
NEO TV’de yayınlanan Editör Masası programında gazeteciler Mithat Umutoğulları, Halil Solak ve Hakan Gözalan, son günlerin sıcak başlıklarını değerlendirdi. Programda özellikle okullardaki güvenlik zaafiyeti, son saldırılar ve İzmir’deki siyasi gelişmeler masaya yatırıldı.
“OKULLARI KORUYAMIYORUZ”
Programda söz alan Halil Solak, son günlerde yaşanan saldırıların Türkiye’deki önemli bir sorunu yeniden gündeme taşıdığını vurguladı.
Solak, “Son iki günde Urfa ve ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırılar, Türkiye’deki acı bir gerçeği ortaya koydu. Okulları koruyamıyoruz. Okullardaki güvenlik eksikliği bir kez daha ortaya çıktı” dedi.
HALİL SOLAK: HASTANEYE, POSTANEYE, SGK'YA GİDİYORSUNUZ GÜVENLİK VAR. ANCAK OKULLARDA BİR GÜVENLİK YOK
Halil Solak: Son iki günde Urfa ve ardından Kahramanmaraş'ta saldırılar. Türkiye'deki acı bir gerçeği ortaya koymuştur. Nedir bu? Okulları koruyamıyoruz. Okullarda güvenlik eksikliğini bir kez daha ortaya koymuştur. Hatta bir ay önce Fatma Nur öğretmenin öldüğü saldırıdan sonra özellikle CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel bunu grup toplantısında dile getirmesine rağmen herhangi bir önlem alınmaması da iktidarın bir eksikliğidir. Orada 65 bin güvenlik görevlisinin istihdam edileceğini bunu da 7 yıl TSK’da çalıştıktan sonra kamuya geçme hakkı olan uzman çavuşlardan alacaklarını söylemişti. Sayın Özel’in bu vaadi yani son zamanlardaki en önemli istihdam vaatlerinden biridir. Bunu bile aslında hükümetin alıp programına eklemesi gerek. Şu an iktidarın başka öncelikleri var galiba. Ki yapmıyorlar. İşte mesela hastaneye gidiyorsunuz güvenlik var. Postaneye gidiyorsunuz güvenlik var. SGK'ya gidiyorsunuz güvenlik var. Ancak okullara gelince Okullarda bir güvenlik önlemi yok. Maalesef bazı okullar, onun için de veliler kendi aralarında para toplayıp bir güvenlik görevlisi edinilirse edinildi yoksa okullarda bir güvenlik eksikliği var. Yani devletin, hükümetin şu an için bu okullar mevzusunu öncelikli sorun alıp buna yönelik çalışmalar yapması lazım.
ANNELER ‘NASIL GÖNDERECEĞİM’ DİYE KAYGI DUYUYOR
Bakın 18 milyona yakın öğrenci, 1.2 milyondan fazla öğretmen her gün okula gidiyor. Ve milyonlarca ebeveyn son iki günde yaşananlardan dolayı kaygılı. Bunlardan biri de benim. Çıldıracak gibi oluyorum o görüntüleri izleyince. Benim de 10 yaşında bir çocuğum var. Okula gidiyor. Benim gibi milyonlarca insan var hepsi kaygılı. 2-3 gündür çocuklarımızı okula gönderemiyoruz. Anneler ‘nasıl göndereceğim’ diye kaygı duyuyor. Yani buna bir an önce güvenlik önlemi alınması gerekiyor. Saldırgana ilişkin psikolojik sorunları varmış. Yani bunu ailesi bile bile evde bu kadar silahı neden tutuyor. 5 tane silah 7 şarjörle çocuk okula geliyor. Elini kolunu sallaya sallaya girip sınıfları tarıyor çocuklar katlediliyor orada. Yani bu şekilde çok büyük bir ihmal eksikliği de var. Bu da gözler önüne seriliyor.
HAKAN GÖZALAN: “BU KADAR SİLAHIN EVDE NE İŞİ VAR?”
Hakan Gözalan ise saldırıya ilişkin ortaya çıkan ifadelerin çarpıcı olduğunu belirtti. Saldırganın babasının mahkemedeki sözlerine dikkat çeken Gözalan, “7 ruhsatlı silah ve 2 av tüfeği olduğunu söylüyor. Çocuğun psikolojik sorunları olduğu biliniyor. Buna rağmen poligona götürülüp atış yaptırılıyor” dedi.
