Ege Postası
Geri

İYİ Partili Atıcı’dan ‘Terörsüz Türkiye’ çıkışı: 'Sürecin arkasında Erdoğan’ın yeniden adaylığı hesabı var'

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cenk Atıcı, NEO TV’de Senem Gökdağ’ın sorularını yanıtlayarak “Terörsüz Türkiye” sürecinden yeni anayasa tartışmalarına, muhalefetin tutumundan sığınmacı politikasına kadar dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Sürecin arkasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığını sağlayacak Meclis aritmetiğinin bulunduğunu savunan Atıcı, DEM Parti desteğiyle anayasa değişikliğinin hedeflendiğini öne sürdü.
İYİ Partili Atıcı’dan ‘Terörsüz Türkiye’ çıkışı: 'Sürecin arkasında Erdoğan’ın yeniden adaylığı hesabı var'
Haberler / Politika
13 Ağustos 2026 Perşembe 15:21
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş

EGEPOSTASI- İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cenk Atıcı, NEO TV’de yayınlanan Manşet programında Senem Gökdağ’ın sorularını yanıtladı. “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreçten Meclis’te kurulan komisyona, yeni anayasa tartışmalarından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne, muhalefetin tutumundan sığınmacı politikasına kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan Atıcı, sürecin Türkiye’nin milli ve üniter devlet yapısı açısından ciddi riskler taşıdığını savundu.

“TÜRKİYE SAVAŞTA DEĞİL, NEDEN ‘BARIŞ’ DENİYOR?”

Atıcı, yürütülen süreçte kullanılan “barış” kavramına itiraz ederek Türkiye’nin başka bir devletle savaş halinde olmadığını, ülkede etnik ya da mezhepsel temelli bir iç savaş da yaşanmadığını söyledi. “Savaş ve barış” kavramlarının devletler arasındaki ilişkiler için kullanıldığını belirten Atıcı, DEM Parti’nin bu dili Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile terör örgütü arasında bir mütekabiliyet oluşturmak amacıyla kullandığını öne sürdü.

Atıcı, asıl sorgulanması gerekenin Cumhur İttifakı’nın da aynı dili kullanması olduğunu belirterek, Meclis’ten İmralı’ya heyet gönderilmesini ve Abdullah Öcalan için “kurucu önder” ifadesinin kullanılmasını sert sözlerle eleştirdi. PKK’nın silah bıraktığı yönündeki açıklamaları da gerçekçi bulmadığını ifade eden Atıcı, program sırasında PJAK’ın İran’daki çatışmalara ilişkin yeni bir açıklama yaptığını ileri sürdü.

“PKK’NIN KENDİ KENDİNİ FESHETME İRADESİ VAR MI?”

Sürecin başından bu yana şeffaf yürütülmediğini savunan Atıcı, PKK’nın kendi başına fesih kararı alabilecek bağımsız bir iradeye sahip olmadığını iddia etti. Örgütün ABD ve İsrail başta olmak üzere emperyalist güçlerin politikaları doğrultusunda hareket ettiğini öne süren Atıcı, “Amerika ya da İsrail istemeden PKK kendi kendine ‘Türkiye ile süreç yürütüyoruz, kendimizi feshedeceğiz’ diyebilir mi?” diye sordu.

İktidar çevrelerinden gelen “İsrail süreçten rahatsız” söylemini de eleştiren Atıcı, İsrail’in Suriye’deki gelişmelerden güçlenerek çıktığını, Golan Tepeleri’ndeki hakimiyetini genişlettiğini ve bölgede askeri hareket alanını artırdığını savundu.

Atıcı’ya göre PKK’nın ağırlık merkezinin Türkiye’den İran, Irak ve Suriye sahasına kaydırılması tesadüf değil. PJAK’ın İran’da güvenlik güçleriyle çatışmayı sürdürdüğünü belirten Atıcı, örgütün bölgesel politikalarda İran’a karşı bir araç olarak kullanıldığını ileri sürdü.

“BU SÜREÇTE ÜÇ TARAF DA KENDİ HESABINA KAZANIYOR”

Atıcı, süreci bir “üçgen” üzerinden anlattı. Üçgenin bir köşesinde ABD ve Tom Barrack’ın, bir köşesinde AK Parti iktidarının, diğer köşesinde ise DEM Parti’nin bulunduğunu söyleyen Atıcı, her tarafın kendi siyasi hedefleri açısından süreçten kazanç sağlamayı amaçladığını savundu.

