Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’na (Eğitim Sen) soruşturma açılmasına yönelik tepkiler devam ediyor. Eğitim-Sen İzmir Şubeleri, sendika üyesi akademisyenlerin üniversite öğrencilerinin boykot eylemlerine destek açıklamasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca sendikaya soruşturma açılması ve sendikanın MYK üyelerine ev hapsi cezası verilmesine karşı basın açıklaması düzenledi.
Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde gerçekleştirilen açıklamada sendika adına basın metnini okuyan 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Candemir, akademisyenlerin iş bırakma hakkının sözleşmelerle güvence altında olduğunu hatırlatırken soruşturmanın maddi dayanaktan yoksun olduğunu söyledi.
“Biriken öfkenin yansımasıdır”
Üniversitelerde başlayan eylemlerin öğrencilerin uzun süredir maruz kaldığı koşulların yansıması olduğunu ifade eden Candemir, “Geçtiğimiz hafta yargı eliyle hayata geçirilen siyasal operasyon sonrasında yaşananlar halkın iradesine, sandığa, yerel demokrasiye ve muhalefet olasılığına duyulan tahammülsüzlüğün dışavurumu olarak karşımıza çıkmıştır. Yaşanan hukuksuzluğa karşı, üniversite öğrencileri boykot kararı almış, son yıllarda tamamen siyasallaşan yargıya ve ülkede yaşanan otoriterleşmeye karşı ülke çapında meşru ve kitlesel eylemler yapılmaya başlanmıştır. Üniversiteler sadece ders görülen mekânlar değil; aynı zamanda geleceğin ve özgürlüğün inşa edildiği mücadele alanlarıdır. Üniversite öğrencilerinin almış olduğu boykot kararı sadece gençliğin adalet talebiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda iktidarın tahakküm kurduğu bütün alanlara, barınmadan geçim sorunlarına, ifade özgürlüğünden bilimsel özerkliğe kadar geniş bir alanda biriken öfkenin yansımasıdır” dedi.
“Sözleşmelere göre kamu emekçilerinin iş bırakma hakkı vardır”
Yaşananların ardından sendika üyesi akademisyenlerin dün yaptığı bir günlük iş bırakma eylemini de hatırlatan Candemir, şunları söyledi:
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetkisiz olmasına rağmen sendikamızı ve sendikal faaliyetlerimizi hedef alan ‘suç işlemeye alenen tahrik etme’ gerekçesiyle açmış olduğu soruşturma hukuki dayanaktan yoksun, gerçekleri çarpıtan ve sendikamızı hedef gösteren bir tutumdur ve kabul edilemez. Bu nedenle benzer içerikli bir soruşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılmış ve Merkez Yürütme Kurulu üyelerimiz bugün konu ile ilgili ifadeye çağrılmıştır. Sendikal haklarımız, uluslararası sözleşmeler ve anayasa ile güvence altındadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), ILO’nun 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı ve Anayasamızın 90. maddesi sendikal haklarımızı açıkça tanımaktadır. Türkiye’nin taraf olduğu bu sözleşmelere göre kamu emekçilerinin iş bırakma hakkı vardır.”
“Öğrencilerin adalet talebi mi suçtur, yoksa bu talebi bastırmaya çalışan baskı rejimi mi?”
Açılan soruşturmanın maddi dayanaktan yoksun olduğunu belirten Candemir, eğitimde yaşanan sorunlar üzerinden Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenerek şu ifadeleri kullandı:
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sendikal hakları kullanan Eğitim Sen’e yönelik maddi temelden yoksun şekilde soruşturma açması suçtur. Yargı organlarının görevleri arasında yasal ve Anayasal haklarını koruyanları tehdit etmek yoktur. Üstüne bir de Eğitim Bakanı Yusuf Tekin devlet televizyonunda verdiği demeçte yıllardır ayaklar altına almaktan çekinmediği insan haklarına yönelik sendikamıza ders vermeye kalkmış; yine yasaya göre yetki alanı dışında olan konuları kendine vazife etmiştir.
Bakan Tekin’in Encümen-i Muallimin’den, TÖS ve TÖB-DER’den gelen 100 yılı aşan insan hakları ve demokratik toplum mücadelemizden haberi olmadığı gibi, aldığı talimatlarla haddini aşarak bizlere yaptırım tehditleri savurmaktadır. İfade etmekten çekinmiyoruz; bu tehditler bizlere vız gelir.
Sayın Bakan ilk önce eğitimden koparılarak gönderildiği MESEM’lerde can veren çocukların hesabını vermelidir. Siyasi iktidar, üniversite öğrencilerinin taleplerini görmezden gelmekle yetinmemekte; onlara destek olan herkesi kriminalize etmeye çalışmaktadır. Böylece hem gençliğin muhalif enerjisini bastırmayı hem de sendikal hareketi itibarsızlaştırmayı ve sindirmeyi hedeflemektedir. Burada sorulması gereken soru nettir: Öğrencilerin adalet talebi mi suçtur, yoksa bu talebi bastırmaya çalışan baskı rejimi mi?”