gökdağ'ın Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişi ve daha önce yaptığı istifa çağrısına ilişkin sorusunu yanıtlayan Akın, yaşananları siyasi kuralsızlığın geldiği nokta olarak değerlendirdi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Gerçekten artık kuralsızlığın sınırsız hale geldiği, olmazların olduğu bir yönetim anlayışı ve anlayış biçimi ortaya çıkmış oldu.

Cemil Tugay'ın aday oluşundan bu yana bizim aslında bu televizyon kanallarında da söylediğimiz itirazlarımız vardı. Gerçekten İzmir'in mevcut toplumsal dinamiklerini temsil etmeye, İzmir'e yakışır bir siyasi temsil yapmaya ve başkanlığıyla da bunun yönetilmesine uygun bir yaklaşım biçiminde olmadığını biz en azından Karşıyaka Belediyesi pratiği içerisinde biliyorduk.

Biz kent uzlaşısı yapmıştık 2024 yılında İstanbul'da ve bazı yerlerde, Mersin'de falan. İzmir için de böyle bir çalışmamız vardı ve o günlerde yaptığımız çalışma biraz gerçekten sırf bu şeyle son dakika bozuldu ve biz mecburen aday çıkartmak zorunda kaldık.

İyi ki belki de aday çıkarttık. O zamanki pozisyonumuz daha net bir şekilde itirazlarımızla beraber ortaya çıktı.

Aday olan arkadaşlarımız Akın Birdal, eski İnsan Hakları Derneği Başkanı'ydı. Türkan Aslan da aynı zamanda bizim avukatlarımızdan birisiydi ve önemli bir çalışma da sürdürmüş olduk."

"Siyasi etik değerlerimiz bakımından korkunç bir sorun var"

Tugay'ın CHP'nin adayı olarak seçildikten sonra AK Parti'ye katılmasının seçmen iradesi açısından ciddi bir problem oluşturduğunu belirten Akın, geçişin gerekçelerini de eleştirdi.

Akın, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Şimdi neden öyle dedik? Şundan dolayı, birincisi burada ahlaken, etik olarak, siyasi etik değerlerimiz bakımından korkunç bir sorun var.

Gerekçelerini hatırlarsanız özellikle geçenlerin korku, tehdit, şantaj ne varsa arkasında olduğunu biliyoruz.

Bundan bağımsız olarak ifade edilen şeyde daha irite edici bir durum var.

Yani sen burada başka bir politik anlayış içerisinde, sosyal demokrat perspektifte, katılımcı bir anlayış biçimiyle yerel yönetimlerde daha güçlü bir şey yapacağını söyleyerek gelmiş olan bir insansın ve buraya onun için insanlar sana oy vermişler.

Şimdi tam tersi bir durumu bir de güzelleme yaparak, 'Kimsesizlerin kimsesi olan AK Parti'ye geçiyorum ve bunu onurla taşıyacağım' gibi lafların yapılması bence İzmir halkını irite etmiş durumda.

Beni de şahsen o gün en çok rahatsız eden cümle bu oldu.

Ben o gün Meclis'te de söyledim bunu. Bu siyasi etik değerleri bakımından doğru değil, anlayış olarak doğru değil."

"AK Parti, bizden olursanız hizmet olur mesajı veriyor"

Senem Gökdağ'ın bu yaklaşımın bir itiraf niteliği taşıyıp taşımadığını sorması üzerine Akın, kamu kaynaklarının siyasi parti tercihlerine göre dağıtılmaması gerektiğini söyledi.

Akın, iktidarın İzmir'e yönelik tutumunu eleştirerek şu ifadeleri kullandı:

"İkincisi bunu söylemek aynı zamanda şunu gerektiriyor: AK Parti şu mesajı veriyor bize; 'Bizimle birlikte olursanız hizmet olur, eğer bizden olmazsanız hizmet olmaz.'

Bu bence bizim Türkiye'deki hukuk sistemimizin, yurttaşlık hakkının nereye kadar indiğini gösteren bir durum ve bu biraz pervasızca da söyleniyor.

Ben o gün Genel Sekreter Meclis'e gelince daha ciddi bir şekilde itirazımı söylemek istedim.

Bu onursuz bir durum aslına bakarsanız.

Siz buradan kendinize bir politik fayda çıkartacağınızı düşünüyorsanız, İzmir'de Cemil Tugay'ın geçmesine bağlı olarak böyle bir durum olmayacak.

Ama bence onların Cemil Tugay şahsında İzmir'de potansiyellerinin artacağını beklemekten daha öte hesapları olduğunu düşünüyorum.

AK Parti zihniyetinin temelinde böyle bir durum var zaten.

İzmir'in evet kronikleşmiş sorunları var. Bu sorunlar kendiliğinden çıkmadı ortaya.

Bu iktidar 24 yıllık iktidarı içerisinde bütçesine en fazla para katılan İzmir'e en az destek veren bir iktidar."

"Bekleyen ihalelerin ve verilmeyen kredilerin önü açılabilir"

Tugay'ın AK Parti'ye geçmesinin ardından İzmir'e yapılacak yatırımların hızlanabileceğine yönelik değerlendirmelere de değinen Akın, bu süreçte ortaya çıkabilecek ekonomik ilişkiler hakkında uyarılarda bulundu.

Akın, şunları söyledi:

"Şimdi bunun gereğini yapacağız diyorlar. Neden? AK Parti'ye geçince yapacaklar diyorlar.

Bence halka hizmetten daha başka bir şey yapacaklar.

Bakın önümüzdeki dönemde birçok ihalenin, bekleyen ihalelerin, verilmeyen kredilerin önü açılabilir.

Ama bunun maksadı bence büyük ölçüde İzmir halkına hizmet etmek gibi görünen, ancak pratik olarak buradan elde edilen kredileri birilerinin kullanmasına sebep olan sonuçlar üretecek.

Ve İzmir daha çok borçlandırılacak.

Bakın Cemil Tugay, belediye başkanlığı döneminde eleştirdikleri Tunç Soyer döneminin borçlanmasından çok daha fazlasını yaklaşık iki buçuk yıllık zaman içerisinde gerçekleştirmiş durumda.

Öyle iddia edildiği gibi 'Belediyeyi batırdılar' diye söyledikleri şeyin çok daha üstünde bir borçlanmayla şu anda iki buçuk yıl geçmiş durumda."

"İzmir halkının kaynaklarının birilerine peşkeş çekileceğini düşünüyorum"

Türkiye'de kamu kaynaklarının belirli sermaye gruplarına aktarıldığını savunan Akın, benzer bir tablonun İzmir'de de ortaya çıkabileceğine yönelik endişelerini dile getirdi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Ben İzmir halkının bütün kaynaklarını birilerine peşkeş çekeceklerini düşünüyorum.

Bakın 24 yılda Türkiye'deki sermaye birikimi birilerine de transfer edildi. Ve 24 yılda eski sermaye grupları yerine yeni sermaye grupları inşa edildi.

