
Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci'ye gönderdiği mektubunda fon krizine ilişkin şunları kaydetti:
"Son iki yıl, tarihimizin en ağır yargı saldırılarının, hukuksuz operasyonların ve tutukluluk süreçlerinin yaşandığı bir dönem oldu. Ülkemiz son dönemde birçok açıdan sarsıldı. Bana göre Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin devletin bütün kurumlarını getirdiği noktanın turnusol kâğıdı 'Asrın Soygunu: Fon Vurgunu' sürecidir. Fon vurgunu ile İBB operasyonları arasındaki eşzamanlılık: Savunmamda ayrıntılı bir analizle ortaya koyduğum iddiamı size bir kez daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin yaşadığı en ağır soygun ve iktisadi kriz olan fon vurgunu tek başına bir mesele değildir. Bu vurgunun içinde bir çeteleşme var. Erdoğan’ın kurduğu tek adam düzeni kurumları yozlaştırdı. Yargı da bu düzene ortak oldu.
"BİR TARAFTA İBB DİĞER TARAFTA BORSA VARDI"
Fon vurgunu, İBB operasyonlarıyla eşgüdümlü ve somut bir ilişki içindedir. Bir tarafta İBB, diğer tarafta borsa vardı. İki süreç aynı tarihlerde başladı. Borsaya ve SPK’ya hiçbir müdahale yapılmadı. Aynı dönemde bana ve İBB’ye ise nefes aldırılmadı; belgesiz, delilsiz ve ispatsız operasyonlarla tutuklamalar art arda geldi. Aynı dönemde borsada neler olduğuna bakın. 19 Mart operasyonunun ardından borsa iki günde yüzde 16,3 değer kaybetti. Piyasa çökerken Tera’nın ağırlık verdiği hisse sepeti zirve yaptı. Butlan kararı açıklandığında borsa yine çöktü. Tera ise o sırada 1 milyar 870 milyon dolarlık alım yapıyordu. İlginçtir ki borsayı ve SPK’yı uyaran eski MASAK Başkan Yardımcısı ile bazı uzmanlar 'Sen nasıl uyarırsın' denilerek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gözaltına alındı. Kasım 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı adeta ihbarda bulunurcasına manipülasyon uyarıları yaptı. Başsavcılık buna rağmen hiçbir adım atmadı. Bugünkü Adalet Bakanı SPK’ya müzekkere yazdıktan sonra bir yıl daha İstanbul Başsavcısı olarak, altı ay da bakan olarak görev yaptı. Ancak bu dönemde bütün uyarılara rağmen hiçbir adli işlem yapılmaması dikkat çekicidir. Fon vurgunu ancak Eylül 2026’da ortaya çıkabildi. Bu soygunun siyasi ve yargı ayağı açığa çıkmadıkça gerçek failler hesap vermiş olmayacaktır.
"50 MİLYARLIK 'YOLSUZLUK' İDDİASINDA TEK BİR BULGU YOKTUR"
Asıl yazmak istediğim, iddianame adı altındaki iftiranamede uydurulan ve benim çok önemsediğim bir suçlamadır. Bildiğiniz gibi dönemin Başsavcısı '560 milyon liralık yolsuzluk' diyerek yola çıktı. 560 kuruş dahi bulamayınca iftiranamesini toparlamak ve 160 milyarlık bir kapak oluşturmak istedi. Bunun için 110 milyarlık uydurma bir 'Cebeci Dosyası' hazırladı. Yanına da dış kredilerle ilgili 50 milyarlık skandal bir suçlama ekledi. İddianamede geçen bu 50 milyarlık 'yolsuzluk' iddiasında tek bir tutuklu yoktur. Tarihin en yoğun denetimini geçirmiş belediye başkanı olarak şunu da söylemeliyim: Bu iddiaya ilişkin tek bir bulgu bile yoktur. Ortada skandal bir suçlama, düpedüz bir iftira vardır.
"GÖREV DÖNEMİMİZ BOYUNCA KAMU BANKALARINDAN VE İLLER BANKASI'NDAN TEK KURUŞ KREDİ ALMADIK"
Yirmi aydır 'İBB davası' adı altında, delilden yoksun ve adeta gerçeklerle mücadele edercesine kurulmuş iftiralarla karşı karşıyayız. Bu iftiraların en önemlilerinden biri krediler meselesidir. Bu suçlamanın amacı, görevimiz boyunca özellikle metrolarda elde ettiğimiz başarıları gölgelemektir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak yaptığımız metro yatırımlarının önemi yalnızca İstanbul’un ulaşım tarihiyle sınırlı değildir. Bu yatırımlar, bir yerel yönetimin bütün imkânsızlıklara rağmen neler başarabileceğini gösteren önemli bir örnektir. Bugün bu başarı, kamuoyunda '160 milyar liralık yolsuzluk' diye anılan ağır suçlamaların gölgesinde bırakılmak isteniyor. Yurt dışından sağladığımız krediler ve ihraç ettiğimiz tahviller üzerinden 53,5 milyar liralık kamu zararı iddia ediliyor. Bu iddia, İstanbul’un metro yatırımlarında elde ettiğimiz başarıdan bağımsız değerlendirilemez. 2019’da göreve geldiğimizde finansman bulunamadığı için durmuş metro şantiyeleri ve ağır bir borç yükü devraldık. Belediyenin kasasında yalnızca 7 milyon lira vardı. Buna rağmen İstanbul’un yatırımlarını durdurmadık. Dünyanın önde gelen finans kuruluşlarıyla görüşerek kaynak sağladık ve yıllardır bekleyen metro projelerini yeniden başlattık. Bunları merkezi idarenin ağır finansman kısıtlamalarına rağmen yaptık. Görev dönemimiz boyunca kamu bankalarından ve İller Bankası’ndan tek kuruş kredi alamadık. Bulduğumuz dış kredilerin izinleri aylarca, hatta yıllarca bekletildi.
