
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin gazeteci Nagehan Alçı’ya İmralı sürecine ilişkin yaptığı açıklamalara tepki gösterdi. Bahçeli’nin, terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan için İmralı’da bahçeli ve iki katlı bir ev hazırlandığını söylemesinin ardından Dervişoğlu, söz konusu uygulamanın infaz hukukundaki karşılığını sorguladı.
BAHÇELİ’NİN ANLATTIĞI EVİN DETAYLARI
Öcalan için hazırlanan evin detaylarını aktaran Bahçeli, konutun fiziki şartlarına dair Nagehan Alçı'ya şunları anlattı:
"Abdullah Öcalan'a İmralı Adası'nda bir ev inşa edildi. Bu ev önünde bahçesi olan, insani yaşam koşulları sunan bir ev. O evin içinde normal hayatın akışına uygun yaşayabilir. Konforlu bir ev inşa edildi."
Alçı ise Bahçeli’nin açıklamalarına ilişkin aktardığı bilgilerde, Öcalan’ın henüz söz konusu eve yerleşmediğini ve bunun için Çerçeve Yasa ile kurulların işlemesini beklediğini ifade etti.
Alçı’nın aktardığına göre cezaevi sınırları içerisinde bulunan iki katlı yapının alt katı çalışma ofisi, üst katı ise yaşam alanı olarak tasarlandı. Yüksek duvarlarla çevrili alanın bahçesinde tarımsal faaliyetler için toprak zemin ile spor aktiviteleri için beton bölüm bulunduğu belirtildi.
Öcalan’ın ilerleyen yaşını gerekçe göstererek tek başına kalmak istemediği, günlük işlerinde yardımcı olması için ailesinden birkaç kişinin yanında bulunmasını talep ettiği ve bir akrabası için resmi başvuru yapıldığı da Alçı tarafından aktarıldı.
“İNFAZ HUKUKU KİŞİYE GÖRE İŞLEMEZ”
İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazına ilişkin yasal düzenlemelere dikkat çekti.
Dervişoğlu, Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç kimsenin kanunun öngördüğünden daha ağır bir muameleye tabi tutulamayacağını ancak bunun kanunun öngördüğünden daha hafif ve ayrıcalıklı bir rejimin uygulanabileceği anlamına da gelmediğini belirtti. İnfaz hukukunun kişiye değil kanuna göre işlediğini belirten Dervişoğlu, Türk Ceza Kanunu ve 5275 sayılı Kanun’un ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının nasıl infaz edileceğini düzenlediğini ifade etti.
“BU UYGULAMANIN KANUNDA KARŞILIĞI YOK”
Bahçeli’nin tarif ettiği bahçeli, iki katlı, ofis ve yaşam alanları bulunan ve akrabaların da yerleşebileceği bir konutun ilgili yasal düzenlemelerde karşılığının bulunmadığını belirten Dervişoğlu, hükümlüyle birlikte süresiz şekilde aynı çatı altında yaşanmasının mevcut ziyaret rejiminin ötesine geçtiğini ifade etti.
Dervişoğlu, bunun ortak ikamet anlamına geleceğini ve infaz hukukunda buna izin veren bir hüküm bulunmadığını söyledi.
“HÜKÜMLÜ DEVLETLE STATÜ PAZARLIĞI YAPIYOR”
Dervişoğlu’nun açıklamasında en dikkat çektiği noktalardan biri ise Öcalan’ın söz konusu eve yerleşme konusunda şart ileri sürmesi oldu.
Bahçeli’nin aktardığı bilgilere göre Öcalan’ın Çerçeve Yasa’nın hayata geçmesini ve kurulların işlemeye başlamasını beklediğini belirten Dervişoğlu, bu durumun bir hükümlünün devletle statü pazarlığı yürütmesi anlamına geldiğini belirtti.
Bir hükümlünün resmi kurullarda görev yapmasının infaz mevzuatıyla bağdaşmayacağını ifade eden Dervişoğlu, “Bir hükümlünün, resmî kurullarda görev yapması, infaz mevzuatının ruhuyla zaten açıkça çelişir. Böyle bir görev verilmesi hukuken mümkün değildir. İkincisi ve daha da vahim olanı, bir hükümlünün, kendisine tanınan imkânı bile beğenmeyip, resmî bir statü elde edene kadar devletin teklifini askıya alması, akılla açıklanabilir bir durum değildir.” dedi.