AK Parti bunlara transfer ettiği sermayelerle Türkiye'nin bütçesini onlara verdi ve onlarla beraber iktidarda kalmanın politikasını yapıyor.

Yani beşli çete artık daha çok çetelere dönüşmüş durumda.

Buradan biz şunu görüyoruz: Bu yapılan ihalelerin bir kısmı doğrudan ya da dolaylı bir şekilde birilerine gidiyor.

Dolayısıyla İzmir halkına hizmete gitmeyecek.

Konuşacağımız her sorunun altında biz böyle bir durum olduğunu düşünüyoruz."

Akın'ın kamu kaynaklarının kullanımına ve gelecekteki ihalelere ilişkin değerlendirmeleri, kendisinin siyasi öngörü ve iddialarından oluşuyor.

"Tugay, İzmir'in ortak yaşam kültürüne de zarar verdi"

İzmir'in farklı kültürlerin ve siyasi geleneklerin bir arada yaşayabildiği bir kent olduğunu vurgulayan Akın, Tugay'ın parti değiştirmesinin bu ortak yaşam anlayışını da etkilediğini savundu.

Akın, şöyle devam etti:

"Cemil Tugay sadece kişisel hesapları bakımından değil, aynı zamanda bizim İzmir'deki geleneklerimizi, demokratik yapımızı ve farklı farklı kültürden, siyasal geleneklerden olan insanlar arasındaki uyumu ve ortak yaşam alanını da bozdu.

Bakın buraya gelen insanlar oluyor.

Dün bir panele katıldım. Panelde eski Diyarbakır Belediye Başkanımız Selçuk Mızraklı gelmişti. Meral Danış gelmişti.

Biz süreci konuşuyoruz bu arada ama dışarıdan gelen insanlarla konuşuyoruz.

'İzmir çok garip bir yer, insanı kendine benzetiyor' diyorlar.

Denizin dibinde, trafiği sıkıntılı ama bir demokratik, bir hoşgörü durumu var burada diye bakıyor insanlar.

Şimdi biraz eski İzmir değil bence. Mozaik çok değişti.

Derneklere katıldım. Van'ın, Muş'un ve Ağrı'nın dernek açılışlarına katıldık ve gerçekten orada da aynı şeyi gördük."

"Günlük tutum değişiklikleri güvensiz ve samimiyetsiz bir fotoğraf ortaya çıkardı"

Cemil Tugay'ın CHP'den ayrılmasının ardından yaşanan siyasi süreci de değerlendiren Akın, Tugay'ın kısa aralıklarla farklı tutumlar sergilediğini belirtti.

Akın, şunları söyledi:

"Ben buradan şunu düşünüyorum: Cemil Tugay'ın siyaset değişikliği falan meselesi değil.

Belki de daha net bir politik duruşla, daha somut bir tavır geliştirilebilir.

Çünkü biraz AK Parti karşıtlığı, onun yaptığı faaliyetlere karşı itirazda insanların elini kolunu bağlıyordu.

Cemil Tugay biliyorsunuz CHP'nin başına mutlak butlan tartışması gelince hemen itiraz etti. Sanki çok demokratik bir tavır göstermiş gibi bağımsız oldu.

Sonra başka bir şey...

Bu günlük tutum değişiklikleri zaten inanılmaz istikrarsız, güvensiz ve samimiyetsiz bir fotoğraf çıkarttı.

Kimsenin bunu ayrıca okumasına gerek yok."

"Verdiği sözü tutamayan siyasetçi o makamdan ayrılabilmeli"

Senem Gökdağ'ın Tugay'ın parti değişikliğinin arkasındaki iddiaları ve bundan sonra belediye yönetiminde özelleştirmelerin artıp artmayacağını sorması üzerine Akın, siyasi temsil görevlerinin ahlaki sorumluluğuna dikkat çekti.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Benim gördüğüm durum şu: Bunu kim yaparsa yapsın, ister AK Parti yapsın, ister CHP yapsın, ister YENİ Parti yapsın.

Toplumsal temsiliyeti sağlayan, belediye başkanı olan, meclis üyesi olan, milletvekili olan insanların toplum nezdinde bu kadar çürümeyi ve çözülmeyi yaratacak davranışlar içerisine girmesi kabul edilecek bir şey değil.

Bu böyle olunca biraz onurlu davranış gerektirir.

'Ben size verdiğim sözü tutamıyorum. Bu makamı da mevkiyi de temsil etmeye daha fazla devam etmek istemiyorum. Toplumsal temsiliyetteki bireylerin, özellikle temsil yapan insanların örnek olması gereken davranışları gösteremiyorum. Hak etmediğim için de ayrılıyorum' diyebilmesi lazım.

Bu da mümkün olması lazım."

"Bir görüşmeyle etkileniyorsa zaten o işleri yapmasın"

Tugay'ın siyasi görüşlerindeki değişimin bir görüşmeyle açıklanamayacağını savunan Akın, siyaset yapan kişilerin mücadele ve baskılar karşısındaki sorumluluklarına dikkat çekti.

Akın, şöyle konuştu:

"Yok, bence böyle hissetmiyor. Zaten böyle hissetse böyle davranmaz.

O her türlü manevrayı, dün söylediğini bugün yalanlamayı meşru gören bir anlayışa varmış.

Hemen ikna oluveriyor bir görüşmeyle.

Yaşı belli bir yere gelmiş bir arkadaş. Kusura bakmasın da böyle bir görüşmeyle etkileniyorsa zaten o işleri yapmasın.

Benim buradan gördüğüm başka bir ders çıkartılması lazım.

Partilerde bu kadar zikzaklı değişkenlik halleri, aslında o partilerin kendi iç dinamiğiyle, kendi öz fikirleriyle, bunlara inanan ekipleriyle ve kadrolarıyla o siyaseti temsil etme konusunda ciddi eksikleri olduğunu da gösteriyor.

Bu bizim için de olabilir, başkası için de olabilir.

Bu kadar değişkenlik, bu kadar teslim olma halleri normal değil."

"DEM Parti olarak çok ağır süreçlerden geçtik, mücadele etmekten vazgeçmedik"

Siyasi mücadelede karşılaşılan hukuki ve idari baskıları örnek gösteren Akın, siyasetçilerin bu zorlukları göze alması gerektiğini söyledi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Bir mücadeleyi sonuna kadar götürme onurunu, aynı zamanda mücadelesine inanan insanların yapması lazım.

Bakın biz 11 yıldır DEM Parti olarak başımıza gelmedik bela kalmadı. Her türlü şeyi yaşadık.

Benim hakkımda altı tane dava açıldı. Bunların hepsiyle uğraştık.

Ama bununla mücadele etmeyi göze alamıyorsan Türkiye'de siyaset yapmayacaksın.

O temsil kabiliyetine ve makamına gelmeyeceksin.

