
EGE POSTASI- Gazeteci Halil Solak, NEO TV’de yayınlanan Denge programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Asgari ücret artışından ekonomik krize, sendikaların tutumundan okullarda siyaset yapılmasına kadar birçok başlıkta eleştirilerde bulunan Solak, “Bu ekonomik tabloda emekçiye ‘aç kal’ deniyor” ifadelerini kullandı.
“Bu asgari ücret işçiyi değil patronu memnun etti”
Asgari ücretin üçüncü toplantı sonunda açıklanmasına rağmen ne işçiyi ne de emekçiyi memnun ettiğini belirten Solak, “Bu rakam patronları ve iktidarı memnun etmiş olabilir ama işçi ve emekçi memnun değil” dedi. Muhalefetin de karardan rahatsız olduğunu vurgulayan Solak, açıklanan ücretin sosyal gerçeklikten kopuk olduğunu ifade etti.
"Asgari ücret ilk kez açlık sınırının altında"
Türk-İş’in Kasım ayı verilerini hatırlatan Solak, açlık sınırının 29 bin 868 lira, yoksulluk sınırının ise yaklaşık 97-98 bin lira olduğunu söyledi. Açıklanan 28 bin liralık asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığını vurgulayan Solak, “Bu, Cumhuriyet tarihinde ilk kez yaşanıyor” dedi.
“Büyükşehirlerde kira, asgari ücretle yarışıyor”
Özellikle büyükşehirlerde kira fiyatlarının asgari ücretle yarıştığını dile getiren Solak, “İki çocuklu, karı koca çalışan bir ailede toplam gelir 50-60 bin lirayı buluyor. Kira, faturalar ve temel gıda giderleri düşünüldüğünde bu parayla geçinmek mümkün değil” ifadelerini kullandı.
“Enflasyonu dar gelirli yükseltmiyor”
Hükümetin ‘asgari ücrete fazla zam yapılırsa enflasyon artar’ söylemini eleştiren Solak, “ Yani şimdi diyecekler ‘İşte sıkın dişinizi. Kemerleri sıkın. Tek haneye düşecek enflasyon. İşte biraz biz fazla verirsek enflasyon yükselir.’ Sanki enflasyonu dar gelirli yükseltiyor. Yani 3 lira 5 lira daha fazla verseler onlar enflasyonu yükseltiyormuş…Enflasyonu dar gelirli yükseltmiyor. Enflasyon, zamanında yapılan yanlış politikalarla bu noktaya geldi” dedi. Ekonominin temelinin güven olduğuna dikkat çeken Solak, son 10-15 yılda hem ekonomi hem de dış politikada istikrarsız uygulamalar yürütüldüğünü savundu.
Sendikalara sert eleştiri: “Neredeler?”
Sendikaların tutumuna da parantez açan Solak, “CHP’li belediyelerde maaş gecikince sokaklara dökülen sendikalar, asgari ücret 28 bin lira olduğunda neden sessiz?” diye sordu. Sendikacılığın sadece örgütlü olunan alanlarla sınırlı olmaması gerektiğini vurgulayan Solak, “Sendikacılık, tüm emekçilerin yanında olmaktır” dedi.
Solak, şu eleştirileri getirdi:
"Burada ben sendikaya da bir parantez açmak istiyorum. Biliyorsunuz burada yan hakları yatmadı, maaşlar gecikti, İşte ‘Toplu İş Sözleşmesi (TİS) istediğimiz gibi olmadı’ diye sokaklara dökülüp çıplak ayakta yürüyen DİSK işçileri nerede? 28 bin lira oldu asgari ücret. Neredeler? Niye mesela şimdi sokaklara çıkmıyorlar? Neden CHP'li belediyelerde varlarda Türkiye genelini ilgilendiren bir konuda yoklar?
Artık şöyle bir şey oldu. Ben istediğimi alayım da gerisi ne olursa olsun. Önemli değil. Sendikacılık bu değil. Sendikacılık özünde insanların İşçilerin, emekçilerin kısacası herkesin yanında olmaktır. Sadece belediyedeki örgütlü işçilerin yanında olmak demek değildir. Veya işte bir fabrikada kendi örgütlendikleri fabrikada o işçilerin yanında olmak demek değildir."
