
EGEPOSTASI- İYİ Parti İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan, NEO TV’de Mehmet Ali Deniz’in sunduğu Kent ve Siyaset programına konuk oldu. Büyük Taarruz’un 104’üncü yıl dönümünden gazilerin hak mücadelesine, “Terörsüz Türkiye” sürecinden ekonomiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı tartışmalarından seçim hazırlıklarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunan Doğan, İzmir siyasetine ilişkin de dikkat çeken mesajlar verdi.
Programın başında 26 Ağustos Büyük Taarruz’un 104’üncü yıl dönümüne dikkat çeken Doğan, şu ifadeleri kullandı:
“Çok önemli bir gündeyiz. Bugün Büyük Taarruz’un 104. yıl dönümündeyiz. 26 Ağustos 1922’de Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Kocatepe’de başlattığı bu Büyük Taarruz sadece bir silahlı hareket, askeri hareket olarak değerlendirilemez. Bu, bir milletin kendisine dayatılan kadere, teslimiyete itirazı ve bir milletin kurtuluş hikâyesinin yazılmasıdır. Ki 9 Eylül’de İzmir’de neticelenen büyük bir destandır aslında.
Dolayısıyla ben bugünün çok anlamlı, çok önemli bir gün olduğunu düşünüyorum. İçinden geçtiğimiz bu dönem içerisinde de bize yol gösterici bir gündeyiz aslına bakarsanız. Yine bize dayatılmaya çalışılan bir kader var, bir teslimiyet var ve biz de aynı o günlerdeki ruhla bu çizilen kadere karşı çıkmaya devam edeceğiz.
Günün önemi nedeniyle bir kez daha hem Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü hem onun silah arkadaşlarını hem de Cumhuriyet’in kurulmasında, korunmasında şehitlik mertebesine eren tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve saygıyla anıyorum.”

Doğan, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinin bugüne ışık tuttuğunu belirterek Nutuk’a vurgu yaptı:
“O günler bugünlere öyle bir ışık tutuyor ki aslına bakarsanız. Ulu Önderimiz Nutuk’ta da o süreci anlatmış. Bence Nutuk her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının başucu kitabı olması gerekir, rehberi olması gerekir. Yani sadece okumakla değil, anlamayı da becermeniz gerekir.
19 Mayıs’ta Samsun’a ayak bastığında tablonun ne olduğunu, bütün o imkânsızlıkları, ahval ve şeraiti, padişahın, sarayın durumunu, ülkenin içerisinde bir kısım vatandaşın kurtuluşu başka yerlerde aradığını anlatıyor. Sonra da ‘Efendiler, bizim tek bir yolumuz var; o da bağımsız yeni bir milli devlet kurmak, Cumhuriyeti kurmak’ diyor.
Ben Nutuk’u her okuduğumda çok duygulanırım. Nutuk’u Türk gençliğine hediye ediyor. Gerçekten de bugünümüze ışık tutan, Türk gençliğine ne kadar zor şart altında olursanız olun, şartlar ne kadar namüsait olursa olsun kurtuluşun her zaman iradeye bağlı olduğunu, mazeretlerin değil çözümün önemli olduğunu anlatan bir başyapıt.
‘Muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur’ diyerek aslında bence bugüne de işaret ediyor. Bugün içinde yaşadığımız şartlarda vatandaş biraz yorgun, biraz ümitsiz bir durumda. Ama bize, ‘Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır’ diyor. Bizim umutsuz olma lüksümüz yok.”
Ankara Güvenpark’ta gazilerin eşit hak talebiyle başlattıkları eyleme değinen Doğan, İYİ Parti’nin sürecin başından beri gazilerin yanında olduğunu söyledi:
“Ankara’da yaklaşık 45 gün oldu sanıyorum. Güvenpark’ta gaziler eşit haklar için bir mücadele başlattılar. Biliyorsunuz gazilerin hukuki statülerine ilişkin birtakım farklılıklar var. Bunların eşitlenmesine dair son derece haklı bir taleple bir eylem başlattılar. Çünkü öncesindeki talepleri iktidar tarafından hep duyulmazdan gelindi.