Yaşananların toplumda derin bir travma yarattığını ifade eden Gözalan, “O görüntülerden sonra insanın kendine gelmesi mümkün değil. Çocukların camdan atlaması, hayatını kaybetmesi hepimizi sarstı” diye konuştu.
Ailelere de çağrıda bulunan Gözalan, “Evinizde silah olabilir ama bunu çocukların ulaşamayacağı şekilde saklamalısınız. Şifreli kasalar kullanılmalı” dedi.
Gözalan, son günlerde yaşanan olaylara rağmen yeterli önlem alınmadığını savunarak, “Bugün bazı okullara polis yerleştirilmeye başlandı ama bu geç kalınmış bir adım” ifadelerini kullandı.
“DEVLET OKULLARINDA GÜVENLİK YOK”
Mithat Umutoğulları ise devletin vatandaşın güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğunu vurgulayarak, “Cemaat okullarına baktığınızda içeri girmek bile zor. Ama devlet okullarında çocuklarımız korunamıyor” dedi.
İki gün üst üste yaşanan saldırılara rağmen yeterli önlem alınmadığını belirten Umutoğulları, “Birinciyi engelleyemedin, bari ikinciyi engelle. Ama o da olmadı” diyerek tepki gösterdi.
Sorumluluk alınmamasını eleştiren Umutoğulları, “Kimse çıkıp ‘biz hata yaptık’ demiyor. Türkiye’de istifa mekanizması neden işlemiyor?” ifadelerini kullandı.
MESLEK FABRİKASI TARTIŞMASI: “TOPLUMSAL KARŞILIĞI YOK”
Programın ikinci bölümünde İzmir’deki Meslek Fabrikası tartışmaları ele alındı. Mithat Umutoğulları, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın başlattığı eylemin toplumsal karşılık bulmadığını savundu.
Umutoğulları, “Toplum sahiplenmiyorsa o eylemin bir anlamı yok. Bu eylem baştan sakat başladı” dedi. Tugay’ın süreci iyi yönetemediğini öne süren Umutoğulları, eylemin bir “siyasi hamle” olduğunu iddia etti.
Halil Solak da eylemin kısa sürede etkisini yitirdiğini belirterek, “İzmirlilerin önceliği bu değildi. Bu eylem bir balon gibi 10-11 gün sürdü ve bitti” dedi.
“İZMİR BÜYÜKŞEHİR SÜRECİ İYİ YÖNETEMEDİ”
Hakan Gözalan ise Meslek Fabrikası sürecinin geç tepkiyle ele alındığını ifade ederek, “Tapu aylar önce devredilmiş. Siz aylar sonra tepki veriyorsunuz. Bu süreç iyi yönetilemedi” dedi.
Gözalan, İzmir’de vakıf mülkiyetine ilişkin daha geniş bir sorun olabileceğini belirterek belediyenin kapsamlı bir envanter çalışması yapması gerektiğini söyledi.
SİYASİ POLEMİKLER VE SERT ELEŞTİRİLER
Programda İzmir siyasetindeki tartışmalar da gündeme geldi. Mithat Umutoğulları, Cemil Tugay’ın son açıklamalarını eleştirerek, “Ortaya iddia atıyorsan belge koymak zorundasın. Aksi halde bu söylemler karşılık bulmaz” dedi.
Hakan Gözalan da benzer şekilde somut delil çağrısı yaparak, “İddialar belgelerle desteklenmeli” ifadelerini kullandı.
İŞ KAZASI TEPKİSİ: “VİCDANLARI YARALAYAN TABLO”
Programın son bölümünde ise bir belediye çalışanının ölümü üzerinden yaşanan tartışmalar gündeme geldi. Umutoğulları, olayın yönetiliş biçimini sert sözlerle eleştirerek, “Bir çalışan hayatını kaybediyor, ailesi kendi imkanlarıyla cenazeyi buluyor. Bu kabul edilemez” dedi.
Hakan Gözalan da aile fertlerinin ifadelerinin son derece üzücü olduğunu belirterek, “Bir baba kendi evladını kendi çıkarıyor. Bu çok ağır bir tablo” diye konuştu.