“Zam yağmuru kapıda”
Kira artış oranının yüzde 35,91 olarak açıklandığını hatırlatan Solak, pasaport harçları ve diğer kalemlerde yeni zamların Resmi Gazete’de yayımlandığını belirtti. “1 Ocak’tan itibaren ekmekten ulaşıma, elektrikten doğalgaza kadar her şeye zam gelecek. Bu ortamda 28 bin lirayla ‘geçinin’ demek akıl alır gibi değil” diye konuştu.
Temel gıda fiyatlarına da değinen Solak, "Bakın, kıymanın kilosu ne kadar? Ortalama 700-800 TL, 1 litre süt 40-50 TL, İşte bir kilo ortalama bir peynir 300-500 lira. E şimdi bunları totalde düşündüğünüz zaman gittiniz bir markete bir litre süt aldınız, bir kilo kıyma aldınız. İşte bir kilo peynir aldınız. Bir ekmek aldınız. Çocuğunuz bir süt falan istedi. Bir şey aldınız 2.000 lira. Hiçbir şey yok içinde. Makarnayı düşünün. Makarna dediğiniz gibi 40 lira. Her gün makarna mı yiyecekler? Bakın ekmeğe ne kadar zam gelecek? Daha elektriğe, doğalgaza şunlara bunlara gelecek zamları saymıyoruz." dedi.
Okullarda siyaset tepkisi: “Bu açık bir propagandadır”
Programda okullarda siyasi sembollerin kullanılmasına da sert tepki gösteren Solak, “İlkokullar hiçbir siyasi partinin, tarikatın ya da grubun arka bahçesi değildir” dedi. Çocukların siyasetin dışında tutulması gerektiğini vurgulayan Solak, bu tür uygulamaların açık bir siyasi propaganda olduğunu ifade etti.
Solak'ın konuya ilişkin açıklamaları şöyle:
"Okulda ideoloji olmaz. Okulda laik, bilimsel eğitim olur"
"Yani siyasi bir simge. MHP'nin siyasi simgesi. Şimdi şöyle düşünelim. Buradaki temel olgu. Okullar hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değil. Şimdi bakın bunu tekrar söyleyeyim. Okullar, hele de ilkokul hiçbir siyasi partinin, tarikatın veya cemaatin, hiçbir grubun arka bahçesi değildir. Olamaz da. Çünkü oradaki çocuklar siyasetten, şundan bundan anlamazlar. Yani liseye gelir, biraz daha bilinçlenir kendi siyasi olgusunu ortaya koyar gelir size siyaset yapar. Olabilir. Yani o gençlerin kendi fikirleri. Kafaca olgunlaşmışlardır ama bu çocuklar görüyorsunuz hepsi ilkokulda mavi önlüklüler. Bu bir kere yanlış. Yani bunu da savunulacak bir taraf yok. Bu skandaldır yani. Şimdi bakın okullarda bugün bu Bozkurt işareti, yarın işte sarıklı biri gelip bir şey yaptığı zaman işte biri gidip başka bir parti başka birşey yaptığı zaman önü açılır. Olmaz. Bunun önüne geçemezsiniz. Okulda ideoloji olmaz. Okulda laik, bilimsel eğitim olur. Bakın biz yıllarca bundan çekmedik mi? Biz daha yakın zamanda FETÖ diye bir garabet yaşamadık mı? Okullara girdiler, bütün devlet kurumlarına sızdılar sonra ne oldu? Bizim bunlardan arınmamız lazım. Bakın burada A parti, B parti, C parti meselesi değil.
"Gitsinler o okullarda tadilat, tamirat, badana, boya yapsınlar..."