Başlarda bununla ilgili görmezden gelme politikası güdüldü. Hatta Milli Savunma Bakanı Amerika ziyaretinde orada bir gazi ziyaret etti ama Meclis’in 500 metre yakınındaki Güvenpark’a bir kere gidip de silah arkadaşlarını ziyaret etmeye tenezzül etmedi.
İYİ Parti başından beri sürecin takipçisiydi. Hem genel başkanımız hem milletvekillerimiz hem genel başkan yardımcılarımız başından beri yanlarına gidiyor, desteklerini gösteriyorlar. Bu zaten bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının görevidir; gazisine sahip çıkmak.
Gazilerimiz, şehit ailelerimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir yük değildir. Bizim için şeref madalyasıdır onlar.”

Gazilerin önce Meclis’e alınmadığını, ardından Güvenpark’taki eylemlerine müdahale edildiğini belirten Doğan şöyle devam etti:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gaziler sokulmadı. Böyle bir manzarayı da yaşadık. Sonrasında Güvenpark’a müdahale oldu, oradan çıkarıldılar. Şimdi başka bir yerdeler ve orada da yine polis müdahalesiyle karşılaşıldı.
Teröriste, dağdakine şefkat gösteren devletin gazisine cop göstermesini kabul edemiyorum. Hiçbirimiz edemiyoruz.”
İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu’na yönelik müdahaleye de değinen Doğan, olayın tüm polis teşkilatına mal edilemeyeceğinin altını çizdi:
“Sayın Selçuk Türkoğlu ile ilgili konuda, kendisinin milletvekili olduğunu beyan etmesine ve güvenlik gücü amiri tarafından da bunun bilinmesine rağmen kameralara yansıyan çok bariz bir müdahale var.
O günden beri İYİ Parti ve Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu her fırsatta soruyor. Bir milletvekili olması nedeniyle öncelikle Meclis Başkanı’na, ayrıca İçişleri Bakanlığı’na bununla ilgili nasıl bir tasarrufta bulunulacağını soruyoruz. Henüz bir yanıt gelmedi.
Ama şunu özellikle söylemek gerekir: Bu vatanın kurulmasında ve korunmasında emeği olan Türk Silahlı Kuvvetleri gibi Türk Polis Teşkilatı’ndaki her bir polisimizin de bizdeki yeri ayrıdır. Asla bu olay nedeniyle bir camiayı suçlayacak ya da töhmet altında bırakacak değiliz. Oradaki bir kişinin eylemidir bu. Bununla ilgili yaptırımda bulunması gereken de idari amirleridir. Biz Meclis’ten ve İçişleri Bakanı’ndan açıklama bekliyoruz.”
Doğan, gazilere yönelik müdahalelerin kamuoyunda kabul görmediğini savunarak, eylemler sırasında rahatsızlanarak yaşamını yitiren bir gaziyi de hatırlattı.
Kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” olarak tartışılan sürece ilişkin de açıklamalarda bulunan Doğan, İYİ Parti’nin sürecin başından itibaren aynı noktada olduğunu söyledi:
“Bu sürecin başından beri İYİ Parti hep aynı şeyi söyledi. Milletten neyi saklıyoruz? Bir yasa çıkacaksa bunu çıkaracak makam Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bilgisi dahilinde olmayan nasıl bir müzakere süreci yürümüş olabilir?
Siz İmralı’nın yol göstericiliğinde ya da onunla birlikte bir süreç yürütüp Meclis’i noter makamı haline getiremezsiniz.
İlk başladığında bir komisyon kuruldu. O komisyona biz üye vermedik. İYİ Parti olarak o zaman da karşıydık. Yürütülen süreci meşrulaştırmak anlamına geleceği için hem üye vermedik hem de kurulmasına karşı çıktık.