"BORÇLARIMIZI ZAMANINDA ÖDEMEMİZ BİLE KAMU ZARARI SAYILIYOR"
Bakanlığın yapıp İBB’ye devrettiği metro hatlarının geri ödemeleri geçmişte 20 yıla yayılmıştı. Bizim dönemimizde bu ödemeler 10–11 ay içinde bütçemizden kesildi. Metro inşaatları bu koşullarda bile durmasın diye belediyenin öz kaynaklarını kullandık. Dış finansman geldiğinde de daha önce yaptığımız harcamaları kredi sözleşmelerinin izin verdiği yöntemlerle karşıladık. Bütün engellemelere rağmen, millete hizmeti ve İstanbul’un ihtiyaçlarını her şeyin önünde tutarak büyük bir metro seferberliği gerçekleştirdik. Bugün kamu zararı diye gösterilen işlemler işte bunlardır. İddianamedeki 53,5 milyar liralık zarar hesabı üç kalemden oluşuyor: 19,85 milyar lira kredi anapara geri ödemesi, İBB iştiraklerine yapılan 13,84 milyar lira ödeme, projelerle doğrudan bağlantısı kurulamadığı ileri sürülen 19,82 milyar lira harcama. Yani borçlarımızı zamanında ödememiz bile kamu zararı sayılıyor. Oysa İBB hiçbir kredi ya da tahvil ödemesinde temerrüde düşmedi. Kredi veren uluslararası bankaların hiçbiri şikâyetçi olmadı. Soruşturmadan ve iddianameden sonra da İstanbul’a finansman sağlamayı sürdürdüler. 2023’te yaklaşık 715 milyon dolarlık yeşil tahvil ihraç ettik. Bu tahvilin sözleşmesinde, henüz projelere tahsis edilmemiş kaynakların belediyenin genel nakit yönetimi içinde değerlendirilebileceği açıkça yazılıdır. Bu hüküm iddianamede de yer alıyor. Savunmamda ortaya koyduğum gibi Sayıştay’ın beş yıl boyunca bu işlemlerle ilgili tek bir bulgusu yoktur.
"65,1 KİLOMETRE RAYLI SİSTEM HATTINI HİZMETE AÇTIK"
Peki bütün bu finansman çabası İstanbul’a ne kazandırdı? 65,1 kilometre raylı sistem hattını hizmete açtık. Görev süremde metro üretimini 14 kilometreye çıkardık ve önceki dönemin yaklaşık iki katına ulaştırdık. Raylı sistem yatırımlarına, yurt dışından sağladığımız kredilerin toplamından daha fazla kaynak ayırdık. Metro yapımını 7,2 kilometreden 14 kilometreye çıkaran bir yönetim, bu yatırımlar için bulduğu finansman yüzünden milyarlarca liralık kamu zararıyla suçlanıyor. Üzerinde özellikle durulması gereken çelişki budur. Kanaatimce bu suçlamaların siyasi amaçlarından biri, İstanbul’da elde ettiğimiz somut başarıyı kamuoyunun gözünden uzaklaştırmaktır. Metro inşaatlarını yeniden başlatmak için gösterdiğimiz çaba, bugün İstanbul’u zarara uğratmışız gibi anlatılıyor. Elbette kamu kaynaklarının her kuruşunun hesabı sorulmalıdır. Ancak kamu zararından söz edebilmek için somut bir zarar gösterilmelidir. Borç geri ödemeleri, sözleşmelerin izin verdiği finansman işlemleri ve tamamlanan yatırımlar birbirinden koparılarak bir hesap çıkarılamaz. Böyle bir hesap tek başına kamu zararının kanıtı olamaz.
Biz İstanbul’un metroları durmasın diye kaynak bulduk, borçlarımızı ödedik ve yatırımlarımızı tamamladık. Bugün suçlamaya konu edilen finansman yönetiminin sonucunda, her gün milyonlarca İstanbullunun kullandığı metro hatları var. Bu nedenle mesele yalnızca hakkımdaki suçlamalar üzerinden değerlendirilmemelidir. İstanbul’a kazandırılan hizmetler, kamu kaynaklarının yönetimi ve hukuk güvenliği de bu değerlendirmenin parçası olmalıdır. İstanbul’a hizmet etmek için aldığım her kararın hesabını vermeye hazırım. Hakkımızda ileri sürülen kamu zararı iddialarında da aynı açıklığın gösterilmesini bekliyorum."
Sayfa başına git







