Ege Postası
Geri

Özdağ’dan erken seçim çıkışı: 'Erdoğan’ı yeniden aday yapmak için siyasi mühendislik'

Yeni Yol Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, NEO TV’de seçim takviminden fon krizine, faili meçhul dosyalardan dış politikaya kadar gündemi değerlendirdi. Kendi adına 2026 yılı sonuna kadar yapılacak bir erken seçime destek vereceğini belirten Özdağ, seçimin normal takviminden kısa süre önceye çekilerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yeniden adaylık yolu açılmasına karşı çıktı. Silahsızlanma tartışmalarında “Terörsüz Türkiye, hukuklu Türkiye’de inşa edilir” diyen Özdağ, DEM Partililere de 29 Ekim törenlerine katılma ve İstiklal Marşı’nı birlikte okuma çağrısı yaptı.
Özdağ’dan erken seçim çıkışı: 'Erdoğan’ı yeniden aday yapmak için siyasi mühendislik'
Haberler / Politika
21 Eylül 2026 Pazartesi 10:03
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş

EGEPOSTASI- NEO TV’de Kutluhan Nesil’in sunduğu Uyandırma Servisi programına konuk olan Yeni Yol Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, iktidara ekonomi, hukuk ve dış politika üzerinden eleştiriler yöneltti.

Fon krizinde vatandaşların birikimlerinin korunamadığını savunan Özdağ, denetimlerin olaylar yaşandıktan sonra devreye girmesine tepki gösterdi. Kaşif Kozinoğlu ve Muhsin Yazıcıoğlu dosyalarında yalnızca faillerin değil, varsa azmettiricilerin de ortaya çıkarılmasını isteyen Özdağ, soruşturmaların şeffaf yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Özdağ’ın açıklamaları şöyle:

FON KRİZİ: “OLAN VATANDAŞIN BİRİKİMİNE OLUYOR”

Kutluhan Nesil: Fon krizini nasıl değerlendiriyorsunuz? Faturayı kim ödeyecek?

Selçuk Özdağ: Türkiye’de daha önce de çok büyük dolandırıcılıklar yaşandı. Bazen bireyler, kamu içerisindeki destekçileriyle birlikte hareket etti; bazen de kamudaki kişilerle ortaklıklar kuruldu. YİMPAŞ, Kombassan, Jetpa gibi örnekleri hatırlayın. Yurt dışındaki vatandaşlardan yüksek kazanç vaatleriyle paralar toplandı. Hâlâ parasını alamayan insanlar var.

Ardından offshore uygulamaları gündeme geldi, bankaların içi boşaltıldı. Vatandaşların paraları denetlenemeyen yerlere taşındı. Daha yakın dönemde sanal paralar üzerinden milyarlarca dolardan söz edildi. Vatandaşlardan para toplayıp yurt dışına gidenler oldu. Bazıları getirildi, bazıları hâlâ yurt dışında. Bütün bu süreçlerde olan vatandaşın cebine, birikimine oldu.

Vatandaşların da gerçekçi olmayan kazanç vaatlerine karşı dikkatli olması gerekiyor. Avrupa’da kâr marjı yüzde 3 iken yüzde 15, yüzde 20 kazanç vaat ediliyordu. O dönemde bana soranlara, “Yüzde 4 verseler anlarım ama yüzde 15’i anlayamam; sakın paranızı kaptırmayın” demiştim.

Şimdi de fon manipülasyonuyla karşı karşıyayız. Çok büyük paraların birilerinin cebine girdiğini, haksız kazançlar elde edildiğini görüyoruz. Hükümetin bu konudan daha önce haberdar olduğu söyleniyor. O zaman soruyorum: Bir yıl boyunca neden işlem yapmadınız?

Bu büyüklükteki hukuksuzlukların, dolandırıcılıkların ve yolsuzlukların kamu içindeki bazı bağlantılar olmadan yapılabileceğini düşünmüyorum. Görevini doğru yapanları tenzih ediyorum; ancak bu ilişkilerin bütün yönleriyle araştırılması gerekiyor.