Ama o komisyon kuruldu. Ne görüşüldüğünü bilmiyoruz. Hadi biz bilmiyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki milletvekilleri de bilmiyor.”
Komisyonun ardından gelen yasa teklifine ilişkin eleştirilerini sürdüren Doğan şöyle konuştu:
“O komisyonun sonunda bir yasa teklifi geldi. Milletvekilleri yasa önlerine gelene kadar maddelerini bilmiyordu. Böyle bir şey kabul edilebilir mi?
Türkiye’deki en büyük irade milli iradedir. Onun uygulandığı yer Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bunun üzerinde bir irade kabul etmiyoruz.”
Doğan, Meclis’teki oylama sistemini de eleştirdi:
“Bizim milletvekillerimiz de bunu sıkça dile getiriyor. Meclis’teki oylamaların büyük kısmında özellikle iktidar milletvekilleri salona girdiklerinde önergeyi, yasa teklifini kimin verdiğini soruyor.
Eğer AK Parti ve MHP kanadından gelmiş bir yasa teklifi ise, neyi oyladığını bilmeden evet oyu veriyor. Muhalefet kanadından gelmişse yine ne olduğunu bilmeden hayır oyu veriyor.
Dolayısıyla aslına bakarsanız Meclis’in de bu anlamda tam olarak millet iradesini yansıttığından bahsedemiyoruz. İsterlerse bizim haricimizdeki bütün milletvekilleriyle bu yasayı geçirsinler. Milletin vicdanı kabul etmiyor.”

İzmir milletvekillerine sürecin oylaması öncesinde çağrıda bulunduğunu belirten Doğan, kentte bir imza kampanyası yaptıklarını ifade etti:
“Özellikle İzmir’i temsil eden milletvekillerine söyledim; sizin oradaki varlığınız bir emaneti taşıyor olmanızdır. Siz orada şahsi bir koltukta oturmuyorsunuz. Milletin iradesi bir süreliğine size emanet edilmiş durumda.
İzmirli ne diyor diye sordunuz mu? Size oy veren seçmenin bu konudaki fikrini biliyor musunuz?
Biz yasa oylanmadan önce bir imza kampanyası yaptık. ‘İzmir bu sürece ne diyor?’ dedik. Karşı çıkıyordu. Yaklaşık iki günlük bir süreç içerisinde karşı çıktıklarını beyan ettiler, imzalarını verdiler.
Buna rağmen milletvekillerinin o evet oyunu vermesini nasıl vicdanlarına sindirdiklerini merak ediyorum. Meclis’te ne kadar çoğunlukla geçtiğinin önemi yok. Ben milletin vicdanında kabul görmediğini biliyorum.”
Doğan, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun süreç hakkındaki değerlendirmelerine atıfta bulunarak şunları söyledi:
“Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun çok önemli bir tespiti var. Kürtlere bir temsilci atanıyormuş gibi bir muamele var bölücü başına. Bir teröristi Türkiye’deki Kürt nüfusuna temsilci, sanki söz hakkı ondaymış gibi gösteriyorsunuz.
Oysa Kürt vatandaşlar da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin eşit ve onurlu bireyleri, vatandaşları. Sordunuz mu Kürtlere, temsilci olarak söz hakkını bu bölücü başına vermek istiyorlar mı? PKK mı Kürt halkının temsilcisi?
Doğuda korucu aileleri dahil binlerce Kürt kökenli vatandaşımızı PKK ile verdiğimiz mücadele sırasında kaybetmedik mi?”
Süreçte kullanılan “barış” söylemini de eleştiren Doğan:
“Bir takım barış kelimeleri kullanılıyor. Biz savaşıyor muyuz? Savaş dediğimiz şey iki devlet arasında olur. Savaş varsa barıştan bahsedilebilir. Biz bir devletle savaşmıyoruz. Bir terör örgütüyle mücadele ediyoruz.