Geliyorsan onun sorumluluğunu taşıyacaksın.

Aksi takdirde gerçekten o hakkı teslim etmeyen insanlar bence bu işleri yapmamalı.

Siyasi partiler kendi seçimlerini de buna göre yapmalılar.

Öyle popüler birtakım insanlar üzerinden siyaset yaparsan o popüler insanlar bir anda kabuk değiştirebiliyor, bir anda fikir değiştirebiliyor.

Dolayısıyla ben Cemil Tugay'ın siyasi geçmişi bakımından araştırdığımda böyle bir politik pratiği, mücadelesi olmadığını görüyorum.

O mücadele içerisinde emek harcamamış insanlar da kolaylıkla böyle rol değişiklikleri yapabiliyorlar diye düşünüyorum."

"CHP ile YENİ Parti arasındaki kavga artık bitsin"

Senem Gökdağ'ın Tugay'ın aday gösterilmesindeki siyasi sorumlulukları sorması üzerine Akın, geçmişte yapılan hatalar üzerinden yürütülen tartışmaların artık İzmir'e fayda sağlamayacağını belirtti.

Akın, özellikle CHP ile YENİ Parti arasındaki çekişmenin sona ermesi gerektiğini vurguladı.

"Elbette bu konuda verilen bir kararın yanlışlığını biz görüyoruz ve bunun aslında bu saatten sonra düzeltilmesi mümkün değil.

Şimdi gelinen aşamada siyasi aktörlerin ve partilerin birbirini yıpratmaya varan sonuçları yerine, ben mesela şahsen şu anda İzmir'de neden aday yaptığınız üzerinden birbirini yıpratan kavganın parçası olmak istemiyorum.

Neden? Artık ders çıkartmak ve buradan da önümüzdeki dönemde yaratılmış olan tahribatın nasıl önlenebileceğini konuşmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Benim asıl derdim şu anda şu: Bu YENİ Parti, CHP arasındaki kavga artık bitsin.

Ayrı ayrı partilersiniz.

Yaptığınız hataları, yaptığınız muhasebeleri bir kenara bırakın."

"İzmir'in demokrasi güçleri ortak mücadele planı oluşturmalı"

İzmir'deki demokratik ve toplumsal güçlerin ortak bir zeminde buluşması gerektiğini belirten Akın, belediye yönetimindeki değişimin işçi hakları, kamu kaynakları ve kent kültürü açısından yakından izlenmesi gerektiğini söyledi.

Akın, şunları kaydetti:

"Önümüzdeki dönemde, örneğin İzmir somutluğunda konuşuyorum, İzmir'deki var olan bütün güçler bir araya gelip İzmir'in ortak değerlerine, ortak mücadele pratiklerine, yaratılmış olan çoğulcu kimliğine ve birbirine olan saygıya sahip çıkmalı.

Emekçilerin kazanmış olduğu hakları ortadan kaldıracak, bu ihaleler vasıtasıyla birtakım usulsüzlük hikâyelerine girilmesine sebep olacak durumların ortadan kaldırılması için herkesin hedefe yoğunlaştığı bir mücadele, bir planlama yapılmasında fayda var."

"Belediye işçilerinin durumu riskli, işten çıkarmalar yaşanabilir"

AK Parti'nin Tugay'ın parti değişikliği sonrasında İzmir'e yönelik çeşitli planlar hazırladığını düşündüğünü ifade eden Akın, belediye çalışanlarının geleceğine ilişkin de endişelerini dile getirdi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Bu geçiş sonrası benim kanaatim şudur: AK Parti bu işi yaparken önüne birtakım hedefler, planlar koydu bile şu anda.

Bir şeyler yapacaklar. Yapacakları işi az çok tahmin ediyoruz.

İşçilerin durumu da bence riskli.

İşten atılmalar dahil olmak üzere, ücret politikası dahil olmak üzere her şey olabilir.

İhaleler sırasında kime ne verilecek ve buradan kime ne geçecek meselesi de olabilir.

Hepsi olabilir.

Bunun karşısında önümüzdeki dönem Cemil Tugay yönetimi bence iradesini teslim etmiş oldu.

AK Partili bir yönetim organı oluşturulacak. Genel Sekreter vasıtasıyla bu işleri yönetecekler.

Cemil Tugay'ın sözünün bir kıymeti olmadığını, onun itibarının ve iradesinin çok kıymeti olmadığını göreceğiz zaman içerisinde."

Akın, belediyenin gelecekteki personel ve ihale politikaları hakkındaki değerlendirmelerini olasılık ve siyasi öngörü olarak dile getirdi.

"Meseleyi Cemil Tugay tartışmasının ötesine taşımak gerekiyor"

Akın, İzmir'deki muhalefetin yalnızca Tugay'ın siyasi geçmişini tartışmakla yetinmemesi gerektiğini de belirtti.

"Bu kavramlar artık tepkimizi ve öfkemizi ifade etmek için biraz yükselerek kullanılıyor.

Meseleyi ben artık Cemil Tugay meselesi olmaktan çıkartmak gerektiğini düşünüyorum.

Nereden geldi, nasıl geldi tartışması bizi geriye götürecek ve o bizi aslında hedeflerimizden ve yapacaklarımızdan alıkoyacak.

Asıl önümüze yoğunlaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Gerçekten İzmir'in bu konuda bir geleneği vardır.

Bu gelenek bence son zamanlarda çok yıpratıldı, inanılmaz yıpratıldı.

Bunda muhalefet partilerinin de çok büyük etkisi var. Bunu da kabul edelim.

Ama artık buradan ders çıkartalım.

Sonuç olarak birilerinin varlığı, diğerlerinin zayıflığı değil, asıl ülkenin geleceğiyle ilgili bir durumla karşı karşıyayız.

Eğer halkı düşünüyorsak, İzmir'in geleneklerini ve geleceğini düşünüyorsak, burada yaşamak istiyorsak buranın daha fazla kötüleşmesinin önünde nasıl engel olabiliriz mücadelesine yoğunlaşmamız gerektiğini düşünüyorum."

Fon krizine ilişkin açıklamalar

"Bu rejim şeffaf değil, görünen yalnızca küçük bir bölüm"

Programın devamında Senem Gökdağ, fon krizinde mağdur olan vatandaşların zararlarının nasıl karşılanacağına ilişkin sorular yöneltti.

Fon krizinde adı geçen isimlerin yalnızca ortaya çıkan bölüm olduğunu savunan Akın, iktidarın yürüttüğü süreci şeffaf bulmadığını söyledi.

Akın, şunları kaydetti:

"Şimdi bu rejim şeffaf bir rejim değil.

Mesele sadece Kaya meselesi, Fatma meselesi falan değil.

O aslında görünen ve açığa çıkan yüzü.

Ben ona gerçekten 'lağım patladı' dedim.

O sistem taşımıyor ve bu sistem patladı.