Bakın Sayın Çağatay Güç de şuna vurgu yapıyor. ‘Arkadaşlar iyi niyetli olabilirler. Gitsinler o okullarda tadilat, tamirat, badana, boya yapsınlar. Orada hiçbir problem yok. Bizim gençlerimiz de gidiyor badana, boya, tadilat yapıyorlar.’ Şimdi siz oraya gidip okulu boyadınız, tadilatlarını yaptınız, çocuklara oyuncak verdiniz. Eyvallah onlar da hiçbir sıkıntı yok. Ama siz kendi siyasi partinizin simgesini çocuklara yaptırırsanız bu olmaz. Orada belki ailelerin de haberi yok. Burada milli eğitimin devreye girip kimse o öğretmenden o ilçe milli eğitim müdüründen. İşte o kimler varsa onlar hakkında inceleme başlatılması lazım…
"Bugün buna izin verirseniz, yarın başka bir parti gider başka bir etkinlik yapar. Önüne geçemezsiniz"
Ülkü ocakları İzmir İl Başkanı Burak Kılıç gidiyor CHP il başkanlığının önünde ironik bir açıklama yapıyor. Diyor ki; ‘alın size oyuncak getirdim. Sizin boş zamanınız çok. Sizin belediyelerinizin zamanı çok oynarlar.’ Diye… Bir kere eğri oturup doğru konuşmak lazım. 28 CHP'li belediyelerle bir büyükşehir belediyesi her dönem başında okul tadilatı yapıyorlar. Ki görevleri olmamasına rağmen, bunda milli eğitimin sorumluluğunda olmasına rağmen. Hijyen seti dağıtıyorlar, temizlik malzemeleri dağıtıyorlar, sonra kırtasiye malzemesi dağıtıyorlar. Hatta Büyükşehir kart veriyor. ‘İhtiyacınız olanı gidin alın. Bizim dağıttığımız belki siz de vardır. Belki sizin başka şeye ihtiyacınız vardır.’ diyerek kartlarına para koyuyorlar, onlar gidiyorlar kırtasiyeye. Şimdi böyle uygulamaları varken gidiyor orada sizin belediyelerinizin 28'i işte 28 ve Büyükşehir'in zamanı çoktur. İşte ben size oyuncak getirdim. Oynarsınız. Böyle bir açıklama olmaz. Orada Sayın Güç demiyor ki; ‘siz oyuncak dağıtmayın, gidip tadilat, tamirat yapmayın’. Öyle bir şey yok. Yaptıkları iyi bir şey. Biz de yapıyoruz. Ancak siyasi simgenizi o çocuklara dikte edemezsiniz. Buna kimsenin izin vermemesi lazım. Buna Milli Eğitim Bakanlığı'nın da, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün de izin vermemesi lazım. O zaman yarın Cumhuriyet Halk Partisi de gider başka bir etkinlik yapar. Diğer başka bir parti gider başka bir etkinlik yapar. Açık bir siyasi propagandadır yani bu. Çocuklar üzerinden açık bir siyasi propaganda. Çocuklar kullanılmıştır burada…. Benim de çocuğum ilkokulda. Ben çocuğumu eğitim almaya gönderiyorum. İstemem yani okuluna gelip herhangi bir grubun, ne alaka biri geliyor. orada ona sembol dayatıyor, ideoloji dayatıyor. İstemem. Kimse istemez. Buna hiçbir veli izin vermez. Bunun arkasında durulacak gibi değil.
"Bakın kimse o öğretmenin başı da yanar"
Burada diyor ya işte Burak Kılıç, İşte belediyeleri suçluyor. ‘Bizim yapmamızı engel oluyorlar.’ Size kimsenin engel olduğu yok, gidin yapın. İstediğiniz yardımı yapmakla özgürsünüz. Yardım yapmak farklı bir şey. Bakın burada algıyla oynuyorlar. İnsanların algısıyla oynuyorlar. Yardım yapmak başka bir şey. Bu farklı bir olay. Ama onu öyle paylaşamazsınız kamuoyunda. Yani gidip de o okulda o hareketler olmaz. Bakın kimse o öğretmenin başı da yanar. Sınıftaki sorumlu o. Ben çocuğumu ona teslim ediyorum. Olmaz. Açık bir propagandadır. Kabul edilemez.