Irak’ta, İran’da farklı üç harfli isimler altında KCK çatısının altında devam ediyorlar. Onların silah bırakmasından bahsetmiyoruz. Silah bıraktıklarının nasıl kontrol edileceğinden bahsetmiyoruz.
Bir hükümlünün devletimizde siyasi muhatap olarak kabul ediliyor olmasından utanç duyuyorum. Bunu da asla kabul etmiyoruz.” dedi.
İYİ Parti’nin Tandoğan ve Balıkesir mitinglerinin ardından üçüncü mitinginin nerede olacağına ilişkin soruyu da yanıtlayan Doğan, takvimin belli olduğunu ancak Genel Merkez tarafından açıklanacağını söyledi:
“Tandoğan’da yaptık, ikincisini 16 Ağustos’ta Balıkesir’de gerçekleştirdik. Üçüncüsünün de takvimi belli ama onu Genel Merkezimiz açıklayacaktır.
İzmir mi? Değil, İzmir değil. Ama İzmirli vatandaşlarımız ‘Ne zaman İzmir’e geliyorsunuz, Genel Başkan ne zaman evine dönüyor?’ diye çok soruyor. Biz de teşkilat olarak çok istiyoruz.
Belki bir sürpriz olur, son dakika karar veririz ya da takvime bağlı olarak devam ederiz.”
Doğan, Türk bayrağı ve milli hassasiyetlerin mitinglerle savunulmak zorunda olmadığı bir Türkiye arzuladığını belirterek geçmişte siyasi partilerin projelerini ve çözüm önerilerini yarıştırdıkları bir siyasi ortamı özlediğini söyledi. İzmir için şu an netleşmiş bir miting takvimi bulunmadığını, ancak hem teşkilatın hem de vatandaşların bunu istediğini ifade etti.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi etrafında yaşanan tartışmalara da değinen Doğan, kullanılan üslubu eleştirdi:
“Mesleki bir olay yaşandı, çok tatsız bir olay. Bununla ilgili bir yargı süreci başlamış ve devam edecek. Bir meslek örgütüyle ilgili olay vuku bulması nedeniyle Sayın Dilek Gappi bir açıklama yaptı. Bundan daha doğal bir şey olamaz.
Bir meslek örgütüne, bir kadına ‘Sen kimsin?’ şeklindeki bir dili asla tasvip edemeyiz. Eleştirebilirsiniz elbette. Demokrasi bunu da beraberinde getirir, herkes eleştirilebilir. Ama üslubunuz belirleyici olan şeydir.
Bir camiayı temsil eden kişiye, bir kadına ‘Sen kimsin?’ şeklindeki ifadeleri kınıyorum. Hem olayı yaşayan gazeteci arkadaşımıza hem Sayın Dilek Gappi’ye geçmiş olsun demek isterim.”
Doğan, Türkiye’de yalnızca gazilerin değil, hak talebinde bulunan farklı kesimlerin de müdahalelerle karşılaştığını savundu:
“Bugün Türkiye’de gazilere devlet copunu gösteriyor ama toleransını teröristlere gösteriyor. Aslına bakarsanız şu an hak arayan bütün vatandaşlar aynı muameleye tabi tutuluyor.
Geçmişte öğretmenler eylem yapmak istediler, yerlerde sürüklendiler. Madenciler anayasal haklarını kullanırken müdahaleye maruz bırakıldılar.
Bir milletvekilimiz Meclis kürsüsünde soru sordu. Kürsü dokunulmazlığı bir milletvekilinin en temel hakkıdır. Daha kürsüden inemeden hakkında savcılık soruşturması başlatıldı.
Türkiye’de vatandaş ne zaman sesini çıkarsa, haklı bir talebini dile getirse, hak arayışında bulunsa sert baskıyla yüz yüze geliyor.”