Buradaki temel problem bence şu: Bu normal devam ettirilebilirdi.

Bir iç kavga var burada.

Birbirlerinden neredeyse parayı dolandırmış gözüküyorlar.

Eski mesela diyelim ki ekonomi bakanının dört tane şirketi fona para yatırmış ama yatırılan fondan büyük zarar etmiş, öbür bakan da oradan kâr etmiş.

Bence bir kavga da var burada."

"SPK'da rapor hazırlandı, usulsüzlükler tespit edildi ama işlem yapılmadı"

Fon işlemlerinin daha önce ekonomi yönetiminin bilgisine sunulduğunu öne süren Akın, Sermaye Piyasası Kurulu içerisinde hazırlanan bir rapora ilişkin iddialarını da paylaştı.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Nasıl açığa çıktığı konusunda az buçuk kamuoyu biliyor zaten artık.

Bu bir yıldır takip edilen, itiraz edilen bir durum.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in uyarısı var.

Bir rapor hazırlanmış.

SPK içerisinde görevlendirilen bir kişi rapor hazırlamış.

O raporu yapan kişi bize bilgi aktardı.

Aktardığı bilgiler gerçekten çok ilginç.

Yapılan usulsüz işlemlerle ilgili ceza müeyyidesi koymuş orada.

Şu kadar işlem yapılmış, bunların şu şekilde cezalandırılması lazım, usulsüz diye.

Bu kapatılmış.

Eski SPK Başkanı istifa etmiş.

Yedi ay önce yapılmış. Evet, yedi ay önce.

Sonra onun yardımcısı SPK Başkanlığına gelmiş ve o yardımcısı bu meseleyi biliyormuş."

İsviçre bankası iddiası: "Para transferinin kaynağı sorgulanınca ortaya çıktı"

Fon krizinin nasıl açığa çıktığına ilişkin bazı bilgiler edindiklerini söyleyen Akın, yurt dışına yapılan para transferlerini de gündeme getirdi.

Akın, anlatımında şunları söyledi:

"Nasıl çıkıyor açığa?

Transfer yapılmış İsviçre'deki bir bankaya.

O banka geriye dönerek bu paranın nereden bulunduğuyla ilgili soru sormuş.

İkna olmamış.

İkna olmayınca Dışişleri Bakanlığı'na sormuşlar.

Dışişleri Bakanlığı da bu işi açığa çıkartmış, bildiğimiz kadarıyla durum öyle.

İçeride bir kavga var.

Ama benim gördüğüm, galiba saray merkezli örgütlenen sistem birtakım açıklar veriyor.

Bir kısım farklı noktalara götürüyor bu durumu.

Dolayısıyla onun yarattığı bir problemin ifşa edildiğini düşünüyorum."

Akın'ın SPK raporu, para transferi ve fon krizinin ortaya çıkış sürecine ilişkin aktardığı bu bilgiler bağımsız olarak doğrulanmış değil.

"Haksız alınan para geri verilince suç ortadan kalkmaz"

Fon mağdurlarına yönelik hazırlanan yasal düzenleme çalışmalarına da değinen Akın, yalnızca paraların iade edilmesinin yeterli olmayacağını söyledi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Şimdi yasal düzenleme yapmak için teklif getiriyorlar.

Yarın herhâlde Meclis'e getirilecek, komisyona getirilecek. Komisyon metnini görmedim ama 11 maddelik bir düzenlemeden bahsediyorlar.

Şimdi burada mesele şu: Bu dolandırıcılığı yapanların cezalandırılması gerekiyor.

Sanki bakandan usulsüz aldığı parayı iade alınca her şey düzelecekmiş gibi bakılıyor.

Hukukta böyle bir usul yok.

Şimdi Adalet Bakanı diyor ki öyle kalmayacak.

Ama belediye başkanları usulsüzlük yapmış, dolandırıcılık yapmış diye, hırsızlık var diye bağırıyorlar ortalıkta.

Bunu bu kadar basitçe anlatmak hiç kolay değil."

Cevdet Yılmaz'ın özel kalem müdürü hakkında dikkat çeken iddia

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın özel kalem müdürünün fon işlemlerine ilişkin açıklamalarını da değerlendiren Akın, söz konusu işlemlerde büyük miktarda paranın nasıl toplandığının araştırılması gerektiğini belirtti.

Akın, konuşmasında şu iddiaları dile getirdi:

"Cevdet Yılmaz'ın açıklaması sırasında İzmir milletvekili arkadaşımız da bir şey söyledi. O bence şok etkisi yarattı.

Kendi özel kalem müdürü de 7 milyar lirayı etrafından alıvermiş ve yatırıvermiş.

Ondan dolayı da zarar etmiş.

Şimdi 7 milyar rakamını o kadar kolay telaffuz ediyorlar ki bir çalışan hemen etrafındaki arkadaşlardan sanki 200-300 lira ya da 500 lira, 1000 lira para toplamış gibi bakılıyor.

7 milyardan bahsediyoruz yani.

Bu kadar kolay tarif edilmesi mümkün değil.

Gerçekten bu etik anlamda olacak bir şey değil.

Bu 7 milyarı öyle toplayıp da yatırmak da borsa usulü bakımından doğru değil.

Parayı nereden aldın? Neye göre yatırıyorsun?

Niye herkes kendi parasını yatırmıyor da sen topluyorsun parayı yatırıyorsun?

Bunların hepsi arızalı ve sorunlu işler.

Doğal olarak Cevdet Yılmaz'a ben şahsen böyle bir özel kalem müdürünün orada kalmasının sizin de oradaki pozisyonunuzu sorgulatacağını söyledim Meclis'te.

Çünkü artık birazcık ahlaklı siyaset yapmaya ihtiyaç var. Örnek olmaya da ihtiyaç var."

"Fon krizinin etkisi yalnızca doğrudan mağdurlarla sınırlı değil"

Fon krizi nedeniyle bireysel yatırımcıların yanı sıra emeklilik birikimi bulunan vatandaşların da kayıp yaşadığını savunan Akın, olayın Türkiye ekonomisi üzerinde çok daha geniş bir etkisi olabileceğini söyledi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Şu anda 224 kişiden bahsediliyor. Sadece birkaç kişiden bahsedilmiyor.

Bu insanların durumu nedir, geriye kaç para alındı, nasıl ödenecek para meselesi önemli.

Ama sadece borsa sınırları içerisinde 450 bin, 500 bin insandan bahsediliyor.

O değil problem sadece.

Bakın bu durum bence örneğin devletin desteklediği BES meselesini, yani bireysel emeklilik sistemini de çok etkiledi.

İnanılmaz zarar görüyor insanlar.

İnsanlar aylık maaşından birikim elde etmek için oraya para yatırmışlar.

Bu konuda çok fazla talep geliyor.

Daha doğrusu bize kaygılarını iletiyor insanlar.

'Benim param ne oldu şimdi?' diyorlar.