UMUTOĞULLARI: SIRF KENDİ SİYASETİNİ DEVAM ETTİRMEK İÇİN...
Mithat Umutoğulları: Meslek Fabrikası’nda nöbet diye bir şey kalmadı. İşte orada Büyükşehir Belediye Başkanı ilk birkaç gün gitti geldi. Benim geçen haftaki yorumum neydi? Sırf kendi siyasetini devam ettirmek için böyle bir şey yapıyor. Nitekim de öyle olduğunu görüyorsunuz. Çünkü şimdi yaptığınız eylemin toplumsal bir karşılığı varsa, toplumda bunu sahiplenecek bir durum varsa zaten işte Türkiye'de toplumsal dayanışmanın yüzlerce örnekleri var. Gezi olayı var. Türkiye'nin çok yakın tarihinde toplumsal bir dayanışmanın en doğru ifade edilebileceği eylemlerden bir tanesi. Şimdi İzmir'de bu olmuyor. Hani işte siz beş ay önce meselesi belli olmuş, bir konuyu tapu alınmış, devredilmiş. Aylar sonra çıkıp ortaya bizim burayı bizden alıyorlar dediğinizde toplum size inanmıyor. Ondan önce de bu işi yaptığını düşündüğünüz kişilerle kol kola girip Ankara'da günlerce dolaşıp yemek yediğinizde işte o alana indiğinizde işte o zaman toplumun size olan inancı kalmıyor. Şimdi dolayısıyla İzmir'in malını korumak, İzmir'in hakkını korumak vesaire bunlardan siz böyle bahsettiğinizde ki toplum size inanmıyor. İnandırıcılığını kaybetmişsiniz.
Meslek Fabrikası’ndaki nöbet bir kere sakat başladı zaten. Bir Büyükşehir Belediye Başkanı'nın ya da bir siyasetçinin başlattığı eylemden bir şey gelmiyor. Toplum sizin yaptığınız eylemi o dayanışma ruhuna inanıyorsa zaten o sizi aşıyor. Eğer bir siyasetçi eline mikrofon alıp toplumu motive etmek için şarkı söylüyorsa, konser düzenlemeye çalışıyorsa, her aldığında eline mikrofonu o konuşuyorsa, orada halk yoksa. Eylemin zaten bir anlamı yok. Şimdi dolayısıyla buradaki eylem böyle bir şeyle başladı.
KEŞKE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI AÇLIK GREVİ YAPSAYDI
Keşke Büyükşehir Belediye Başkanı açlık grevi yapsaydı işi büyütüp. Gittim oturdum. Beşinci gün toplumda o şeyi gördüm. Açlık evi grevi başlatıyorum kardeşim. Örnek veriyorum. Bunu yapsaydın o zaman. Madem bu kadar niyetlisin, hakikaten İzmir malını kimseye vermeyeceksin. Sen de bir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bu işi gerçekten önemsemiş ve bir şey yaptım diyorsan o zaman ne yapacaksın? O zaman bırakacaksın o işi. Gideceksin. Eylemi bir daha da büyüteceksin. Sen eyleme başladığında milletvekillerini çağırmıyorsan. İlçe belediye başkanını çağırmıyorsan. Senin eylemi yaptığında senin il başkanın orada yoksa, örgütün yoksa. Sen kendin yurt dışındaysan neden bahsediyorsun ya? Bu işin pazartesi olacağını biliyorsun. O toplantı çok önemliydi. O zaman toplantıya katılsaydın. Madem bu kadar önemli değil. Senin pazartesi günkü eyleminden, pazartesi günü bu iş belli olacak öncesinden bunu önemsemeyip yurt dışına gidiyorsan. O zaman orada kal o işi yap. Şimdi ne o işi bırakabildin ne buraya gelebildin. Sonuç. Üçüncü gün dedin ki ‘Ben dedin işte bundan sonra ara ara gelip gideceğim.. Ya işte yapma. O zaman da insanı niye sokağa döküyorsun? İnsanlara barikat yıktırıyorsun. Sonra kendin eylem alanı terk edip gidiyorsun. O yüzden de bunun toplumda ne karşılığı var ne de eylemin gerçekten oradaki meslek fabrikası hikayesi değil.