Atıcı’ya göre AK Parti, Abdullah Öcalan üzerinden DEM Parti’yi Cumhur İttifakı’na yaklaştırarak anayasa değişikliği için gerekli Meclis desteğini elde etmeye çalışıyor. DEM Parti’nin ise Öcalan’ın ve PKK’nın meşruiyet alanını genişletmek istediğini savunan Atıcı, ABD’nin de Suriye, Irak, İran ve Türkiye’de yaşayan Kürtlerin bölgesel ölçekte yeniden yapılandırılması hedefi doğrultusunda süreci desteklediğini öne sürdü.

Atıcı, “AK Parti kendince kazanıyor, DEM Parti ve PKK kendince kazanımlar elde ediyor, ABD de kendi projesi açısından kazanıyor. Peki Türk milletinin menfaati nerede?” diye sordu.

“KOMİSYONUN SORUMLULUĞU YAYMAK İÇİN KURULDUĞUNU SÖYLEMİŞTİK”

Meclis’te oluşturulan komisyona da tepki gösteren Atıcı, komisyona üye veren siyasi partilerin yasa hazırlık sürecinde yeterince bilgilendirilmediğini savundu. Komisyonun iktidarın sorumluluğu diğer partilerle paylaşması ve çıkarılacak düzenlemeyi meşrulaştırması amacıyla kurulduğunu iddia etti.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun en başından itibaren bu yapıyı “Öcalan komisyonu” olarak nitelendirdiğini hatırlatan Atıcı, gelinen noktada komisyonun etkisiz bırakıldığını savundu.

“ÖCALAN’IN SİYASETE GİRMESİNE MÜSAADE ETMEYİZ”

Abdullah Öcalan’ın gelecekte siyasete dahil olabileceğine yönelik tartışmaları değerlendiren Atıcı, böyle bir ihtimale kesin biçimde karşı olduklarını söyledi.

Müsavat Dervişoğlu’nun daha önce Öcalan’ın Meclis’e gelmesi tartışmaları sırasında kullandığı sert ifadeleri hatırlatan Atıcı, İYİ Parti’nin bu konuda geri adım atmayacağını belirtti.

Atıcı, “Gücümüz neyse, kuvvetimiz neyse o ölçüde direneceğiz. Türk milletinin ekseriyetinin de bu konuda bize destek verdiğini düşünüyoruz” dedi.

“KÜRT VATANDAŞLARLA PKK’YI EŞİTLEYEN BİR DİLE KARŞIYIZ”

Atıcı, DEM Parti cephesinden gelen bazı açıklamalarda terör örgütü mensuplarıyla birlikte yaşamak istemeyen vatandaşların Kürtlerle birlikte yaşamak istemiyormuş gibi gösterildiğini savundu.

Türkiye’de Türk ve Kürt vatandaşların zaten birlikte yaşadığını söyleyen Atıcı, PKK ile Kürt vatandaşların özdeşleştirilmesinin yanlış olduğunu belirtti.

Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” anlayışının etnik bir tanımlama olmadığını vurgulayan Atıcı, Cumhuriyet’in farklı etnik ve inanç gruplarını vatandaşlık hukukunda bir araya getirdiğini ifade etti.

“ANA DİLDE EĞİTİM TALEBİNİN SONU TOPLUMU AYRIŞTIRMAK OLUR”

Atıcı, DEM Parti’nin ana dilde eğitim talebini de eleştirdi. Aynı mahallede yaşayan Türk ve Kürt iki çocuğun farklı eğitim sistemlerine yönlendirilmesinin toplumsal bütünlüğü zedeleyeceğini savunan Atıcı, bunun uzun vadede Türkiye’yi etnik temelli biçimde ayrıştıracağını söyledi.

DEM Parti’nin “dört parça” olarak ifade edilen Türkiye, Suriye, Irak ve İran’daki Kürtlerin önündeki engellerin kaldırılması yönündeki açıklamalarına da değinen Atıcı, burada kastedilen engellerden birinin mevcut devlet sınırları olduğunu ileri sürdü.

Atıcı, süreci “milli ve üniter devlet anlayışının zayıflatılması” olarak değerlendirdi.

“TERÖR ÖRGÜTÜ TÜRKİYE’DE FİİLEN YENİLMİŞTİ”

Atıcı, PKK’nın Türkiye sınırları içinde zaten büyük ölçüde etkisiz hale getirildiğini savundu. Örgütün ağırlık merkezini Suriye’nin kuzeyine, Irak’a ve İran sınırına kaydırdığını belirten Atıcı, bu nedenle bugün “terörsüz Türkiye” söylemiyle yeni bir siyasi sürece ihtiyaç bulunmadığını söyledi.