Bu tablo Türkiye’nin bütçesine, ekonomisine ve itibarına zarar veriyor. Böyle bir ortamda kim gelip yatırım yapar, kim hukuka güvenir? İnsanlar bir ev sahibi olabilmek, biraz daha rahat yaşayabilmek için 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl para biriktiriyor. Birileri de hukuki boşluklardan ve yürütmenin ihmalinden yararlanarak bu birikimleri alıp kendi servetine servet katıyor.

“DEVLET ADAMI, OLAYLARDAN ÖNCE TEDBİR ALANDIR”

Selçuk Özdağ: Türkiye’de hukuk ve yürütme çoğu zaman olayların arkasından geliyor. Deprem oluyor, ardından konut yapmayı konuşuyoruz. Sel güzergâhlarına yapılaşma izni veriliyor, insanlar hayatını kaybediyor; sonra “Burası sel güzergâhıymış” deniliyor. Neden önceden tedbir alınmıyor?

Dolandırıcılık ve manipülasyonlarda da aynı yaklaşım var. Önce olay yaşanıyor, sonra “Tedbir alalım, kanun çıkaralım” deniliyor. Oysa devlet adamı, önceden tedbir alandır. Uzmanlarla çalışır; sosyal ve ekonomik riskleri belirler, hukuki ve idari önlemleri zamanında alır.

Bu tür fonlar dünyanın her yerinde var. Ancak ciddi denetim ve tedbir mekanizmaları da var. Türkiye’de ise yıllardır başarıdan söz ediliyor ama enflasyon ve faiz hâlâ yüksek. Bankanın sizin paranıza ne kadar faiz verdiğinden önce, siz bankadan para aldığınızda ne kadar faiz ödediğinize bakmak gerekiyor.

Türkiye’nin gri liste sürecini de hatırlayın. Kara para, suç örgütleri ve benzeri başlıklarda adımlar atıldı. “Çeteleri, baronları yakaladık” deniliyor. Peki bu yapılar kimin döneminde büyüdü? Sizden önce başka bir parti mi iktidardaydı?

Operasyonlar elbette yapılmalı. Ancak yalnızca sonuçlarla mücadele etmek yetmez; bu yapıları üreten kaynakları kurutmak gerekir. Adalet Bakanlığı kadar İçişleri, Hazine ve Maliye, Ticaret ve ilgili diğer bakanlıkların da sorumluluğu var. Bataklık kurutulmazsa sorun yeniden üretilir. Bunun bedelini de vatandaş, Türkiye ekonomisi ve ülkenin itibarı öder.

KOZİNOĞLU DOSYASI: “YALNIZCA FAİLLER DEĞİL, ARKALARINDAKİLER DE ARAŞTIRILMALI”

Kutluhan Nesil: Kozinoğlu dosyasının yeniden gündeme gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selçuk Özdağ: Türkiye’de aydınlatılması gereken çok sayıda dosya var. Uğur Mumcu, Gün Sazak, Kaşif Kozinoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu ve başka olaylar… Bazılarında failler yakalanmış olsa bile arkalarındaki azmettiriciler ortaya çıkarılamadı.

Gün Sazak bir bakandı ve evinin önünde öldürüldü. Özdemir Sabancı kendi iş yerinde öldürüldü. Bu dosyaların uluslararası bağlantıları, yurt dışına kaçan kişiler ve iade süreçleri bütün boyutlarıyla ele alınmalı.

Kaşif Kozinoğlu’nun öldürüldüğünü düşünüyorum. Burada yalnızca olayda izleri görülen örgütlerle sınırlı kalınmamalı; onların arkasındaki ilişkiler de araştırılmalı. İktidarlar, hiçbir yapının devlet içinde devlet hâline gelmesine izin vermemeli. Yargı, kolluk ve istihbarat da bu tür yapılanmalar karşısında gözünü kapatmamalı.

Dosyanın neden şimdi gündeme geldiği sorusunu ben de soruyorum. Daha önce başka bir hükümet mi vardı? Başka bir partinin adalet ya da içişleri bakanı mı görevdeydi? Yine de yeni deliller, bilgiler, belgeler veya ihbarlar ortaya çıkmış olabilir. Buna iyi niyetle bakalım; fakat süreç mutlaka şeffaf yürütülsün.