Cemil Tugay, iki yıldır özellikle AK Parti ile girmiş olduğu dirsek temasını unutturmak için. Orada ya işte bakın ben buradayım, ben CHP'liyim… Ya geç onu artık.
Şarkıyla, türküyle sen oturup böyle yaparak bu toplumsal dayanışmayı kimseye anlatamazsın. Kimse de inanmaz zaten. Dolayısıyla işte 10. günde biz unuttuk. 15. günde de zaten orada sandalye barikatı kaldırdılar. Geçer gider yani. Çünkü oradaki mesele fabrika falan değil yani.
HALİL SOLAK: İZMİRLİLERİN PROBLEMİ MESLEK FABRİKASI DEĞİLDİ
Halil Solak: 11. gün bugün ama İzmirlilerin o eylem, o nöbet umurunda olmadığını gördük. Neden? İnsanların öncelikleri farklı. Siz önce insanların önceliklerini karşılarsınız. Ondan sonra sra işte meslek fabrikası gelir. Ama insanların İzmir'de birçok problemi varken… İzmirlilerin problemi meslek fabrikası değildi. İşte bu bir balon olarak 11 gün ancak sürdü. Zaten bizler de bir hafta 10 gün sürer biter diyorduk. Çünkü oraya gelip giden örgüt sizi ayakta tutar. Örgütünüz yoksa siz bir hiçsiniz aslında. Bir bakıyorsunuz milletvekilleriniz birer ikişer gelip orada mikrofonlara bir açıklama yapıyorlar, gidiyorlar. Çünkü aralarında bir kırgınlık, bir küskünlük var. İlçelerin çoğuyla problemliler. İşte belediye başkanlarının çoğuyla problemliler.
Ben daha çok farklı eylemler beklerdim. Bahçede vs. yaptıkları açık havada o sürdürdükleri bence daha nitelikli eylemlerdi. O eylemlerini de bitirdiler. Gidip orada oturup saz çalıp türkü söylemekten daha net bir eylemdi. Ama onu hiçbir yere yaymadılar. Sadece orada oturup işte bir sabah, bir akşam bir açıklamayla oradan ses getirmeye çalıştılar. Bu da bir yere kadar bir yerden sonra da zaten durdu.
En son Milletvekili Mahir Polat geldi. Biliyorsun araları bozuk. İlk 7-8 gün orada yoktu. Önceki gün orada geldi bir açıklama yaptı. Çiğli ilçe örgütüyle oturdu. Sonra da kalktılar gittiler. Ve yine Murat Bakan önceki gün geldi orada gazetecilere bir açıklama yaptı. Oturdu orada bir görüntü verdi gitti. Böyle bir eylemsellik sürdürülemez zaten. Yani bu da oraya gelenlerin zaten zoraki bir eyleme hani biz de katıldık demek için oraya geldikleri belli. Görüyoruz. Geliyorlar. Bir açıklama yapıyorlar. Zaten vatandaşın şu an için umurunda değil. Öncelikler farklı olmaya başladı. Meslek fabrikası ikinci hatta üçüncü plana düştü. Bence işte orada farklı eylemlerle belki seslerini duyurmaya devam edebilirlerdi.
UMUTOĞULLARI: TUGAY, İMAMOĞLU’NU ÖRNEK ALIYOR
Mithat Umutoğulları: Egemenlik evi de. Niye terk etti? 4 ay önce. Orayı da alacaklar. Ya diyorum ki niye terk ettin sen biliyorsun çünkü bunu. Ya burada kimseyi kandırmasın Cemil Tugay. bu üç taşınmazla ilgili gelişmelerin hepsini biliyordun. Terk ettin. Bir eyleme ihtiyacı vardı. Buradan kendine bir kahramanlık hikayesi yaratmak istedi. Yaratamadı. Onu da yaratamadı. Yani oradan bir kahramanlık hikayesi yaratmaya çalıştı. İmamoğlu’nu örnek alıyor. İmamoğlu gibi üst perdeden konuşan, bölge milletvekilini iktidarı eleştiren. Ama sende öyle bir kumaş yok. Keşke olsa. Keşke İzmir'de Ekrem İmamoğlu kumaşında bir Büyükşehir Belediye Başkanı olsaydı da biz de bugün hepimiz burada. kahramanlıklarını konuşsaydık. Şimdi sen gitmişsin herkese, bütün AK Partilerle iş tutmuşsun. Büyükşehir Belediye Başkanlığı olarak iş tutmuşsun. Gitmişsin onlarla gezmişsin, dolaşmışsın, övgüleri yapmışsın. Bütün çıktığın yayınlarda teşekkür etmişsin.