Suriye’de YPG’nin askeri yapısının devam ettiğini belirten Atıcı, Türkiye’nin terör listelerinde bulunduğunu söylediği “Sipan Hemo” kod adlı bir ismin Suriye’de yönetim kademesinde görev aldığını öne sürdü.

Atıcı, PJAK’ın İran’da, YPG’nin ise Suriye’de faaliyetlerini sürdürdüğünü savunarak, “Terörsüz Türkiye dedikleri şey örgütün Türkiye dışındaki uzantılarının varlığını korumasıysa burada ciddi bir çelişki var” görüşünü dile getirdi.

“BUNUN ADI BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ”

Bölgesel gelişmeleri 2003 Irak işgali ve 2011’de başlayan Suriye iç savaşı üzerinden değerlendiren Atıcı, Irak’ın ve Suriye’nin etnik ve mezhepsel bölgeler halinde parçalandığını savundu.

Atıcı, bugün İran’ın hedef haline geldiğini ileri sürerek yaşananların “Büyük Ortadoğu Projesi” çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“BU DÜZENLEMEYLE TERÖR SUÇLULARININ SERBEST KALMASI GÜNDEME GELEBİLİR”

Atıcı, üzerinde çalışılan yasal düzenlemelerin terör suçlarından hüküm giymiş bazı kişilerin serbest kalmasının önünü açabileceğini iddia etti.

Şehit öğretmen Aybüke Yalçın’ın öldürülmesine ilişkin dosyada yargılanan bazı kişileri örnek gösteren Atıcı, mevcut ceza süreleri nedeniyle bu kişilerin düzenlemeden yararlanabileceğini öne sürdü.

İzmir’de şehit edilen polis memuru Fethi Sekin’in saldırısına ilişkin dosyalarda ceza alan bazı isimlerin de düzenleme kapsamına girebileceğini savunan Atıcı, “Bize ‘barışa karşı mısınız?’ diye soruyorlar. Biz barışa karşı değiliz. Türkiye zaten savaş halinde değil. Biz PKK’lıların serbest bırakılmasına ve bunun barış adı altında sunulmasına karşıyız” dedi.

“SİLAH BIRAKILDIĞINI DENETLEYECEK SİYASİ İRADEYE GÜVENMİYORUZ”

Atıcı, düzenlemenin yürürlüğe girmesinin PKK’nın silah bıraktığına dair Milli Güvenlik Kurulu değerlendirmesine bağlanabileceğini belirterek bu mekanizmaya da güvenmediklerini söyledi.

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün narkotik raporlarını örnek gösteren Atıcı, 2023 raporlarında PKK adının çok sayıda kez geçtiğini, süreç başladıktan sonraki raporlarda ise örgütün adının yer almadığını öne sürdü.

Bu değişimin iki şekilde açıklanabileceğini söyleyen Atıcı, “Ya PKK uyuşturucu ticaretini bir anda bıraktı ya da siyasi iradenin yaklaşımı nedeniyle devlet raporlarındaki ifade değişti” dedi.

Örgüt uzantılarının isim değiştirerek faaliyetlerini sürdürmesi halinde devlet kurumlarının bunları farklı örgütler olarak değerlendirebileceği endişesini dile getiren Atıcı, böyle bir sistemde silah bırakmanın objektif biçimde denetlenemeyeceğini savundu.

“DEVLETLE HÜKÜMET ARASINDAKİ SINIR CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİYLE BULANIKLAŞTI”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni de eleştiren Atıcı, siyasi iktidarla devlet kurumları arasındaki ayrımın zayıfladığını savundu.

Bir cumhurbaşkanının aynı zamanda parti genel başkanı olmasının ciddi bir sorun yarattığını belirten Atıcı, aynı kişinin bir ile vali atarken parti teşkilatının il başkanını da belirleyebilmesinin devlet ve parti yapılarının iç içe geçmesine yol açtığını söyledi.

Atıcı, “Vali il başkanı gibi, il başkanı vali gibi; rektör partili gibi, partili rektör gibi olur. Devlet partileşir, parti devletleşir” ifadelerini kullandı.

“‘DEVLET PROJESİ’ SÖYLEMİNİ İNANDIRICI BULMUYORUM”

Sürecin “devlet projesi” olarak tanımlanmasını da sorgulayan Atıcı, kısa süre önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti’nin kapatılmasını savunduğunu, birkaç ay sonra ise Abdullah Öcalan’ın Meclis’e davet edilmesinin gündeme geldiğini hatırlattı.

