
EGE POSTASI- İZBETON eski Genel Müdürü Hüseyin Sezer, NEO TV’de Birol Soylu’nun sunduğu 10. Köy programında gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Dünya ekonomisinden bölgesel savaşlara, Türkiye’deki siyasi atmosferden CHP içindeki tartışmalara kadar birçok konuda konuşan Sezer, Türkiye’nin hem ekonomik hem de siyasi açıdan kritik bir süreçten geçtiğini söyledi.
“DÜNYA EKONOMİK KRİZDEN GEÇİYOR, SAVAŞLARIN ARKASINDA DA BU VAR”
Dünyanın ciddi bir ekonomik kriz içinde olduğunu belirten Sezer, son dönemde yaşanan savaşların ve gerilimlerin arkasında da bu ekonomik sıkışmışlığın bulunduğunu ifade etti.
Büyük devletlerin kendi ekonomik sorunlarını aşmak için yeni alanlar ve nüfuz bölgeleri oluşturma çabası içinde olduğunu söyleyen Sezer, sürecin adeta “orman kanunu” mantığıyla ilerlediğini dile getirdi.
Sezer, Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki gelişmelerin ülkeyi doğrudan etkilediğini belirterek İran’ın bölgedeki önemine dikkat çekti.
“İran bizim yüzyıllardır komşuluk yaptığımız bir ülke. Çok kadim bir millet. Orada Farslar, Türkler, Şiiler, Sünniler, Kürtler ve Yahudiler yaşıyor ama hepsinin üzerinde bir ‘İran’ kimliği var. Bu nedenle bölgede yaşanacak her gelişmenin Türkiye’ye etkisi kaçınılmazdır” dedi.
“ENERJİ FİYATLARI TÜM EKONOMİYİ ETKİLİYOR”
Enerjinin modern ekonomilerin en temel girdilerinden biri olduğunu vurgulayan Sezer, enerji fiyatlarındaki artışın zincirleme şekilde tüm üretim maliyetlerini etkilediğini söyledi.
Ukrayna Savaşı sırasında Avrupa’nın yaşadığı doğal gaz krizini hatırlatan Sezer, enerji fiyatlarının yükselmesinin hem Türkiye’de hem de dünyada ekonomik kırılganlığı artırdığını ifade etti.
Sezer, “Enerji üretimin ana hammaddelerinden biri. Enerjiye yapılan zam doğrudan üretime, oradan da bütün ekonomiye yansıyor. Zaten uzun süredir kırılgan bir ekonomik süreçten geçiyoruz. Enflasyon da bu tablonun bir parçası” diye konuştu.
“TOPLUMDAKİ MUTSUZLUK ŞİDDETİ ARTIRIYOR”
Türkiye’deki toplumsal gerilimin giderek arttığını savunan Sezer, ekonomik sıkıntıların toplum psikolojisini de etkilediğini söyledi.
Kadın cinayetleri, çocuk çeteleri ve artan şiddet olaylarının toplumsal huzursuzluğun göstergesi olduğunu belirten Sezer, “Toplum mutsuz oldukça hoşgörüsüzlük artıyor. Hoşgörüsüzlük saldırganlığı, saldırganlık ise şiddeti beraberinde getiriyor” dedi.
Sezer’e göre Türkiye’nin bu süreçten çıkabilmesi için siyasette kullanılan dilin değişmesi gerekiyor.
“Türkiye artık bu siyaset dilini kaldırmıyor. İktidar ve muhalefetin birbirini düşman gibi görmesi doğru değil. Siyasette bir hizmet yarışı olmalı. Kim daha iyi hizmet ederse kazanan halk olur” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE BÜYÜK BİR FIRTINANIN ORTASINDA”
Türkiye’nin çevresindeki jeopolitik gelişmelerin giderek daha riskli bir hal aldığını belirten Sezer, Suriye, Ukrayna ve İran gibi krizlerin bölgesel bir fırtına oluşturduğunu söyledi.