Senin benim kredimi engelliyorlar dediğinde kim sana inanır? Sen adamlara teşekkür ettin ya. Milletin gözünün içine baka baka. ‘Ya adını vermeyeyim’ dedin. ‘Ayıp olur’ dedin ya. ‘Ya bu adamlar çalışıyor. Kardeş ben bu adamlara kötü mü’ diyeyim? Ya ‘teşekkür ediyorum. İzmir adına da teşekkür ediyorum.’ Minnet ettin. E şimdi ne değişti? Bir ay sonra AK Parti milletvekilleri, AK Parti siyasetçileri kötü oldun. Ya sana kim inanır? Yani senin tabanın sana inanmıyor ki gelsin buraya. Bu CHP örgütü. Deneyimli bir örgüt. Siyasi birikimi olan bir örgüt. Yani senin orada yaptığın bir eylemde nasıl pozisyon alacağını, orada nasıl bir tavır alacağını çok iyi biliyor bu örgüt. Ama sana inanmıyor kardeşim.
HAKAN GÖZALAN: BU SÜREÇTE BU DURUMU ÇOK İYİ YÖNETEMEDİ
Hakan Gözalan: direnişin, eyleminin ateşi artık tamamen söndü. Bir eylem nasıl devam ettirilir? Umut varsa devam ettirilir. Şimdi zaten baktığınız zaman aslında tapu giderken susup tahliye kararına bir direniş başlatmak, tamam bir şeylere tepkinizi koymanız gerekiyor. Yani bu binalar bir şekilde. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konulmuş. Ama burada baktığınız zaman Tapu zaten 2025 Ekim ayından itibaren Vakıflar Genel Müdürlüğü kendi bünyesinde bu binayı geçirmiş. Baktığımız zaman aylar sonra siz biz tahliye kararına tepki başlatıyorsunuz, bir direniş başlatıyorsunuz. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu süreçte bu durumu çok iyi yönetemedi maalesef. Yani bakın bugün itibariyle bizden habersiz bu binalarımızın tapularına el konulmuştur.
5 ay sonra tahliye kararına karşı bir direniş başlatıyorsun. Bir de mahkeme daha devam ediyor.Atı alan Üsküdar'ı geçmiş. tamamen bu birkaç gün sonra bu eylemlerin bende biteceği kanaatindeyim.
VAKIFLAR TARAFINDAN ÜZERİNE GEÇİRİLMİŞ BAŞKA TAPU VAR MI?
Hakan Gözalan: İkinci konu şu; İzmir Büyükşehir Belediyesi. İzmir'de tarihi bina çok. Basmane’ye gidin. Kemeraltı’na gidin. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde de çok sayıda tarihi bina var. Ben merak ediyorum. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bugün bünyesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün alınan veya daha doğrusu vakıf şerhi veya vakıflarla bağlantısı olan kaç binası var? veya üzerine geçirilmiş başka tapusu var mı? Bunların envanteri çıkartıldı mı? Bunlar ne aşamada? bunlara karşı hukuki bir süreç başlatıldı mı yoksa Meslek Fabrikası’ndaki gibi 5 ay sonra mı tekrardan bir tahliye kararına tepkinizi dile getireceksiniz?
Şunu İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin bir açıklaması gerekiyor. Bununla da ilgili Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün İzmir'de, İzmir tarihi bir kent. Eminim ki sadece bu iş Meslek Fabrikası, Egemenlik binası, Gasilhane binası ile bitmeyecek. Çünkü Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün bir çalışma başlattığını, çünkü gelirlerinin düştüğünü ve gelirlerini yükseltmek amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün Vakıflar Kanunu'nun daha doğrusu 30. maddesine dayanarak bir takım binalara el koyduğunu biliyoruz. Şimdi İzmir Büyükşehir Belediyesi acaba bunun envanterini çıkarttı mı? Nasıl bir çalışma yapıyor. Nasıl bir yöntem izleyecek?