“HUKUKTAN GERİYE NE KALMIŞTIR?
Dervişoğlu, paylaşımının sonunda tartışmayı daha geniş bir çerçeveye taşıdı. Bir hükümlünün devletin kendisine sunduğu imkânı reddederek resmi statü talep edebilmesinin ve bunun kamuoyuna bir siyasetçi tarafından aktarılmasının sorgulanması gerektiğini belirtti.
İYİ Parti lideri, “Bir hükümlü, devletin kendisine nasıl davranacağını belirleyebiliyorsa, hukuktan geriye ne kalmıştır, devletten geriye ne kalmıştır?” diyerek tepki gösterdi.
İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım şöyle:
Türkiye Cumhuriyeti'nde hiç kimse, hangi suçtan hüküm giymiş olursa olsun, kanunun öngördüğünden daha ağır bir muameleye tabi tutulamaz. Ancak aynı ilke, kanunun öngördüğünden daha hafif, daha ayrıcalıklı bir rejimin de keyfi biçimde uygulanamayacağı anlamına gelir.
Çünkü infaz hukuku, kişiye değil, kanuna göre işler. TCK ve 5275 sayılı Kanun hükümleri, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının nasıl infaz edileceğini tek tek, saymıştır. Bu hükümler, ölüm cezası yerine ikame edilmiş en ağır cezanın, kanun koyucunun iradesiyle çizilmiş sınırlarıdır. Bu sınırların dışına çıkmak, hangi gerekçeyle sunulursa sunulsun, kanunsuz infaz anlamına gelir. Bahçeli'nin tarif ettiği, bahçeli, iki katlı, ofis ve yaşam alanı ayrımı yapılmış, akrabaların yerleşebileceği bir konut, bu maddelerin hiçbirinde karşılığı olmayan bir uygulamadır. Hükümlüyle birlikte, süresiz biçimde aynı çatı altında yaşanması, kanunun tanımladığı ziyaret rejiminin ötesine geçer. Bu ortak ikamettir ve infaz hukukunda buna cevaz veren tek bir hüküm yoktur.
Haberin en çarpıcı ve daha da vahim kısmı, inşa edilen evin ötesinde bu evde yaşamayı kimin hangi şarta bağladığıdır. Bahçeli'nin anlatımına göre şartı koyan terör hükümlüsüdür. Adama zaten hukuki dayanağı olmayan bir konfor alanı sunuluyor ama o bunu dahi yetersiz bulup "Çerçeve Yasası'nın kurulları işlemeye başlasın, ben o kurullarda görev almaya başlayayım, ondan sonra eve geçerim" diyerek devlete karşı statü pazarlığı yürütüyor. Bir hükümlünün, resmî kurullarda görev yapması, infaz mevzuatının ruhuyla zaten açıkça çelişir. Böyle bir görev verilmesi hukuken mümkün değildir.
İkincisi ve daha da vahim olanı, bir hükümlünün, kendisine tanınan imkânı bile beğenmeyip, resmî bir statü elde edene kadar devletin teklifini askıya alması, akılla açıklanabilir bir durum değildir. Normal şartlarda infaz rejimini, devlet belirler. Burada ise hükümlü, belirleyen taraf konumuna geçmiştir. Bir terör hükümlüsünün, devletin kendisine sunduğu imkânı reddedip karşılığında resmî statü talep edebilmesi ve bunun kamuoyuna bir siyasetçi tarafından, gayet sakin bir üslupla aktarılabilmesi, infaz hukukunun değil, bir pazarlık masasının kurallarının işlediğini göstermektedir.
Sorulması gereken soru artık "bu ev hangi kanuna dayanıyor" sorusunun ötesine geçmiştir. Soru şu: Bir hükümlü, devletin kendisine nasıl davranacağını belirleyebiliyorsa, hukuktan geriye ne kalmıştır, devletten geriye ne kalmıştır?
Sayfa başına git