Ekonomik gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Doğan, ülkede ciddi bir yoksulluk yaşandığını söyledi:
“Türkiye’de birtakım suni gündemler var ama bir de yaşanan gerçekler var. Çok derin bir yoksulluk var ülkede. Çok ciddi bir ekonomik kriz var.
Biz sahaya çıktığımızda bunu net görüyoruz. Çiftçi ayrı bir dert anlatıyor, sanayici ayrı bir zorluk yaşıyor.
Devletin bekasından, Cumhuriyetimizin geleceğinden bahsediyoruz ama bu derin yoksulluk da bir beka sorunu. Artık gençler bu ülkede kalmak istemiyor. Yurt dışına gitmek istiyorlar ve ‘Nereye gideceksin?’ dediğinizde ‘Neresi olduğu fark etmez’ diyorlar.”
Doğan, programa gelmeden önce partiye katılan genç bir üniversite öğrencisiyle yaptığı görüşmeyi de anlattı:
“Bir genç üyemiz aramıza katıldı. Kendisi tarih bölümü öğrencisi. AGS sistemi getirildi. Eski formasyonu kaldırmışlar. Bu sistemde okuyabilmesi için İstanbul’a gitmesi gerekiyor.
Asgari ücretin üçte biri gibi bir rakam alacak ve İstanbul’da yaşaması gerekecek. ‘Ailemin böyle bir gücü yok. Bitirdiğimde atanıp atanmayacağımın garantisi yok. O yüzden okulu bıraktım’ dedi.
Kazandığı üniversiteyi bırakmak zorunda kalmış. Böyle bir gençlikten bahsediyoruz. Tamamen umutsuz bırakılmış, geleceğe dair plan yapamayan bir gençlikten bahsediyoruz.”
Bütçe verileri ve kamu harcamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doğan:
“Enflasyon tahminini yükseltirken vatandaşa verdiğiniz zammı yükseltiyor musunuz? Hayır. Vatandaş ekonominin bütün yükünü çekerken kamu harcamalarında daralmaya gidiyor musunuz? Hayır.
2026 yılında Ocak-Temmuz döneminde bütçe giderleri ve gelirleri arasındaki fark 1 trilyon 320 milyar TL oldu. Kamu harcamaları hâlâ devam ediyor.
Mevcut iktidar artık üretimden değil, faiz ve cezadan gelir elde ediyor. Üretim yok, sanayiciye destek yok, çiftçiye destek yok.”
Türkiye’nin uzun süredir ekonomik krizden çıkamadığını savunan Doğan, stagflasyon vurgusu yaptı:
“Türkiye en derin krizlerinden birini 2001’de yaşadı. Çözümü üç yıl bile sürmedi. Biz altı yıldır bu ekonomik kriz içerisindeyiz.
Dolayısıyla artık ortada yalnızca bir ekonomik kriz yok. Ekonomistlerin söylediği şekliyle stagflasyon var; durgunluk, işsizlik ve enflasyonun birleştiği derin bir çıkmaz.
Bu artık bir ekonomik sistem. Bu hükümetin, ülkeyi yöneten iktidarın tercihi bu derin yoksulluk hali.”
İYİ Parti’nin ekonomi politikalarına ilişkin çözüm önerilerini de sıralayan Doğan şöyle konuştu:
“Çözüm önerilerimizin arasında birincisi ekonomide adaleti ve güveni yeniden tesis etmek var. Bunun birden çok aşaması olabilir.
Parlamenter sisteme dönüş, tekrar güçler ayrılığının sağlanması, Devlet Planlama Teşkilatı gibi devletin hafızasını taşıyan kurumların yeniden kurulması gerekiyor.
Sonrasında muhakkak üretimin desteklenmesi gerekiyor. Sanayiciye KDV, ÖTV muafiyetleri, tarımla uğraşan çiftçilerimize KDV ve ÖTV muafiyetleri ve destekler gibi.
Bununla birlikte ekonomide büyümeyi yakalayabilirsiniz.”