MİTHAT UMUTOĞULLARI: ŞİMDİ BU KURSLAR KAPANDI MI?
Mithat Umutoğulları: Bu kadar yaygara çıkaracağına Şimdi Büyükşehir Belediye Başkanı çıkıp orada o kursu devam ediyor. Şimdi bu kurslar kapandı mı? Şimdi bunu kimse sormuyor. Tamama bizim malımıza el koydular. Şimdi ben Büyükşehir Belediye Başkanı olarak bunu devam ettireceğim. Yoksa hayır kapattım kardeşim ben buraya mı diyeceğim?
HAKAN GÖZALAN: ‘BUNDAN SONRA SENİN İPLİĞİNİ PAZARA ÇIKARTACAĞIM’ DİYOR. NE YAPTIN MESELA?
Hakan Gözalan: Sürekli bir kavga ile şehri yönetebilir misiniz? İzmirliler her zaman şunu ister. Bir diyalogla Kendi şehrinin, kendi problemlerinin çözülmesini istiyoruz. Şimdi baktığımız zaman Cemil Tugay her tarafa cephe açmış. Cemil Tugay şu anda kendi partisiyle, milletvekilleriyle kavgalı. Murat Bakan ile Mahir Polat ile ilçe başkanlarıyla, belediye başkanlarıyla tartışmalı vs. vs. Yine bakıyorsunuz iktidar partisiyle. Bu aralar çok gerilimli. Meslek fabrikasında açıklaması var. ‘Ne hımbılı’ diyor. ‘Bundan sonra senin ipliğini pazara çıkartacağım’ diyor Eyyüp Kadir İnan'a. Ne yaptın mesela? Nasıl bir pazara çıkarttın?
MİTHAT UMUTOĞULLARI: HAYSİYET, ŞEREF SAHİBİ OLAN BİR ADAM, ÇIKAR BUNU KONUŞUR
Mithat Umutoğulları: Şimdi sen konuştun, ben senin ipliğini pazara çıkartırım. Ne kadar geçti üzerinden? 10 gün oldu. Tam nerede şimdi ipliği pazarı nerede? Eyyüp Kadir yolsuzluk mu yaptı? Senden hak etmediği bir şey mi istedi? Bir şey ima ediyorsan bunu. Ne istedi mesela? Ne istedi mesela sen? Ne istedi senden? Açıkla kardeşim, madem bunu bu kadar söyledin, haysiyet şeref sahibi olan bir adam, Çıkar bunu konuşur. Bunu ortaya attıysan. Günü mü kurtarmak istedin sen? Ne yapacaksın? kendi siyasetini, kendi varlığını örgüt üzerinde, kendi partisi üzerinde İzmirlilerin muhalif duruşu seven o duygularını kullanmak için bunu yaptı. O tren kaçtı. Sen bu saatten sonra ağzınla kuş tutsan İzmir'e bu konuyu ikna edemezsin.
HAKAN GÖZALAN: ENGEL KOYAN MİLLETVEKİLİ KİM? ÇIK AÇIKLA BUNU
Hakan Gözalan: Bunu bir somut delille dayandır. Kim bu? Yani bu arayan İzmirli'nin hakkını savunduğun. İzmir'in hakkını savunurken senin önüne engel koyan milletvekili kim? Çık açıkla bunu.
Eyüp Kadir İnan'la da ilgili. Kardeşim bir şey yap. Varan 1 de. İnan bu de. Bunu yaptı de. Varan 2 de. Varan 3 de. 4 de. 5 de. Yani bunu bir şey de yanlış. İşte bana bu boş bir muhabbet gibi geliyor. Oradaki durumu, insanları biraz daha böyle şey yapmak. Bugüne kadar çok böyle bir çıkış yapmadı. Böyle bir çıkış yaptın madem. İlk defa böyle bir çıkış yaptın. Bunu bir somut bir zemine oturttun. Bir tanesinden duyalım değil mi? Ayakların sağlam bir zemine bas. Şimdi sen tartışmayı sağlam bir zemine getirmek için ne yapacaksın? Bir belge yayınlayacaksın. Buyur diyeceksin. Şu Eyüp Kadir İnan'ın al ipliğini pazara çıkartıyorum. Birinci belgesi. Şimdi Özgür Özel bir açıklama yaptı. Dedi ki ‘Akın Gürlek’le ilgili belgeleri açıklayacağım’ dedi. Açıkladı mı? Çıktı açıkladı. Bitti. Eyüp Kadir İnan'la ilgili varsa açıklasın.
