
Geçtiğimiz mart ayında annesi Fatmanur Çelik ile birlikte şüpheli şekilde ölü bulunan Hifa İkra’yı istismar ettiği gerekçesiyle Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi A.Ş. hakkında açılan davanın karar duruşması bugün İstanbul Anadolu Adliyesinde İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.
Mahkeme A.Ş. için beraat kararı verdi.
MAHKEME GİZLİLİK KARARININ KALDIRILMASI TALEBİNİ REDDETTİ
Duruşma öncesi kadınlar “Fatmanur ve Hifa İkra için adalet istiyoruz” diyerek basın açıklaması yaptı.
Basın açıklamasının ardından duruşma başladı. Mahkeme heyeti önce katılım taleplerini aldı. İstanbul Barosu, Bursa Barosu, Emek Partisi ile Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği davaya katılım talebinde bulundu. Duruşmaya katılan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey, gizlilik kararının kaldırılması talebinde bulundu. Mahkeme bu talebi reddetti.
DURUŞMA SONLANMADAN MAHKEME HEYETİNİ PROTESTO EDEREK SALONU TERK ETTİLER
Evrensel’de yer alan habere göre, duruşma henüz sonlanmadan savcının beraat istemesi ve mahkeme heyetinin avukatlara savunma hakkı tanımaması üzerine kadın örgütleri, siyasi partilerin avukatları mahkeme heyetini alkışlarla protesto ederek salondan ayrıldı.
Duruşma sonrası yapılan açıklamada duruşma salonunda Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Barosu, Bursa Barosu Kadın Hakları Komisyonu, İYİ Parti, Yeni Parti, Deva Partisi, Emek Partisi, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Avukat Hakları Sendikası, Kadın Dayanışma Komiteleri, milletvekilleri ve birçok kadın örgütü yer aldığını ifade eden Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey, “Taleplerimiz dinlendi fakat savcılık, 1,5 yıl sonra şikayetçi olunması ve istismar sırasında tanık bulunmaması gerekçeleriyle istismarcı baba hakkında beraat talep etti. Oysaki hiçbir istismarcı, çocukları istismar ederken yanında tanık bulundurmaz ve ceza zamanaşımı 20 yıldır. Hifa İkra’nın annesinin öldürülme korkusuyla yaşadıklarını başta anlatamadığı, daha sonra doktorlara anlattığı ve davanın doktor raporlarıyla açıldığı açıktır” dedi.
Duruşma süreci ve karar dair mücadele çağrısında bulunan Tozbey, “Biz tüm kurumlar olarak duruşma salonunu alkışlayarak protesto ettik. ‘Bizi konu mankeni olarak kullanmanıza izin vermeyeceğiz’ diyerek heyeti reddettik ve duruşma salonunu terk ettik. Türkiye tarihi bugün Gülistan Doku’yu, Rojin’i unutmadı, Fatmanur ve Hifa’yı da unutturmayacağız” dedi.
EMEP’Lİ KARACA: “AHLAKINIZ BATSIN”
Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra’nın ölümüne ilişkin İstanbul Anadolu Adliyesi’nde bugün görülen davanın duruşmasının ardından açıklama yapan Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, duruşma sürecinde yaşananlara ve verilen beraat kararına tepki gösterdi.
Duruşmaya katılmak üzere yola çıktıklarında Halk TV’ye kayyım atandığını öğrendiklerini belirten Karaca, adliye çevresinde polis ablukasıyla karşılaştıklarını, duruşma salonuna girişlerinin de engellenmek istendiğini söyledi.
Duruşma salonunun önünde hâkimin, avukatların, milletvekillerinin ve gözlemci olarak duruşmaya katılmak isteyen baroların içeri alınamayacağını bildirdiğini aktaran Karaca, itirazları üzerine salona girdiklerini ifade etti.