Türkiye’nin sahip olduğu kaynakların ekonomik sorunları çözmek için yeterli olduğunu savunan Doğan:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kaynakları ve potansiyeli çok yüksek. Coğrafyası, insan gücü, yer altı ve yer üstü kaynakları anlamında.
Milletimize sanki kadermiş gibi dayatılmaya çalışılan şey bu iktidarın tercihi. Bugün umutsuzluk hali çoğunlukla ekonomik krizden kaynaklanıyor.
İktidar bunu sanki imkânsız bir şeymiş gibi göstermeye çalışıyor. Çevremizde savaş var diyor ama biz savaştaki ülkeden daha yüksek enflasyona sahibiz, savaştaki ülkeden ithalat yapıyoruz.
Vatandaşı ‘Siz buna mahkûmsunuz’ diye ikna etmeye çalışıyorlar. Öyle değil. Mecbur değilsiniz, mahkûm değilsiniz. Bu ülke zenginliğiyle bu süreci kolaylıkla atlatabilecek imkânlara sahip. Vatandaşlarımızın sadece umudunu koruması gerekir.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı tartışmalarına da değinen hukukçu Ülkü Doğan, şunları söyledi:
“Bunu sadece İYİ Parti cephesinden değil, anayasa çerçevesinden değerlendirmek lazım. Anayasaya göre Sayın Cumhurbaşkanı’nın yeniden aday olması mümkün değil.
Atılan adımların pek çoğu sanki Cumhurbaşkanı’na bir dönem daha adaylığın yolunu açmak adına yapılıyormuş hissiyatı uyandırıyor.
AK Parti’nin iktidarı boyunca yanında bulunan isimler sürekli değişti. Yol ortakları değişti, kabinedeki isimler değişti. Son dönemde bu yol arkadaşlığının içerisine DEM Parti de katıldı.
Bütün bu sürecin tek bir kişinin yeniden iktidarının sağlanması, koltuğunun sağlamlaştırılması olarak görüldüğü dile getiriliyor.”
Olası erken seçim formüllerine ilişkin de konuşan Doğan:
“Ben bunların hiçbirini hukuken mümkün görmüyorum, anayasaya uygun olduğunu düşünmüyorum. Ama böyle bir hamle yapılacak olursa İYİ Parti’nin hem hukuki kadroları hem yetkili organları gerekli adımları atacaktır.
Her şeyin anayasa çerçevesinde olması gerekir. Çünkü biz bir anayasa ülkesiyiz.” dedi.
Seçimin ne zaman yapılacağının belli olmadığını ancak İYİ Parti’nin çalışmalarını sürdürdüğünü ifade eden Doğan, ilk önceliklerinin sandık güvenliği olduğunu söyledi:
“Seçimin ne zaman olacağı belli değil. Ama siyasetçiler yarın olacakmış gibi çalışma gerçekleştirir.
Bundan önceki dönemlerde seçmen ‘Sandıklara sahip çıkılmıyor, orada bir şeyler dönüyor olabilir’ diye dertlendi. Bizim birinci önceliğimiz sandık güvenliğinin sağlanması. Hukuk ekiplerimiz ayrıca çalışıyor.
Bunun dışında İYİ Parti’yi vatandaşımızın daha iyi tanıması için sokakta çalışıyoruz. Ankara’da olan biteni, İYİ Parti’nin bu süreçteki pozisyonunu ve ülke yönetimine ilişkin projelerimizi anlatıyoruz.”
Doğan, İzmir teşkilatının seçimlere yönelik hedefini de açıkladı:
“Seçime kadar her bir İzmirli hemşerime İYİ Parti’yi ve iktidara gelirsek neler yapacağımızı anlatmış olmamız lazım.
İzmir’deki her bir seçmeni en az bir kere ziyaret etmiş, bir kere kapısını çalmış ve onlara bizi anlatmış olmamız gerekir. Seçim ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin hazırlanmak adına böyle bir hedefimiz var.”