Mithat Umutoğulları: Yoksa yani. Çık özür dile bence. Öyle bir şey yok zaten. Öyle bir şey yapamayacak zaten.
MİTHAT UMUTOĞULLARI: SENİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE ÇALIŞANIN ÖLÜYOR. CENAZEYİ AİLESİ BULUYOR
Mithat Umutoğulları: Düşünebiliyor musun ya? Senin büyükşehir belediye çalışanın ölüyor. Cenazeyi ailesi buluyor. Kaç saat sonra? Ne konuşuyoruz biz burada? Meclis’te diyor ki biz GPS sistemiyle bulduk diyor. Kaç saat sonra buldun? Senin GPS'in bulana kadar aile gelmiş zaten almış adamı çıkarmış.
HAKAN GÖZALAN: NE KADAR ACI BİR DURUM
Hakan Gözalan: Kendi evladını kendi buluyor. Ya babanın şu ifadeleri beni çok üzdü gerçekten. Oğlu mu diyor? Kendi imkanlarımla çıkarttım. Ne kadar acı bu durum. Vinç tutulması gerekirken kimse yok. Jandarma geldi. O havuza girecektim. Sokmadılar. Arabaya çektiler. İç sudan muhatap olacak kişi bulamadık. Bu sefer Numan Öztürk arkadaşımız bize yardımcı olmak amacıyla o bölgeye bin çağırdı. Oğlumu kendi imkanlarımla çıkarttım.
Buna rağmen belediye başkanımızın ailenin beyanları doğru değil, yalandır, yazıktır, günahtır. Kime günah? Ben parayla pulla alakalı hiçbir şey demiyorum. Oğlum öldüğü yer belediyeye ait bir bölgededir. Ne kadar acı bir durum. İşçinin orada cansız bedenini saatler sonra sen bulamıyorsun.
MİTHAT UMUTOĞULLARI: YA HİÇ Mİ VİCDANINIZ KALMAMIŞ YA?
Mithat Umutoğulları: AK Partiler siyasi komplo yapıyorlar diyor, ölmüş bir adamın evine gidiyorlar. Ya diyor sen şunları şunları söyle. Eline metin veriyorlar. Adam bunları söyletiyor. Siyasi komplo dediğin şey ya bir cenaze üzerinden. AK Parti milletvekili oraya gidiyor. Adamı dinlerken çekmişler. İyi ki de çekmişler. Çekmemiş olsa biz bunların hiç birini bilmeyeceğiz.. Ne yapacak şimdi? Adam ölmüş bir ailenin taziye evine gitmiş. Sen çıkıyorsun siyasi komplo diyorsun
Büyükşehir Belediye Başkanı'nın cenazesine gitmemiş ya. Ya senin bir çalışanın bu kadar kamuoyunda medyada bu kadar yer bulmuş bir meseleyi. Senin çalışanının cenazesine gitmiyorsun. Evini daha taziye için ziyaret etmemişsin. Bir de utanmadan çıkmış, diyor ki bu siyasi komplo. Ya sen önce bir aileden özür dile. İzmir'den özür dile. Ya hiç mi vicdanınız kalmamış ya? Hani sen gidersin üstüne düşeni yaparsın.
Adam ölmüş. Üzerine 12 gün geçmiş ya. Sen hala oturmuşsun. Orada siyaset konuşuyorsun. Utanmıyor musun ya? ‘bunlar bana siyasi komplo yapıyor’ diyor. Ya bir annenin, bir babanın bu evlat acısını neyle şey yaparsın? İş teklif etmişler. Karısını işe alalım demişler ya. Ya bunu kim söylemişse en büyük ahlaksız o ya. Yani cenazesine gitmediğin adamın. Taziyesine gitmedin adamın karısına ‘seni işe alalım’ diyorsun ya. Yahu sizde hiç mi insanlık yok, hiç mi ahlak yok, hiç mi vicdan yok ya? Hiç mi utanmadınız ya? Bunu söyleyen adam, ailenin bir siyasi, siyasetin bir parçası olduğunu düşünen bir adam taziye mi gider ya?