Hifa İkra ve Fatmanur Çelik’in yaşadıklarının kamuoyu tarafından bütün ayrıntılarıyla bilindiğini belirten Karaca, yargılama sürecinde yaşanan haksızlıkların ve adaletsizliklerin de kadınlara yönelik yaklaşımı ortaya koyduğunu söyledi. Karaca, “Yargılama süreci boyunca onlara reva görülen bütün haksızlıklar, adaletsizlikler; bu memlekette anadan kıza bir miras olarak ölümü, tecavüzü, tacizi, istismarı bırakmak istemeyen kadınlara kimin nasıl parmak salladığını da gösteriyordu. Bizim itirazımız, öfkemiz biraz da bunaydı” dedi.
Duruşmanın ardından kadınların hem gözyaşlarıyla hem de öfkeleriyle tepkilerini ortaya koyduğunu belirten Karaca, “Öfkeliyiz, yaslıyız ama mücadeleye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Duruşmanın kapalı oturumlarla yürütülmek istenmesine de tepki gösteren Karaca, kendilerine “genel ahlak” ve “kamu düzeni” gerekçelerinin sunulduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Bize dediler ki, ‘Gözler önüne sermeyeceğiz verdiğimiz adaletsiz beraat kararını. Kapalı oturumlarla yürüteceğiz biz bunu.’ Sebep? ‘Genel ahlak, kamu düzeni’ dediler bize. Ahlakınız batsın. Sizin ahlakınız, herkesin gözü önünde tarikat-cemaat-devlet üçgeninde bir kız çocuğunu, bir anneyi ölüme sürükledi. Reddediyoruz bu ahlakı da kamu düzenini de biz.
Bizim gözlerimizin içine baka baka beraat kararını okumak isteyenlere sözümüzü mahkeme salonunda söyledik, burada bir kere daha söylüyoruz: Sizin adalet saraylarınızda adalet aramıyoruz artık. Sokakta arıyoruz. Birlikte, yan yana durarak arıyoruz. Mücadelede arıyoruz. Fatmanur’a, Hifa’ya sözümüz var. Bu ülkenin bütün kadınlarına sözümüz var. Bu dava burada bitmedi.
Fatma’nın, Hifa’nın bize emanet ettiği adalet mücadelesini gülerek, yemek yiyip kürdanla dişlerini karıştırıp kürsüden beraat kararı okuyarak gelmeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Mücadele etmeye devam edeceğiz. Fatmanur’a, Hifa’ya sözümüz var. Bu ülkenin bütün kadınlarına sözümüz var. Bu mücadele burada bitmedi.”
NE OLMUŞTU?
İstanbul’da Fatma Nur Çelik, Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi tarafından yıllar önce çocuk yaşta istismara uğradığını, daha sonra bu kişiyle evlendiğini, kızı Hifa İkra Şengüler’in de 3 yaşından itibaren istismara maruz kaldığı öne sürmüştü.
Açılan dava devam ederken Çelik, bir süredir İstanbul Kartal’daki Anadolu Adliyesi önünde adalet talebiyle nöbet tutuyordu ve kamuoyuna destek çağrısında bulunmuştu.
A.Ş.’nin çocuk yaşta kendisini istismar ettiğini ve zorla evlendirildiğini anlatan Fatma Nur Çelik, aynı kişinin çocuğunu da istismar ettiğini belirtmişti. Çelik, yaşadıklarının ardından haftalar boyunca adalet nöbeti eylemi yapmış ve kamuoyuna sesini duyurmaya çalışmıştı. Ancak Fatma Nur Çelik ile kızının cansız bedenleri 2 Mart gecesi İstanbul Zeytinburnu Kazlıçeşme sahilinde bulunmuştu.
Adalet nöbeti sırasında konuşan Çelik, olası bir ölüm durumuna dikkat çekerek şunları söylemişti:
“Bu aşamada benim intiharım asla söz konusu değildir. Başıma bir şey gelirse bunun intihar gibi gösterilmesine izin verilmemesini istiyorum. Bu kadar doktor raporu varken, bu kadar mücadele ederken neden evladımın elimden alınmasıyla tehdit ediliyorum? Yanımda olması gerekenler neden karşımda duruyor? Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay?”
Sayfa başına git