"Siyaset yapılırken elma ile armut karıştırılıyor"
Mesela MHP il başkanı sayın Veysel Şahin, o da benzer bir açıklama yapıyor. Yani siyaset yapılırken elma ile armutu karıştırılıyor maalesef. Şimdi buradaki olgu ne? Buradaki olgu bir siyasi partinin işareti. Cumhuriyet Halk Partisi gitse o okullarda bir hareketini veya ‘Özgür Özel şöyle Özgür Özel böyle’ diye slogan attırsa hoşlarına gider mi? Gitmez. Şimdi burayı karıştırmamak lazım. Orada ‘şikayet ettiler bizi’ diyor. İşte diyor ‘bizim çocuklara yardım yapmamızı, onlara oyuncak dağıtmamızı.’ Sayın Şahin'in açıklamasında işte siz gidin kooperatif davasına gönderme yaparak ‘belediyelerinizi şikayet edin’ diyor. Zaten onun bir yargı süreci devam ediyor. Şimdi bunu söylüyorum. Elmayla armutu böyle karıştırmamak lazım. Yani bunu böyle işte belediyeler çalışmıyor, belediyeler şöyle yapmıyor, siz gidin belediyenize şikayet edin. İkisi farklı bir şey. Çok farklı. Bunları birbirine karıştırmamak lazım."
İzmir eleştirisi: “800 milyar vergi, 24 milyar yatırım”
İzmir’e yapılan kamu yatırımlarını da eleştiren Solak, “İzmir 800 milyar liranın üzerinde vergi veriyor ama karşılığında 24 milyar lira yatırım alıyor. Bu kabul edilemez” dedi. Halkapınar-Otogar Metrosu ve ikinci çevre yolu gibi projelerin hâlâ bütçede yer almamasını eleştirdi.
Halil Solak, "Ben şaşırdım o rakamları görünce. Yani Sayın Güç’ün söylediği rakamlar 800 milyarın üzerinde vergi toplayıp 24 milyar yatırım yapmak nedir? Ama İzmir'e de hak ettiğini verin yani burada. İzmir'in hak ettiği 24 milyar lira mı? İşte ikinci çevre yolu dediler. Bu bütçeye de almadılar. Halkapınar- Otogar metrosu yıllardır hükümetin yapacakları listesinde duruyor. Bu sene de bütçe ayrılmamış. İzmir yok yani listede. Hiçbir pay bırakılmamış. Hükümet tarafı, maalesef uzun süredir Cumhuriyet Halk Partisi'nin vekillerini, yöneticilerini haklı çıkaracak şeyler yapıyorlar. Bak onlar diyor; ‘İzmir üvey evlat muamelesi görüyor.’ E şimdi baktığınız zaman 800 milyar verip Karşılığında 24 milyar alıyorsunuz ki onun da çoğu tadilat, tamirat yapılmış. İzmir'in suçu ne? Ki İzmirli mi sadece CHP'ye mi oy veriyor. Burada yaşayan AK Partilisi de var. MHP'lisi de var. DEM Partilisi de var. Diğer partilerden de var.Yani belediye yatırım yapmasın. İzmirli ne olacak peki o zaman? Trafik sorunu ne olacak?" dedi.
Körfez Kirliliği: “Bir ayda üç kez oluyorsa bu tesadüf değil”
İzmir Körfezi’nde yaşanan kirliliğe dikkat çeken Solak, bir ay içinde üç kez benzer olayın yaşanmasının art niyet şüphesi doğurduğunu söyledi. “Kim döküyor, neden denetlenmiyor? Caydırıcı cezalar şart” dedi.