“DOSYAYI AÇALIM, GERİSİ YOLDA GELİR ANLAYIŞI DOĞRU DEĞİL”

Selçuk Özdağ: Önce dosyalar üzerinde ciddi biçimde çalışılması gerekiyor. Yalnızca birilerini gözaltına alıp etkin pişmanlık yoluyla yeni bilgilere ulaşmayı beklemek yeterli değildir. “Dosyayı açalım, göç yolda düzülür” anlayışını doğru bulmuyorum.

Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, istihbarat ve ilgili kamu kurumlarının yanı sıra barolar, gazeteciler ve bilgi sahibi kişilerle birlikte çalışılmalı. İhbarların değerlendirileceği özel birimler oluşturulmalı.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında da araştırılması gerektiğini düşündüğüm bilgiler var. Ergenekon dosyasındaki bir klasörde, başka cinayetlere karışmış iki kişinin Yazıcıoğlu’nu öldürme niyetine ilişkin bilgi bulunduğunu söylüyorum. Bu kişilere neden bu konuda soru sorulmadı? Böyle bir ihbar ya da yazışma varsa neden üzerine gidilmedi?

Devlet içinde farklı aidiyetlerle güç elde eden yapıların ilişkileri araştırılmalı. Ancak bunu yaparken kurunun yanında yaş da yakılmamalı; insanların itibarı, şahsiyeti, şerefi ve onuruyla oynanmamalı.

Seçime doğru gidiyoruz. Geçmiş seçimlerde muhalefet üzerinden nasıl algılar oluşturulduğunu gördük. Bu dosyaların da siyasi algı üretmek için kullanılabileceği kaygısını taşıyorum. İnşallah yanılıyorumdur ve gerçekten faillerin izindedirler. Amaç, yalnızca kamuoyuna “Bakın kimleri ortaya çıkardık” demek olmamalı; gerçek bütün yönleriyle aydınlatılmalı.

Bu olaylarda yabancı istihbarat bağlantılarının da araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Geçmişte Türkiye’de mezhepsel ve toplumsal ayrılıklar üzerine yapılan çalışmaların ardından büyük acılar yaşandı. Kötü yönetimin payını konuşurken bundan yararlanan dış müdahaleleri de göz ardı etmemeliyiz. Aynı zamanda iftiralara karşı dikkatli olmalı, olayları doğru değerlendirmeliyiz.

ORTAK SAVUNMA TARTIŞMASI: “ANLAŞMANIN METNİ MECLİS’E GETİRİLMELİ”

Kutluhan Nesil: Ortak savunma anlaşması tartışmasına yaklaşımınız nedir?

Selçuk Özdağ: Programda konuştuğumuz bu anlaşmayı doğru bulmuyorum. Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Husilere ve İran’a karşı kullanılmak istendiğini düşünüyorum.

Bunu ABD’nin Çin’e karşı yürüttüğü ekonomik ve stratejik rekabetten bağımsız değerlendirmiyorum. Bir ticaret yolu oluşturulmak isteniyor ve bu güzergâhtaki silahlı yapılar ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Husilerin gemilere yönelik eylemleri de bu güzergâhın güvenliğiyle bağlantılı görülüyor. İran’a yönelik baskıları da bu çerçevede değerlendiriyorum.

Muhalefetin, gazetecilerin, aydınların ve emekli büyükelçilerin kamuoyunu aydınlatması gerekiyor. Türkiye’nin hangi gerekçeyle, hangi yükümlülüklerin altına girdiği açıkça anlatılmalı.

Benim itirazımın temelinde Meclis’in devre dışı bırakılması var. Anlaşmanın metni Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilmeli. Neden böyle bir anlaşmaya ihtiyaç duyulduğu açıklanmalı. İran’dan Türkiye’ye yönelik nasıl bir tehlike görülüyor? Türkiye hangi sorumluluğu üstleniyor?

Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlamak neden Türkiye’ye düşsün? Mekke şehri ile Kâbe’ye yönelik bir saldırı iddiası da birbirinden ayrılmalı. Saldırıları tasvip etmiyorum; ancak kamuoyuna anlatılanların doğru ve açık olması gerekiyor.