Parasının yüzde 50 civarında azaldığını söyleyen insanlar var.

Şimdi ne olacak?

Sorun sadece oraya para yatıranların ve belirli bir tutarın altında yatırımı olanların ödenmesiyle sınırlı değil.

Başka insanlar da buradan çok ciddi zarar gördü.

Toplam zarar konusunda 90 milyar dolarlık rakamlardan bahsediliyor.

Bu, depremde yaratılan ekonomik sonuçlara benziyor.

11 ilin yaşadığı büyük yıkımın maliyetiyle ilgili yapılan değerlendirmeleri hatırlatıyor.

Bu kadar ağır bir durum."

Akın'ın fon krizinin toplam maliyetine ve mağdur sayılarına ilişkin dile getirdiği tutarlar bağımsız olarak teyit edilmiş veriler olarak değerlendirilmemeli.

"Meclis araştırma komisyonu kurulmalı, bütün partiler birlikte çalışmalı"

Fon mağdurlarının zararlarının karşılanması için açıklanan çalışmaların yetersiz kalacağını savunan Akın, sürecin bütün siyasi partilerin katılımıyla araştırılması gerektiğini söyledi.

Akın, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin ekonomik tablosunda sanırım bu kadar ağır bir tablo yaşanmamış durumda.

Bunun kolay çözülmeyeceğini düşünüyoruz.

Maliyetinin ağır olacağını düşünüyoruz.

Ancak bunun toplumsal maliyetini nasıl geriye döndürecekler ve çözecekler meselesi bence o kadar kolay değil.

Benim gördüğüm, daha düşük tutarda yatırım yapmış olanların paralarını verdiklerinde kısmen tepkileri azaltacaklar.

Ama bu yetmez.

Türkiye ekonomisinin maliyeti açısından bakıldığında, enflasyona etkisi açısından bakıldığında, emeklilerin, işçilerin paralarının değer kaybetmesi açısından bakıldığında bu daha kötü bir durum.

Bizim açımızdan bu gerçekten şeffafça düzeltilmediği zaman çözülmeyecek.

Ben artık iktidarın sözlerinin kıymetinin kalmadığını düşünüyorum.

Bir an önce araştırma önergesi kabul edilerek bütün milletvekillerinin, Meclis'teki bütün muhalefet partilerinin katılımıyla bir dosya hazırlanmalı.

Herkesin katıldığı bir yerde aslında onların işi daha kolay olabilir ama öyle yapmıyorlar.

'Biz yaparız, ederiz' diyorlar.

Çünkü daha fazla bu işin kendi iç dünyalarında yaratılmış olan tahribatının görülmesini istemiyorlar.

Kapatmak istiyorlar."

"Tugay'ın geçişini gündem değiştirmek için kullandılar"

Senem Gökdağ'ın fon krizinin gündemden düşürülmesi amacıyla siyasi gelişmelerin ön plana çıkarıldığı iddialarını sorması üzerine Akın, AK Parti'nin Tugay'ın katılımını yoğun biçimde gündeme taşıdığını söyledi.

Akın, şöyle konuştu:

"Evet, böyle gündem değiştirmek için yaptıkları bir durum da var.

Onlar kendi dünyalarında, kendi medyalarında buna başvuruyor.

'Önemsemeyin, bakın bize ne kadar teveccüh var, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da geliyor' deyip onun propagandasını abartılı bir şekilde parlattılar zaten.

Öyle yapmaya çalışıyorlar."

İzmir Körfezi, tüp geçit ve çevre sorunları

"Körfez'in kirliliği yalnızca İzmir Belediyesi'nin sorunu değil"

Programda İzmir Körfezi'ndeki kirlilik, belediyenin temizlik çalışmaları ve gündeme gelen tüp geçit projesi de ele alındı.

Körfez'deki kirliliğin yalnızca Büyükşehir Belediyesi'nin faaliyetlerinden kaynaklanmadığını belirten Akın, Gediz Nehri üzerinden farklı illerden gelen atıklara da dikkat çekti.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Körfez temizliğiyle ilgili aslında Bakanlıkla belediye arasında sorun vardı.

Biz sadece İzmir'in kirletmesiyle orantılı bir sonuç olmadığını, bunun aslında dört ilin kirliliğinin Gediz üzerinden Körfez'e akması sebebiyle de önlenmesi gereken bir sorun olduğunu ifade ettik.

Çevre Bakanlığı'nın buradaki işletmelerden, özellikle fabrika ve başka alanlardan kaynaklanan kirliliğe müdahale etmesi gerektiğini söyledik.

İzmir Körfezi'nde kirlenmeyi birlikte ancak çözebileceğimizi ifade etmeye çalıştık.

Gerçekten bu konuda, demin bahsetmiştik, 'Bizden olursanız destek veririz, olmazsanız ceza keseriz' anlayışı yaşandı burada.

İki sefer biliyorsunuz ceza kesildi.

Haksız olmayabilirler ama yöntem bu değil.

Burada bir kirlenme var, önlem alınamamış durumda.

Burada çok ciddi başka sorunlar var."

"Körfez'e tonlarca kil döküldü, bilim insanları itiraz etti"

İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Körfez'de yürüttüğü bazı temizlik çalışmalarını da eleştiren Akın, uygulanan yöntemin bilimsel olmadığını öne sürdü.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"İzmir Belediyesi bir ihale yaptı burada.

Yaptığı ihaleye aslında bilim insanları itiraz etti. Doğru değil diye.

Kil döktüler buraya. Tonlarca kil döktüler buraya.

Dört tane gemiyle buradaki işleri yapmaya çalıştılar.

O zaman biz açıklama yaptık. İçeriden arkadaşlar bilgi verdiler.

Bu doğru değil, usule uygun yapılmıyor, bilimsel değil.

Dolayısıyla denizin altyapısını hareketli kılmadan orayı çökerterek kirlenmeyi aslında bastırıyorsunuz.

Ama orası daha büyük patlayacak diye söyledik.

Halının altına süpürmek gibi aslında.

Böyle söylenmesine rağmen yaptılar.

Sonra yapılan tespitler sonrası yapılan işin yanlış olduğu kabul edilmiş oldu.

Şimdi onu temizlemekle meşguller."

Aliağa'daki atık tesisine tepki: "Kokudan girilmiyor"

Körfez'den çıkarılan atıkların bertaraf edilmesi sürecine de değinen Akın, Aliağa'daki bir tesise ilişkin gözlemlerini paylaştı.

Akın, şunları söyledi:

"Ben geçen Aliağa'ya yaklaşık iki ay önce gittim.

Buranın bataklığını götürüp Aliağa'da, içinde kimyasal da var şimdi dolayısıyla, enerjiye dönüştürmek için bir şirkete vermişler.

Her yerden oraya atık geliyor.

Ve inanılmaz bir şekilde o köylülerin etrafındaki tarım alanları, hayvancılık yapan insanlar inanılmaz rahatsızlar.