Solak, "Körfez temizliği, şimdi bu son bir ay içerisinde 3. gözlemlenen kirlilik. ‘Ya bir gemi? Ya tersaneden kaynaklı’ dediler ilk boşaltıldığında. Bayraklı açıklarının denizin üstü komple bir atık yağ tabakasıyla kaplıydı. Şimdi Büyükşehir Belediyesi tek başına milyarlarca lira harcayarak temizlemeye çalışıyor şimdi bu yapılacak iş mi? Kim denetliyor bunu? Niye denetlemiyorlar? Mesela kıyı emniyet, sahil güvenlik. işte efendim bakanlık, hangi kurum ilgileniyorsa niye denetlemiyorlar bunlar? Yani bir yandan temizlemeye çalışıyorsunuz. Bir yandan getiriyor bir gemi, bir tanker. Yoksa Tersane’den mi kaynaklı bilemiyoruz. Tam açıklaması da yok. Sayın Tugay 3 seferdir diyor ki; ‘kimse bunlara ağır yaptırımlar uygulayın. Bunu açıklayın, cezayı işlem başlatın.’ 3 seferdir. İlki 23 Kasım, ikincisi 11 Aralık, üçüncüsü 22 Aralık.. Sonra da diyorlar; işte Körfez koktu, Körfez çöp. Tamam. Bir yandan temizleyip bir yandan getirip tankerle pis su, atık yağ artık neyse Mazot mu? Ne olduğu belirsiz şeyi dökerseniz orası temizlenmez yani. Bakın acil önlem alınması gerekiyor. Bu öyle bekletilecek bir şey değil yani. Bak bir ayda üçüncü. Hadi birincisi kaza oldu diyelim. Hadi kazara oldu diyelim, Ama bir ay içinde üç kere oluyorsa burada ben art niyet ararım. Burada yetkililer, ilgili kurumlar, bakanlık acil önlem alması lazım. Kimse onu bulup öyle hani 3 kuruş 5 kuruş cezalarla kurtulmasın bir daha yapmaması gerektiğini öğrenmesi lazım orada öyle bir ceza verilmesi lazım. Yani caydırıcı bir ceza olması şart. Kamuoyuna doğru düzgün açıklamıyorlar. Büyükşehir Belediye Başkanı bile diyor ki; ‘liman mı, tersane mi, gemi mi? kimse kim bunu açıklayın kamuoyu bilsin. Bakın bizim o kadar uğraşımız heba oluyor. Acil önlem alınması lazım." dedi.
"Şimdi CHP'nin aklı da fikri de seçimde!"
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin kurulmasını da değerlendiren Solak, CHP’nin seçimlere ciddi bir hazırlık sürecine girdiğini belirterek, “Vatandaşın en büyük beklentisi ekonomi ve adalet. Bu kurulun sahada nasıl karşılık bulacağını hep birlikte göreceğiz” ifadelerini kullandı.
Solak, "Buradaki temel olay ne biliyor musunuz? Şimdi CHP'nin aklı da fikri de seçimde. Seçime hazırlık. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabinesinin tam karşılığı işte bu Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu… 5 ve 7 kişilik heyetlerden oluşan partinin, ‘Biz iktidara hazırız’ vaatlerini vatandaşa aktaracaklar. Vatandaşlar Cumhuriyet Halk Partisi'ni bundan önce ne diye eleştiriyordu? Tamam siz eleştiriyorsunuz da, karşılığınız ne? siz ne yapacaksınız? diyorlardı. İşte bu kurul onun için oluşturuldu. Bunlar vatandaşa gidecek diyecek ki, ‘Kardeşim. Adaletle ilgili bizim çalışmamız şu, ekonomiyle ilgili bu, tarımla ilgili bu, hayvancılıkla ilgili bu, içişleriyle ilgili bu, dışişleriyle bu. Şu an en büyük sorun ne? Ekonomik ve sosyal kriz olduğu için. Bu kurul en çok onun üzerinde yoğunlaşacak. Sürekli sahada olacaklar. Meclis grubuyla, Parti Meclisiyle, MYK ile eş güdümlü çalışacaklar. Bakalım nasıl bir çalışma yürütecekler? Gerçekten istenilen verim alınabilecek mi? Biz de merakla bekliyoruz nasıl bir politika yürütecekler, neler üretecekler veya ürettikleri halkta karşılık bulacak mı, bulmayacak mı? dedi.
Sayfa başına git