Türkiye’nin bu süreçte iç siyasi kavgalarla enerji kaybetmemesi gerektiğini vurgulayan Sezer, şöyle konuştu:
“Başka Türkiye yok. Büyük bir yangının içindeyiz. Suriye ile başlayan, Ukrayna ile devam eden, İran’la büyüyen bir kriz ortamı var. Böyle bir dönemde iktidarıyla muhalefetiyle Türkiye’nin birlikte hareket etmesi gerekiyor.”
“ADALETE GÜVEN ZEDELENDİ, BU YÜZDEN HER OPERASYON SİYASİ GÖRÜLÜYOR”
Sezer, Türkiye’de adalet sistemine duyulan güvenin ciddi şekilde zedelendiğini savunarak, bunun siyasi operasyon tartışmalarını da beraberinde getirdiğini söyledi.
Bugün yapılan bir operasyon hukuken doğru olsa bile toplumun buna siyasi gözle baktığını belirten Sezer, “Ülkede adalete olan inanç zayıfladı. Bu nedenle insanlar ‘bu siyasi bir operasyon’ diye düşünüyor. Bu da kurunun yanında yaşın yanmasına neden oluyor” dedi.
Sezer, “Bu operasyonların tamamı siyasi mi? Şimdi sonuçta uzun zamandır. Ülkede adalete olan İnanç kaybolmuştur. Hukuksuzluk süreci yaşanıyor. Dolayısıyla bugün haklı bir operasyon da olsa halkın bakış açısı ‘bu bir siyasi operasyon’ diye bakıyor. ‘Bu yaftalandı’ diyor. Bu şu demek kurunun yanında yaşta yanıyor. Kimse net olarak hukuksal olarak ortaya çıkacak durumu bilemiyor. Ne yanlış ne doğru. Kim haklı kim haksız. Dolayısıyla bu operasyonlara insanlarımızın bakış açısı da diyor ki; ‘kendisinden olmadığı için bu operasyonu yaptı.’ Gerçekten suçluysa bile. Bir de şöyle bir olay var. Bu sadece Cumhuriyet Halk Partili belediyelere. Melih Gökçek için bile ‘parsel parsel sattı’ diyen kendi partisinin genel başkan yardımcısı olmasına rağmen soruşturma açmayan devlet hapşıranı içeri atıyor.” dedi.
“İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NE YAPILAN OPERASYONU HATIRLATTI”
Sezer, geçmişte İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yapılan geniş kapsamlı operasyonu hatırlatarak o süreçte çok sayıda bürokratın gözaltına alındığını söyledi.
Operasyon sonucunda tüm sanıkların beraat ettiğini ifade eden Sezer, daha sonra bu süreci kurgulayan bazı isimlerin FETÖ bağlantılı olduğunun ortaya çıktığını belirtti.
Sezer, o dönem yaşananların kamu kurumlarına ve yerel yönetimlere büyük zarar verdiğini dile getirerek şunları söyledi:
“İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir halkına hizmet eden bir kurumdur. İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır, Sayıştay denetimine tabidir. Böyle süreçlerde aslında cezalandırılan kurum değil halk oluyor.”
“DENETLENMEYEN İKTİDAR GÜÇ ZEHİRLENMESİ YAŞAR”
Türkiye’deki yönetim modelini de eleştiren Sezer, başkanlık sisteminin denetim mekanizmalarını zayıflattığını savundu.
Denetlenmeyen her yapının zamanla bozulacağını ifade eden Sezer, “Denetlenmeyen iktidar güç zehirlenmesi yaşar. Bu büyükten küçüğe her kurumda görülebilir” dedi.

“CHP’DE ORTAK HEDEF İKTİDAR OLMALI”
Sezer, programda Cumhuriyet Halk Partisi içindeki tartışmalara da değinerek parti içinde ortak bir hedefin belirlenmesi gerektiğini söyledi.