Doğan, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı bir aquaparkın yalnızca erkeklere tahsis edildiğini belirterek karara tepki gösterdi. Dört yaşın üzerindeki kız çocuklarının da tesise alınmadığını söyleyen Doğan, “Zihniyete bakar mısınız? Biz neyle mücadele ediyoruz?” dedi.
İzmir’deki asayiş sorunlarına da değinen Doğan, Karabağlar’da yaşanan bir olayı örnek göstererek:
“İzmir’de silahlı çatışma oranlarında inanılmaz bir artış var. Uyuşturucuda ciddi bir artış var. Bütün bunları konuşmak, dile getirmek ve bununla ilgili adımlar atmak lazım.” ifadelerini kullandı.
Doğan, seçim hazırlığını üç başlıkta yürüttüklerini belirterek bunları sandık güvenliği, vatandaşa İYİ Parti’yi anlatmak ve gündemde yeterince yer bulmadığını düşündükleri toplumsal olayları görünür hale getirmek olarak sıraladı. İlçe teşkilatlarının bu süreçte yoğun şekilde çalıştığını söyledi.
Yerel ve genel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doğan, İzmir seçmeninin yerel tercihlerinde çoğu zaman genel siyasi atmosferin etkili olduğunu savundu:
“İzmir’de ne yazık ki seçmenin iradesi genelde ülke gündeminin gölgesinde kalıyor. ‘AK Parti kazanmasın’ üzerinden yapılan bir tercih olabiliyor bazen.
Ben genel seçimlerde artık iktidarın değişeceğini biliyorum. Dolayısıyla yerel seçimde vatandaşımızın hizmete ya da adayın projelerine göre oy vereceğini düşünüyorum.
Biz de İzmir’e dair yerel projelerimizi ayrıca hazırlıyoruz. Ama ilk hedefimiz genel seçimler.”

MENDERES VURGUSU: ‘MUHALEFET BİRBİRİNİ YIPRATTIĞINDA İKTİDARA ALAN AÇILIYOR’
Menderes’te yaşanan siyasi süreci de değerlendiren Doğan, CHP ile YENİ Parti arasındaki tartışmalara dikkat çekti:
“Menderes’te yaşanan şey, CHP ve YENİ Parti tartışmasının nelere neden olabileceğinin bir göstergesi. Muhalefet kendi arasında birbirini yıpratmaya başladığında iktidara nasıl bir alan açıldığını gösteriyor.
Bir tür laboratuvar gibi oldu aslında, sonuçları göstermesi açısından.”
Belediye başkanlarına yönelik yargı süreçlerinde iktidar ve muhalefet arasında farklı uygulamalar olduğunu savunan Doğan sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir hukukçu olarak bundan çok üzülüyorum. Çift taraflı bir keser yok ortada, tek taraflı.
İktidara mensup belediye başkanları ya da belediyelerle ilgili soruşturma açılmıyor ya da açılsa da tutuklu yargılanmıyor. Sabaha karşı tutuklama, ters kelepçe görüntüleri görmüyoruz.
Dolayısıyla adaletin terazisi eğilmiş, dengesi bozulmuş durumda.
Bir hukukçu olarak mahkemelerin ve yargılama görevi gören makamların kararlarına saygı duyulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü adaleti bir kez temelinden sarsarsanız devleti de temelinden sarsarsınız.
Her mahkeme kararının objektif ve eşit verildiğine inanmak isterim. Üsküdar’da neden iptal edildiğini bilmiyorum. Ama aynı gerekçelerle Menderes’te de benzer bir durum ortaya çıkarsa biz de itiraz edeceğiz, süreci takip edeceğiz.
Adalet terazisi hep bir tarafa doğru ağır basmaya başladığında esas problem, esas kıyamet ondan sonra kopuyor.”
Haberin Videosu
Sayfa başına git