“TÜRK ASKERİNİ YEMEN’E GÖNDERMEK İSTİYORLAR”

Selçuk Özdağ: Türk askerini Yemen’e göndermek ve Suudi Arabistan’ın güvenliğini sağlamak için görevlendirmek istediklerini düşünüyorum. Daha büyük tehlike ise Türkiye ile İran’ın karşı karşıya getirilmesi.

Geçmişte Irak ile İran savaştırıldı. Bölge ülkeleri çok ağır bedeller ödedi. Suriye politikasında da ciddi hatalar yapıldı. Bugün ABD’nin ve İsrail’in bölgedeki etkisini görüyoruz.

Türkiye’nin dış politikasının ortak akılla yeniden ele alınması gerekiyor. Dışişleri Bakanlığı’nda yıllarca görev yapmış isimler, uzmanlar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, siyasetçiler ve parlamento bu sürece katılmalı.

İslam dünyasında başka güçlerin çıkarlarına hizmet edecek anlaşmalar yerine, İsrail’in politikalarına karşı ortak bir tutumun nasıl oluşturulacağı konuşulmalı. ABD ile görüşülürken İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmesi ve 1967 sınırları başlığında koşullar ortaya konulabiliyor mu?

İsveç’in NATO üyeliği sürecinde de benzer soruları sorduk. Türkiye’den destek istenirken karşılığında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması ya da Bosna Hersek’in NATO üyeliği gibi talepler ne ölçüde gündeme getirildi? Dış politikada mütekabiliyet esasına göre hareket edilmesi gerekiyor.

“TERÖRSÜZ TÜRKİYE, HUKUKLU TÜRKİYE’DE İNŞA EDİLİR”

Kutluhan Nesil: Silahsızlanma ve Öcalan’a statü tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Selçuk Özdağ: Silahlar bırakılacak. Bölgedeki büyük güçlerin silahlı yapıları istemediğini düşünüyorum. Ancak bizim açımızdan temel ilke şu: “Terörsüz Türkiye, hukuklu Türkiye’de inşa edilir.” Şeffaflıkla inşa edilir.

Örgüt silahları bırakmalı ve Türkiye’den özür dilemeli. On binlerce insanın ölümüne sebebiyet verdiler. Kürtler adına hareket ettiklerini söylüyorlar ama Kürt vatandaşlarımız her partide var. Kürtlerin çoğunluğu da PKK ile birlikte değil; onlar da çok ağır bedeller ödedi.

Abdullah Öcalan’a başka bir siyasi statü ya da görev verilmesine ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. “Umut hakkı” konusu konuşulacaksa bunun değerlendirilmesi ilgili hukuki mekanizmalar içerisinde yapılmalı. Örgütle bağın kesilmesi, pişmanlık gösterilmesi ve talimat verilmemesi gibi hususlar göz önünde bulundurulmalı.

Bir an önce silah bırakılması gerekiyor. Hükümeti de uyarıyorum: Sürekli yeni talepler ve bu biçimde sürdürülen diyaloglar, Türkiye Cumhuriyeti’nin saygınlığına zarar veriyor.

Silah bırakanlar Türkiye’nin üniter yapısını, toprak bütünlüğünü, siyasi ve idari bütünlüğünü kabul etmeli. “Türkiye Cumhuriyeti bizim devletimizdir, ay yıldızlı bayrak bizim bayrağımızdır” diyebilmeli.

“KİMLİK SİYASETİ YERİNE VATANDAŞ SİYASETİ YAPALIM”

Selçuk Özdağ: Güneydoğu Anadolu’da Kürt ile Türkmenin, Zaza ile Arap’ın birbirleriyle bir kavgası yok. Buradaki mücadele, terör örgütünün vatandaşlara verdiği zararı ortadan kaldırmak için yürütülen mücadeledir.

Örgüt, kendisinden olmayan Kürtlere de tahammül göstermedi. Etnik ve ideolojik baskı kurdu. Bunun son bulması ve silahların bırakılması gerekiyor. Yeni statü ve görevlendirmeler konuşmak yerine, mevcut hukuki düzenlemelerin uygulanmasını ve örgütün ne yapacağını görmeliyiz.

Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale’de, İstanbul’un fethinde, Malazgirt’te birlikte olduğumuzu söyleyenlere sesleniyorum: Gelin, Mehmet Akif’in yazdığı İstiklal Marşı’nı da hep birlikte okuyalım.

Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü için mücadele edelim. Etnik ve ideolojik siyaset yerine, kimlik siyaseti yerine insan siyaseti ve vatandaş siyaseti yapalım.

DEM PARTİ’YE 29 EKİM ÇAĞRISI: “TÖRENLERE KATILMALILAR”

Kutluhan Nesil: DEM Partililer 29 Ekim törenlerine katılmalı mı?

Selçuk Özdağ: Katılmalılar. Türkiye’de yeni bir sayfa açılıyorsa o sayfayı doğru biçimde doldurmamız gerekiyor. Hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Ülkenin demokrasi, insan hakları ve hukuk sorunlarını birlikte konuşmalı, törenlere birlikte katılmalıyız.

Meclis açıldığında İstiklal Marşı’nı da beraber okumalıyız. Türkiye’yi bölmek, parçalamak kimsenin haddine değildir. Türkiye parçalanamaz bir bütündür.

Bölgedeki vatandaşların çoğunluğu üniter yapıya inanıyor ve birlikte yaşamak istiyor. Terör örgütünün silah bırakmasını da istiyorlar. Örgütlü azınlıkların, örgütsüz çoğunluklar üzerinde baskı kurmasına izin verilmemeli.

Terörle mücadele yalnızca silahlı mücadele değildir. Kültürel, tarihî ve bilgiye dayalı bir mücadele de gerekiyor. Devletin gücünün hukuk olduğu; eğitimde fırsat eşitliği ve gelir dağılımında adalet olduğu anlatılmalı.

Demokratik bir ülkede zor kullanma yetkisi devlettedir; devlet de bu yetkiyi hukuk içinde kullanır. Hukuk dışına çıkanlara karşı yine hukuk işletilir. Örgütün silah dışındaki baskı yöntemlerine de bu anlayışla karşı çıkılmalı.

ERKEN SEÇİM İÇİN 2026 VURGUSU

Kutluhan Nesil: Erken seçim ve Erdoğan’ın yeniden adaylığı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Selçuk Özdağ: 2026 yılının sonuna kadar yapılacak bir seçime varız. Bunu kendi adıma, Selçuk Özdağ adına söylüyorum. Muhalefetin de büyük ölçüde bu görüşte olduğunu düşünüyorum.

Ancak normal seçim tarihinden bir hafta, 10 gün ya da 20 gün önce seçim yapıp buna “erken seçim” denilmesini kabul etmiyorum. Böyle bir karara destek verenler tarih ve millet önünde vebal altında kalır.

Ben bunun siyasi mühendislik olduğunu düşünüyorum. Amaç, Anayasa’yı dolanarak Sayın Erdoğan’ı yeniden aday yapmanın yolunu açmaktır.

Sayın Erdoğan, Türkiye’yi 25 yıldır her alanda ileriye taşıdığını söylüyorsa görev süresini tamamlamalı. AK Parti’den ya da MHP’den başka bir isim ortak aday olarak gösterilmeli, biz de o adayla yarışmalıyız.

AK Parti, MHP ve DEM Parti seçimi kısa bir süre öne çekme konusunda anlaşırsa bunu yapabilirler. Ancak millet, Erdoğan’a yeniden adaylık yolu açmak için yapılan bu girişimleri görüyor.

Anadolu’yu geziyorum. Muğla’da, Manisa’da, İstanbul’da, Ankara’da, Balıkesir’de, Aydın’da, Denizli’de, Afyon’da vatandaşlarla görüşüyorum. İnsanların canı burnuna gelmiş durumda. Sandığın önlerine gelmesini ve gereğini yapmayı bekliyorlar.

Seçimi ne zaman yaparlarsa yapsınlar yenileceklerini düşünüyorum. Türkiye’nin seçimden sonra parlamenter sisteme geçeceğine inanıyorum.

  Haberin Videosu

YORUM EKLE

Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır

YORUMLAR


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

DİĞER HABERLER

Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
POLİTİKA YEREL POLİTİKA GÜNCEL İZMİR EGE 3. SAYFA YAZARLAR FOTO GALERİ VİDEO GALERİ SPOR YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ DÜNYA KÜLTÜR - SANAT GENEL MAGAZİN SEÇİM
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Ege Postası