Gitseniz oraya zor gidiliyor.

Yeni yapmışlar, bir çukur açmışlar, açık çukurda.

Güya oradan enerji üretecekler.

Kokudan girilmiyor.

Bu kadar kuralsızca bu işin yapılması mümkün değil.

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir sistem yok.

Dolayısıyla İzmir Körfezi bir bütün olarak bizim hayatımızı çok etkileyen bir durum.

Aliağa zaten yeterince kirlenmiş bir yer."

"Tunç Soyer döneminde hazırlanmış bilimsel projeye geri dönüldü"

İzmir Körfezi'nin temizlenmesi konusunda daha önce hazırlanmış projeleri de hatırlatan Akın, bilimsel çalışmaların esas alınması gerektiğini söyledi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"İzmir Körfezi İzmir'e ait bir sorun değil tek başına ama İzmir'in de yapması gereken sorumlulukları var.

Yıllardır yapılmayan işlemler var.

Aslında Tunç Soyer döneminde hazırlanmış proje vardı.

Geri dönüp oraya geldiler ama bir sürü işlerden sonra oraya geldiler.

Umarım o proje ortak, bilimsel olarak hazırlanmış bir projeydi, hayata geçirilebilir.

Ben 11 kere bu sorunu gösterdim.

Bir an önce bu meseleye müdahale edilmesi gerekir diye.

Ben yıllardır uğraşıyorum.

Milletvekilliğiyle sınırlı olmayan, yaklaşık 35 yıllık İzmir siyasal pratiğimde İzmir sorunlarına en fazla uğraşan insanlardan birisi olabilirim.

Çevre meselesi, kanal meselesi ve diğer konular.

Çeşme projesi de öyle bir proje aslında."

Körfez'e tüp geçit projesine uyarı: "İzmir aynı zamanda deprem merkezi"

Cemil Tugay'ın gündeme getirdiği Körfez Geçiş Projesi'ni de değerlendiren Akın, deniz altından yapılması düşünülen geçişin bilimsel ve jeolojik açıdan kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiğini söyledi.

Akın, şöyle konuştu:

"Evet, bu otoyolu üstten yapacaklardı. Şimdi alttan yapmayı düşünüyorlar.

Ama alttan yapılan projenin Körfez'in yapısal durumu nedeniyle ciddi sorunlar yaratabileceğini söylediler.

Oraya tüp geçit yapılacakmış, arada bir şey yapılacakmış falan diye konuşuluyor.

Tabii ki mesela İstanbul Boğazı'nda yaptıkları gibi çok daha alttan geçirmeyi planlayabilirler.

Onun bilimsel olarak ne kadar karşılığı var bilmiyorum.

Ama şu var, burası aynı zamanda deprem merkezi.

Biz İzmir depremini yaşadık.

Seferihisar'dan geçerek, özellikle Narlıdere, Güzelbahçe'den devam ederek Bornova'ya kadar bir hat var burada.

Dolayısıyla böyle süper projelerle ya da başka türlü şeylerle parlatarak, buraya birtakım sermaye yatırarak ve yatırırken de bir kısmını kendine almak için hesaplar yapan zihniyet artık bizi ürkütüyor.

Dolayısıyla bu yapılan işin sorunlu olacağını düşünüyorum."

Çeşme Otoyolu ve özelleştirme tartışmaları

"Çeşme Otoyolu'nun ücreti 400-500 liraya çıkarılabilir"

İzmir-Çeşme Otoyolu'nun özelleştirilmesi planlarına da değinen Akın, olası ücret artışlarının özellikle Çeşme'de yaşayan ve çalışan vatandaşları etkileyeceğini savundu.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Çeşme meselesi aslına bakarsanız İstanbul projesiyle bağlantılı olarak İstanbul'un büyük zenginlerini hızlıca Çeşme'ye getirmek için yapılan bir şeydi.

Üç saatte buraya geleceklerdi.

Şimdi de otoyolu ücretli yapmaya çalışıyorlar.

Ama otoyolun ücretli hale getirilmesinden İstanbul'dakiler değil, İzmirliler zarar görecek.

Yani 54 lira ücreti varken yaklaşık 400-500 liraya çıkartılmayı planlıyorlar.

Orayı satmak istiyorlar.

Bu da aslında organize ve planlı bir iş diye düşünüyorum.

İzmir'in turizminin kalbinin attığı nokta aslında Çeşme.

İzmirlilerin de çok rağbet ettiği bir alan.

Yolu kullanırken de ekonomik olarak sıkıntı yaşayacaklar."

Akın'ın dile getirdiği 400-500 liralık otoyol ücreti, kesinleşmiş bir tarife değil, kendisinin aktardığı olası fiyat artışı değerlendirmesi.

"Çeşme'de kiralar 50 bin liraya kadar çıkmış, insanlar nasıl gidip gelecek?"

Çeşme'deki yüksek kiralar nedeniyle bazı kamu çalışanlarının ilçe dışında yaşamak zorunda kaldığını belirten Akın, otoyol ücretlerindeki artışın günlük yaşamı daha da zorlaştırabileceğini söyledi.

Akın, şunları kaydetti:

"Siz de biliyorsunuzdur İzmir'de kiralar çok yükseldi.

Çeşme'de ortalama kira 50 bin liraya kadar varmış.

Bir memur orada yaşayamıyor şu anda.

Bizim oraya tayini çıkmış arkadaşlarımız gitmek istemiyorlar.

Nasıl yapıyorlar?

Örneğin Narlıdere, Güzelbahçe'de ya da yakın bir yerde oturuyorlar.

Ve bu otobandan gidip geliyorlar.

Yani günlük 50 liradan 110 lira ücret verirken o maliyet bin lira olacak.

Şimdi o zaman nasıl gidip gelecek insanlar?

Bir arabayla gidiyorlar.

Çeşme öyle uzak bir yer olmadığı için sürekli ve yoğun bir ulaşım var.

Bu otobanın bu şekilde olması demek aslında ulaşımı çok daha pahalı hale getirmek demek."

"Eski Çeşme yolu neredeyse köy yolu haline geldi"

Ücretli otoyolların yanında vatandaşların kullanabileceği alternatif yolların bulunması gerektiğini vurgulayan Akın, İzmir-Çeşme hattında bunun yeterince sağlanamadığını söyledi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Artık normal yol olduğu için her otobanın yanında otobandan paralı geçmeyecek insanların geçebileceği seçenek üretmek lazım.

Eski Çeşme yolu neredeyse köy yolu haline geldi.

Tek şeritli yol orası.

Dolayısıyla bu açıdan da doğru bir şey değil bu.

Ama sorun sadece Çeşme ile sınırlı da değil.

Bakın buradan Aydın'a giderkenki ücrette de değişiklik olacak.

Orası da eskiden normal bizim kamusal olarak yapılan bir yoldu.