Atıcı, geçmişte FETÖ yapılanmasının devlet kurumlarına yerleştiği yönündeki uyarıların da dönemin iktidarı tarafından dikkate alınmadığını savunarak, “Bugün bize ‘devlet aklı’ diye anlatılan siyasi iradenin geçmişte devlet kurumlarının FETÖ tarafından ele geçirilmesine karşı nasıl davrandığını da biliyoruz” dedi.

“SÜRECİN ARKASINDA ERDOĞAN’IN YENİDEN ADAYLIĞI HESABI VAR”

Atıcı, süreçte siyasi pazarlık bulunduğunu iddia ederek en önemli başlığın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı olduğunu savundu.

Mevcut Meclis aritmetiğinde AK Parti ve MHP’nin anayasa değişikliği ya da erken seçim için gerekli milletvekili sayısına tek başlarına ulaşamadığını belirten Atıcı, DEM Parti’nin desteğinin bu nedenle kritik hale geldiğini söyledi.

Atıcı’ya göre Öcalan’a siyasi statü kazandırılması ve DEM Parti’nin Cumhur İttifakı’na yaklaştırılması yoluyla anayasa değişikliği ya da erken seçim için gerekli çoğunluğun sağlanması hedefleniyor.

Atıcı, iktidarın düzenlemeyi “çerçeve yasa”, bazı çevrelerin ise “kök yasa” olarak adlandırdığını ancak sonunda tartışmanın yeni anayasa başlığına bağlandığını söyledi.

MUHALEFETE ELEŞTİRİ: “SANDIK HESABIYLA HAREKET EDİYORLAR”

Muhalefet partilerinin süreçteki tavrını da eleştiren Atıcı, Türkiye’de siyasetin iki büyük blok üzerinden şekillendiğini ve her iki bloğun seçmeni karşı taraf korkusuyla kendi yanında tutmaya çalıştığını savundu.

Bir tarafta “CHP gelmesin” söylemiyle seçmen konsolide edilirken, diğer tarafta “Erdoğan yeniden iktidar olmasın” söyleminin kullanıldığını belirten Atıcı, bunun seçmeni iki blok arasında sıkıştırdığını söyledi.

Atıcı, geçmişte Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde de benzer bir yaklaşımın görüldüğünü ifade ederek, muhalefetin “Erdoğan karşısında seçmen en sonunda bize oy vermek zorunda kalır” anlayışıyla hareket ettiğini ileri sürdü.

“BU YASA KÜRT VATANDAŞIN HANGİ SORUNUNU ÇÖZÜYOR?”

Atıcı, süreçte en çok sorulması gereken sorulardan birinin düzenlemenin Kürt vatandaşların günlük yaşamındaki hangi probleme çözüm ürettiği olduğunu söyledi.

Türk ve Kürt gençlerin aynı ekonomik sorunlarla mücadele ettiğini, işsizlik ve hayat pahalılığından aynı şekilde etkilendiğini belirten Atıcı, “Aynı markette sırt sırta çalışan Ali ile Veli’nin hangi sorununu bu yasa çözüyor?” diye sordu.

Atıcı, Meclis komisyonunda demokrasi, kişi hak ve özgürlükleri ile bağımsız yargı gibi başlıkların konuşulduğunu ancak ortaya çıkan düzenlemede bu alanlara yönelik somut bir adım olmadığını savundu.

“SEÇMEN NASIL OLSA BİZE DÖNER RAHATLIĞI VAR”

Muhalefetin bazı kararlarında taban tepkisini yeterince dikkate almadığını savunan Atıcı, bunun arkasında “Günün sonunda Erdoğan karşısında seçmen yine bize oy verir” düşüncesi bulunduğunu ileri sürdü.

CHP’nin komisyona katılmasının ardından yaşanan tartışmaları hatırlatan Atıcı, CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır’ın kayyum tartışmaları sırasında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin tutumuna yönelik sözlerini de örnek gösterdi.

Atıcı, muhalefetin komisyonda yaşadıklarından sonra yeni yasal düzenlemeye destek vermesinin seçmen tarafından sorgulanmasının doğal olduğunu söyledi.

“BU SÜRECE KARŞI GENİŞ BİR GÜÇ BİRLİĞİNE İHTİYAÇ VAR”

Atıcı, İYİ Parti’nin gelecekteki ittifak stratejisine ilişkin kararın kendisinin şahsi değerlendirmesiyle değil, partinin yetkili kurullarında alınacağını söyledi.

Bununla birlikte kendi görüşünün sürece karşı siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar arasında geniş bir güç birliği oluşturulması yönünde olduğunu ifade etti.