Parti içi çekişmelerin uzun yıllardır sürdüğünü ifade eden Sezer, CHP’nin 76 yıldır tek başına iktidar olamadığını hatırlattı.
“Ortak hedef iktidar olursa birlik olur. Ama hedef ortadan kalktığında kişisel ve grupsal mücadeleler öne çıkar. Bu da parti içi kavgaları artırır” diye konuştu.
“EN KÖTÜ ÖN SEÇİM BİLE EN İYİ ATAMADAN DAHA İYİDİR”
Sezer, CHP’de uzun süredir tartışılan ön seçim konusuna da değinerek ön seçim uygulamasını desteklediğini söyledi.
2015 yılında yapılan ön seçimleri hatırlatan Sezer, bazı eksiklikler olmasına rağmen bu yöntemin parti içi demokrasiyi güçlendirdiğini ifade ederek, “En kötü ön seçim bile en iyi atamadan daha iyidir. Ön seçim, o ilin dinamiklerini harekete geçirir ve parti tabanını güçlendirir” dedi.
Sezer, “Biz yıllarca ön seçimi savunduk. Parti içi demokrasi, ön seçimi savunduk. Ve en son 2015 yılında yıllar sonra bir ön seçim yaşadık. Tüm eksikliklerine rağmen. Tüm eksiklikler nelerdi? 3'er tane her bölgede kontenjan hem o dönem genel başkan olan Kemal Bey ön seçime girdi. Hem Silivri'den çıkan Sayın Balbay girdi. Dolayısıyla 2. Bölgede aslında kontenjan 5 oldu. Yani birinci bölge ikinci bölge arasında ikinci bölgeye bir haksızlık daha yaşandı. Ve ben altıncı sırada çıktım 81 adayla yarışarak aslında dördüncü sırada. 3 tane de kontenjan koyduğunda 7. Dolayısıyla 3-3, 6 kontenjan bile çok Genel Başkan, Sayın Balbay gelmese bile. Çünkü ön seçimin ruhu nedir? o ildeki dinamikleri harekete geçirmektir. Ama önemli olan nasıl uygulanacağı, nasıl harekete geçirileceği, yapılıp yapılmayacağı. Bence yapılmalı. Ön seçim doğru. En kötü ön seçim en iyi atamadan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Ve bunu savunuyorum.” dedi.
“İZMİR’DE BELEDİYELER BİRLİKTE HAREKET ETMELİ”
Sezer, İzmir’de belediyelerin ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya olduğunu belirterek yerel yönetimler arasında daha güçlü bir koordinasyon kurulması gerektiğini söyledi.
Ekonomik kriz nedeniyle belediyelerin ciddi mali zorluklar yaşadığını dile getiren Sezer, şu değerlendirmeyi yaptı:
“İzmir’e baktığımızda İktidarın muhalif belediyeler olduğu için bir engelleme çabası olduğunu görüyoruz. Ama sadece bunu dile getirmek artık İzmir halkının da yavaş yavaş bıkmaya başladığını görüyoruz. Sırf bunun arkasına sığınmamak gerekiyor. Şimdi bu ekonomik sıkıntı yani Türkiye ekonomik krizde ve belediyelerde ekonomik anlamda ciddi sıkıntılar yaşıyor. İşçi maaşlarını ödeyemez hale gelmiş durumda. Ve dolayısıyla hizmet üretmekte de sıkıntılar yaşanıyor. Şimdi bunu atlatmanın yolu İzmir Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri arasındaki ilişkinin çok sağlıklı ve birlikte hareket eder olması gerekiyor.. Ve koordine olursa bu sıkıntılar daha rahat atlatılır diye düşünüyorum. Belediye başkanlarımız da bunu gördüğünü, buna yönelik çaba harcayacağına inanıyorum. Umut ediyorum daha doğrusu. Yoksa bu süreci atlatma şansımız olmaz.”
Sayfa başına git