Yani yap-işlet-devret gibi bir sistem orada yoktu.

Burası var, İstanbul'un birçok yolları var, başka yollar da var."

"Soru önergeme 'Böyle bir çalışma yok' dediler, ardından karar çıktı"

Otoyolların özelleştirilmesi konusunda Meclis'e soru önergesi verdiğini belirten Akın, ilgili kurumlardan gelen yanıtlarla daha sonra yaşanan gelişmelerin çeliştiğini öne sürdü.

Akın, şunları söyledi:

"Benim saydığım 15'e yakın kalem var.

15'e yakın yolun özelleştirilmesiyle bence seçimlere dönük para elde etmenin yolları için ihaleye çıkartıldı.

Bakın komik başka bir durum var.

Ben burayla ilgili soru önergesi verdim.

Hem Karayolları Genel Müdürlüğü hem de Mehmet Şimşek, 'Böyle bir projemiz, böyle bir hazırlığımız yoktur. Kamuoyundaki bu iddialar doğru değildir' diye bana cevap verdiler.

İki ay önce.

O verilen cevaptan bir hafta sonra Cumhurbaşkanı'nın kararnamesiyle süreç başlatıldı.

Herhâlde bakanlıktaki vatandaşların bu yapılan işten haberi yoktu ki bize öyle cevap verdiler.

Dolayısıyla şöyle bir durum var, bakanların da bir kıymeti yok.

Bu sistem içerisinde görüntü olarak bakanlar var."

"Bakanlar karar veremiyor, her şey tek merkezden yönetiliyor"

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ni de eleştiren Akın, bakanların karar süreçlerindeki etkisinin sınırlı olduğunu savundu.

Akın, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu işi yapabilecek kariyere sahip insanlar diye bakmıyorlar.

Onlar orada sistemi kurmuşlar.

İmza atacak, her dediklerini yapacak insanlar olarak düşünüyorlar.

Böyle olunca da işte siyaset bu kadar kirlenmiş.

Ben bununla ilgili bir espri de yaptım.

'Zaten bu konuyla ilgili karar veremeyeceksiniz. İsterseniz bir ara verelim. Şu araştırma komisyonu önerisini kabul edin ama Cumhurbaşkanı'yla telefonda görüşün. Ondan sonra tekrar bir araya gelelim, bakalım' dedim."

İzmir'de özelleştirme ve çevre uyarısı

"Meslek Fabrikası gibi yerlerin ileride satışını da yapabilirler"

Senem Gökdağ'ın İzmir'de özelleştirmelerin artıp artmayacağına ilişkin sorusunu yanıtlayan Akın, kentin tarihî ve kamusal alanlarının geleceği konusunda endişeli olduğunu söyledi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Evet, bence önümüzdeki dönemde ne varsa...

Bizim gördüğümüz sadece eldeki yol meselesi değil.

Artık satacakları çok fazla bir şey kalmadı.

Meslek Fabrikası'ndan başlayarak yeni bir durum ortaya çıktı.

İleride şimdi el değiştirmekle sınırlı kalmayıp bence onların satışını da yapabilirler.

İzmir'in biraz tarihsel yapısını da değiştirmek istiyorlar."

"Çevremiz, suyumuz ve gıdamız tehdit altında"

Türkiye'deki çevre politikalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Akın, enerji ve madencilik yatırımlarında doğanın ve halk sağlığının yeterince korunmadığını savundu.

Akın, şöyle konuştu:

"Son zamanlarda bölgede biz Diyadin'de bir miting yaptık.

Oranın da yapısını şöyle düşünüyorlar: Tarihsel dokuyu, yer altı varlıklarını el değiştirecek hale getirmek ve oradaki insanların neredeyse yaşayamaz hale gelmesine sebep olacak durumlar üretmek.

Çünkü artık öyle bir noktaya geldik ki sınırlar zorlandıkça yeni arayışlar başladı.

Kaya gazı projesi vardı Diyarbakır'da. Onu yapmak istiyorlar.

Ondan sonra nükleer meselesini yapmak istiyorlar.

Dünyanın birçok rejiminin risk gördüğü işler burada yapılmaya başlandı.

Kuralsızlık sınırsız tanınıyor.

Örneğin siyanür kullanılması konusunda Avrupa'da ciddi sınırlamalar varken bizim ülkemizde çok daha yaygın uygulamalar var.

Eğer geleceğimize sahip çıkma konusunda kuralsızlığı bu kadar hayata geçiren bir iktidar karşısında birlikte bir gelecek projesi yapmazsak çok ciddi sorunlarla karşılaşacağız.

Ben gıdamızın sağlıklı olmadığını, çevremizin sağlıklı olmadığını, suyumuzun kirlendiğini ve yaşam konusunda da tehlike altına girdiğimizi düşünüyorum.

Bu koşullarda sağlıklı insan olmazsa sağlıklı toplum da olmaz."

"Yurt dışından geri dönen tarım ürünleri iç piyasaya mı sunuluyor?"

Tarımda denetimin önemine dikkat çeken Akın, yurt dışına ihraç edilen ancak belirlenen standartları karşılamadığı gerekçesiyle geri çevrilen ürünlerin akıbetinin araştırılması gerektiğini söyledi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Mesela yediğiniz gıdanın güvencesi bence bu koşullarda yok.

Avrupa'ya gönderilen ürünlerimizin birçoğu standartlar nedeniyle geri geliyor.

Ben bakana soruyorum, tarımla uğraşıyorum.

'Bu ürünler ne oldu?' diye soruyorum.

Kamyon şoförleri bile şunu söylüyorlar:

'Bizi oradan geri döndürdüklerinde götürüyoruz, onu gıda merkezine götürüyoruz, orada yıkıyoruz' diyorlar.

Ne yapılıyor?

O da piyasaya sunuluyor.

Bizim halkımız bu kadar değersiz değil.

Bu kadar kirlenmeye, bu kadar zehirlenmeye müsait hale gelmesi doğru değil.

Doğal olarak tarım denetlenemez hale geldiği için bence sağlıklı gıda meselesi de sorunlu."

Akın'ın geri dönen tarım ürünlerinin iç piyasaya sunulmasına ilişkin aktardıkları kendisine ulaşan iddialara dayanıyor.

"Su neredeyse petrol kadar pahalı hale geldi"

İçme suyuna erişimin temel bir kamu hizmeti olduğunu belirten Akın, vatandaşların su ihtiyacını yüksek bedeller ödeyerek karşılamak zorunda kaldığını söyledi.

Akın, şöyle devam etti:

"Sularımız da öyle.

Biz normal suyu içemiyoruz şimdi.

Aslında birçok ülke bu işi çözmüş durumda, sağlıklı suyu.

Ama biz almak zorunda kalıyoruz.

Neredeyse su petrol kadar bir maliyete gitti.

Bazı yerlerde 25, 30, 40, 50 liraya kadar çıkan fiyatlar var.