Bu birlikteliğin mutlaka seçim ittifakı anlamına gelmediğini belirten Atıcı, “Kök yasa denilen şeyin gövdesi ve dalları olacak. Buna karşı olan siyasi partilerin, STK’ların ve vatandaşların bir blok oluşturmasının önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

“SIĞINMACI POLİTİKASI BİLİNÇLİ BİR SİYASİ TERCİHTİ”

Programda Türkiye’nin sığınmacı politikasına da değinen Atıcı, milyonlarca sığınmacının Türkiye’ye gelmesinin tesadüf olmadığını, AK Parti iktidarının bilinçli tercihlerinin sonucu olduğunu savundu.

Türkiye’nin yalnızca Suriyeliler değil, Afganistan, İran ve Afrika üzerinden gelen yoğun bir göç dalgasıyla karşı karşıya bırakıldığını belirten Atıcı, Avrupa Birliği ile yapılan anlaşmalar sonucunda Türkiye’nin “sığınmacı kampına” dönüştürüldüğünü ileri sürdü.

Atıcı, Avrupa’nın yeni bir sığınmacı akını yaşamamak için mevcut iktidarın devamını istediğini iddia etti.

“DEMOGRAFİK YAPI DEĞİŞTİRİLİYOR”

Yüz binlerce yabancıya vatandaşlık verildiğini belirten Atıcı, bunun Türkiye’nin sosyolojik ve demografik yapısını değiştirdiğini savundu.

Resmi açıklamalarda geçmiş yıllarda 238 bin civarında vatandaşlık verildiğinin duyurulduğunu hatırlatan Atıcı, güncel sayının çok daha yüksek olabileceğini ancak bunun bilinmediğini söyledi.

Atıcı, “Türkler, Kürtler, Araplar” şeklindeki bir siyasi ve toplumsal yapılanmanın inşa edilmeye çalışıldığını öne sürdü ve bunun Cumhuriyet’in ortak vatandaşlık anlayışına aykırı olduğunu savundu.

“İKTİDARA GELİRSEK HUKUKA AYKIRI VERİLEN VATANDAŞLIKLARI İPTAL EDECEĞİZ”

Atıcı, İYİ Parti’nin iktidara gelmesi halinde sığınmacı ve kaçaklara hukuka aykırı biçimde verildiğini savunduğu vatandaşlıkların inceleneceğini ve iptal edileceğini söyledi.

Suriye uyrukluların gayrimenkul edinmesi ve geçici koruma kapsamındakilerin vatandaşlık başvuruları konusunda çeşitli kanuni sınırlamalar bulunduğunu belirten Atıcı, mevcut uygulamaların bu kurallarla çeliştiğini öne sürdü.

Atıcı, “Devlet idaresine geldiğimiz zaman sığınmacılara ve kaçaklara kanunlara aykırı şekilde verilen vatandaşlıkların tamamı iptal edilecek. Sığınmacılar ve kaçaklar memleketlerine geri dönecek” dedi.

“KISA VADELİ SİYASİ HESAPLAR TÜRKİYE’Yİ UZUN VADEDE KARANLIĞA SÜRÜKLER”

Atıcı, hükümetin kısa vadeli siyasi çıkarlar uğruna uzun vadede Türkiye’nin toplumsal yapısını tehlikeye attığını savundu.

Milyonlarca sığınmacının ülkeye kabul edilmesi, yüz binlercesine vatandaşlık verilmesi ve yeni anayasa için DEM Parti ile yakınlaşılması gibi adımların bugün siyasi avantaj sağlayabileceğini ancak 10-20 yıl içinde çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğini ileri sürdü.

Devletin Kürt vatandaşların temsilcisi olarak Abdullah Öcalan’ı muhatap almasının da yanlış olduğunu belirten Atıcı, etnik ve mezhepsel kimliklere ayrı siyasi temsilciler tayin edilen bir yapının Irak, Suriye, Afganistan ve Lübnan gibi ülkelerde görülen parçalı sistemlere benzeyeceğini savundu.

Atıcı, İYİ Parti’nin mücadelesinin seçim anketlerinden bağımsız olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

“Bizim mücadelemiz Türkiye Suriye olmasın diye, Irak olmasın diye, Lübnan olmasın diye, Afganistan olmasın diye. Bu mücadeleyi vereceğiz.”

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

DİĞER HABERLER

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
POLİTİKA YEREL POLİTİKA GÜNCEL İZMİR EGE 3. SAYFA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ SPOR YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ DÜNYA KÜLTÜR - SANAT GENEL MAGAZİN SEÇİM
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Ege Postası