UMUTOĞULLARI'NDAN SERKAN YILDIZ’A TEPKİ
Mithat Umutoğulları, porgramın son bölümünde Karabağlar Belediye Başkan Vekili Serkan Yıldız ile ilgili iddiaları gündeme getirdi ve CHP’ye disiplin çağrısında bulundu.
Umutoğulları şunları söyledi:
“Köşe yazı yazınca bu kez meclis konuşmalarının bir geriye gittim araştırdım. Baktım mecliste bu Serkan Yıldız denen arkadaş. Cumhuriyet Halk Partisi meclis üyesi ve Belediye Başkan vekili. Belediye başkanının durumu da ortada işte kendine göre vekil bulmuş. Şimdi bu Serkan Yıldız kentsel dönüşümle ilgili konuşurken Şubat ayında diyor ki; anlatıyor siz de imar affı çıkardınız diyor ki kaçak yapı oldu şöyole oldu, böyle oldu. Serkan Yıldız’ın bütün yapılarla ilgili, hepsiyle ilgili belediye sana ceza yazmış. Hepsinde imalat fazlası kaçak yapı yapmışsın. Nasılsa o belediye meclis üyesi olduğuna güveniyor. CHP'li belediye başkanı da işte nasıl olsa bir kere bir şekilde baskı yaparız. CHP'li belediye başkanına, oradaki bürokratlara CHP üzerinden baskı kuruyor. ‘Ruhsatı versinler’ diye Allah'tan Seferihisar Belediyesinde hakikaten bu konuda haysiyetli şerefli namuslu adamlar reddetmişler. Ve üzerine ceza yazmışlar. Şimdi sanıyorum iki tane mahkeme iki defa yürütme durdurma kararı gitmiş. İkisi de reddedilmiş. İki yerle ilgili yıkım kararı çıkmış. Belediye yıkacak. Bugün zaten İsmail Yetişkin Başkan'ın da bir açıklaması vardı ‘Bununla ilgili gerekli yasal işlemler neyse yapacağız’ diye.
CUMHURİYET HALK PARTİSİ BİR DİSİPLİN SÜRECİ BAŞLATACAK MI?
Şimdi Karabağlar Belediye Başkanı. Bu kadar kamuoyunda kendi menfaat ve çıkarı için siyasi kimliğini kullanan bu kişiyi o görevden alacak mı? Ya da bu meclis üyesi acaba o görevden istifa edecek mi? Bence önemli olan bu. Şimdi Karabağlar Belediye Başkanı kendisinin yanında. Ya da CHP bununla ilgili bir disiplin süreci başlatır mı? Çok merak ediyorum. Çünkü bizim yazdıklarımızı bugün Sayın Belediye Başkanı gazeteye beyanat veriyor. Bunu doğrulamış. Şimdi dolayısıyla bunu yapan bir adamı acaba Cumhuriyet Halk Partisi bir disiplin süreci başlatacak mı? En çok onu merak ediyorum. Buradan Sayın İl Başkanı Çağatay Güç’e; Buradan hatırlatmış olalım.
KARABAĞLAR AK PARTİ İLÇE BAŞKAN NE İŞ YAPAR?
Şimdi bütün CHP bunu yaparken ya bu Karabağlar AK Parti ilçe başkan ne iş yapar? Sevgili Hüseyin Uzun sen ne iş yaparsın ya? Senin bölgende Karabağlar'da AK Parti grup başkan vekilin, belediye başkan vekilliği yapan bir Cumhuriyet Halk Partili bir meclis üyesi hakkında iddialarda bulunuyor. Sizden ses yok. Ortak mı çalışıyorlar? Çok merak ediyorum acaba. Herhalde ortak bir şeyleri var yani herhalde Hüseyin Uzun’un da bir şey var. AK Parti Karabağlar ilçe başkanı neden konuşmuyor?”
Sayfa başına git