İki tanesini aldığın zaman 100 lira.

Benzin de 100 liraya varıyor.

Yani bunları düşündüğünüz zaman kamusal hizmetlerin ne hale geldiğini görüyorsunuz."

"Meralar güneş enerjisi santrallerine ayrılıyor, hayvancılık yapanlar mağdur oluyor"

Yenilenebilir enerji yatırımlarının planlanmasında tarım ve hayvancılık alanlarının korunması gerektiğini vurgulayan Akın, özellikle Iğdır'daki gözlemlerini paylaştı.

Akın, şunları söyledi:

"Güneydoğu'da çözüm süreciyle bağlantılı olarak düşündüğümde en iyi alanlardan bir tanesi tarım.

Tarımın orada çok iyi şekilde değerlendirilmesi lazım.

Hayvancılığın çok iyi desteklenmesi lazım.

Hayvancılığın en önemli yerlerinden bir tanesi Iğdır mesela.

Oraya gittim.

Neredeyse gözünün görebileceği kadar alan, hayvanların beslendiği alanlar güneş tarlası yapılmış.

İnsanlar isyan ediyorlar.

'Biz burada nasıl yaşayacağız?' diyorlar.

Bir de orayı çeviriyorsun doğal olarak.

Çevirdiğin için bütün hayvanlar oraya giremiyor.

'Biz burada hayvancılık yapamazsak, tarım yapamazsak, bu şirketler gelip bizim meralarımızı kullanırsa ne yapacağız?' diye soruyorlar."

"Vatandaşın kendi elektriğini üretmesinin önüne engel çıkarılıyor"

Enerji politikalarında büyük şirketlerin desteklendiğini ancak vatandaşların kendi enerjisini üretmesini sağlayacak projelerin yeterince teşvik edilmediğini savunan Akın, İzmir'deki bir konut projesini örnek gösterdi.

Akın, şu ifadeleri kullandı:

"Ben bu konuyla ilgili Enerji Bakanı'na diyorum ki siz insanların kendi kendine yeterli enerjiyi üretmesinin önünü açmıyorsunuz.

Sadece şirketlere veriyorsunuz.

Bakın biz burada Tunç Soyer döneminde 750 konutluk bir projeden bahsediyoruz.

O yapılıyor, devam ediyor şu anda.

Orasında şöyle bir proje yapmışlar arkadaşlar:

Çatıların üzerine güneş enerjisi koymak, bir su deposu yapmak, kendi kendine yeten bir sistem oluşturmak.

Şimdi bu projeyi mesela desteklemediler.

Güneş enerjisini kendi çatında üretirken kırk bin tane mazeret üretiyorlar.

Aynı sisteme dahil edemiyorsun.

Dolayısıyla teşvik etmiyorlar.

Bireysel olarak insanların kendi enerjisini üretebilmesini, bir sitenin kendi kendine yeten enerjiye sahip olmasını engelliyorlar.

Teşvik etmiyorlar, engel çıkartıyorlar."

"Yol parayla, su parayla, elektrik parayla; o zaman devlet neden var?"

Kamusal hizmetlerin giderek daha yüksek maliyetlerle sunulduğunu savunan Akın, devletin vergi karşılığında vatandaşlara sunduğu hizmetleri sorguladı.

Akın, şunları kaydetti:

"Benim gördüğüm bu mevcut sistem, şu andaki rejimin kendisi devletin yapısını şirketlerin ihtiyacına göre şekillendiriyor.

Şirketlerin ihtiyacına göre yasa çıkartıyor, şirketlerin ihtiyacına göre proje yapıyor.

Dolayısıyla halkın burada bir çıkarı yok.

Şimdi teşviki de kaldırdılar.

Eskiden sınırlı elektrik tüketenlere destek veriliyordu, yüzde 30-40-50.

Şimdi onu da kaldırdılar.

Elektrik maliyetleri çok yüksek oldu.

Ama bu kadar elektrik maliyetinin içerisinde altyapı yok mesela.

İzmir'de insanlar ölüyor. Ormanlarımız yanıyor bu sebeple.

Sen hiçbir altyapı yapmadan sürekli para tahsil ediyorsun.

Ben de şunu söylüyorum açıkçası:

Yol parayla, su parayla, elektrik parayla ve sağlık zaten parayla.

O zaman niye devlet var?

Niye bizden bu kadar vergi alınıyor?

Biz genel olarak devlete verdiğimiz verginin yol, su, elektrik olarak bize döneceği gerekçesiyle o vergiyi ödüyoruz."

İzmir için son çağrı: "Muhalefet partileri bir araya gelip ortak tutum oluşturmalı"

Programın sonunda İzmir'deki gelişmelere yeniden değinen Akın, kentin demokratik geleneğinin ve doğal kaynaklarının korunması için siyasi görüş ayrılıklarının bir kenara bırakılması gerektiğini söyledi.

Akın, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

"İzmir'i daha çok konuştuk, İzmir'e daha çok cevap verdik ama sorun bir bütün.

Ancak İzmir özelinde, demin bahsettiğimiz özellikle bu belediye meselesiyle ilgili çıkan sorun, benim hakikaten yıllardır burada biriktirdiğimiz ve ortak değerlerimiz olan şeylerin savunulması gerektiğini düşündüğüm bir mesele.

Eğer savunulmazsa bugün herkes için zarar verecek sonuçlar üreteceğini düşündüğüm için bir demokratik geleneğe, ortak geleceğimize sahip çıkmayı, siyasal görüşlerin ne olursa olsun bir araya gelmeyi gerektirdiğini düşünüyorum.

Ben Meclis'te bunu farklı görüşlerde olan partilere de söyledim.

Ama en azından şu anda muhalefet partilerinin bir araya gelip bu mesele karşısında ortak tutum oluşturması gerektiğini düşünüyorum.

Şahsen biz, hem ben kendi açımdan hem de partilerle bu meseleyi konuşuyoruz, tartışıyoruz.

Bunun bir yol haritasını çıkartmaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Bunu yapmazsak hep beraber İzmir'in hayatına, İzmir'in doğasına, İzmir'in suyuna, nefes aldığımız yapıya olumsuz bir sürecin içine gireceğimizi düşünüyorum.

O bakımdan yurttaşlarımızın sadece izleyerek değil, biraz aktif pozisyon alarak hareket etmesini, demokratik geleneklere sahip çıkmasını istiyorum.

Nerede varsa, sendika, kitle örgütü, belediye, siyasi parti ne olursa olsun bir araya gelmesini istiyorum.

Her yerde bunu dillendiriyorum.

Buradan da bir kez daha bunu ifade etmek isterim."

  Haberin Videosu

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

DİĞER HABERLER

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
POLİTİKA YEREL POLİTİKA GÜNCEL İZMİR EGE 3. SAYFA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ SPOR YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ DÜNYA KÜLTÜR - SANAT GENEL MAGAZİN SEÇİM
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Ege Postası