
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM'deki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Partilerinde ilçe ve il kongrelerinde başkanların doğrudan üyeler için seçildiğini hatırlatan Özgür Özel, üye sayılarının 772 bine ulaştığını söyledi.
ÖZEL, FON VURGUNUNUN MALİYETİNİ AÇIKLADI
Fon şirketlerine yönelik soruşturmaya değinen Özel, "İktidar partisi mensupları tarafından asrın vurgunu gerçekleştirilmiştir. Mağdurlar aileleriyle 2 milyona ulaşıyor ama iş borsaya geldiğinde, kağıtları yükseltip garibanlara satıp yanılttıkları insanlarla da karşı karşıyayız. Ucu nereye dokunursa dokunsun diyenler ucu kendilerine dokununca çark etmeye başladılar. Fon Koordinasyon Kurulu kurdular, kurula aldıkları 6 toplantı yaptıkları kişiyi ancak istifaya ikna edebildiler. Son hesaplamalarla fon vurgununun maliyeti 110 milyar dolar" dedi.
"DÜN ÖĞLENE KADAR NEREDEYDİN KÜÇÜK ENİŞTE?
Fon soruşturmasında adı geçenlerin görevden alınmaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı eleştiren Özel, "Pislik bunların paçalarından akıyordu ama Erdoğan bunları görevden alamıyordu. Çünkü görevden alacağı her bürokrat, kiminle geçmiş ilişkisi olduğunu ifşa edecekti. Dün akşam saat 00.04'te üçünün adını yazmış, altına güzelce imzayı çakmış: 'Üçünü de görevden aldım'. - Recep Tayyip Erdoğan. Dün öğlene kadar neredeydin küçük enişte?" dedi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın fon soruşturmasındaki iddiaların ardından istifa ettiğini hatırlatan Özgür Özel, "Milletin 2,2 milyar lirasını alıp kaçmış, tövbe hesabına 3-5 kuruş atıp sütten çıkmış ak kaşık gibi temizleniyor. Atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyan AK Partili, soyulan AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Sen tam ortasındasın Erdoğan" diye konuştu.
"YALANLARIN HEPSİ EKREM BAŞKAN'IN AYAKLARININ ALTINDA ÇÖKTÜ
İBB davası ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Özel, "İddianameyi bir peçete gibi düşünün. İddianame 100 yaprak bir peçeteyse Ekrem Başkan bir tarafından açtı, o 100 yaprağı teker teker aldı, attı. Ekrem Başkan'ın ayaklarının altında o yalanların hepsi çöktü, çürüdü" diye konuştu.
HALK TV ÖNÜNDEKİ MİTİNGE ÇAĞRI
Halk TV'ye kayyum atanmasına tepki gösteren Özel, "Yarın akşam saat 19:00’da Halk TV’nin önünde bütün Halk TV izleyicileri ile birlikte destek olmaya, mücadele yapmaya, Halk TV’nin hakkını halk için savunmaya gidiyoruz" dedi.

"HEPİMİZİN MİLLETİMİZE SORUMLULUĞU BÜYÜK"
Özel'in açıklamalarının tamamı şu şekilde:
"Değerli yol arkadaşlarım, Türkiye’nin dört bir yanından grup toplantımızı kıymetlendiren değerli konuklarımız, bizleri ekranları başından izleyen, radyolarından dinleyen değerli yurttaşlarımız sizleri YENİ Partimiz adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.
YENİ Parti milletin partisidir. Millet şahittir ki talimatı ondan almışız. YENİ Parti’nin kuruluş talimatını Anadolu’da, Trakya‘da milletimiz vermiştir. Adını sokakta, kahvede, tarlada, fabrikada milletimiz koymuştur. Bütçesini kıt kanaat geçimlerinden artırdıkları paralarıyla, ‘Hayvanlarımın bir günlük süt parası’ deyip koyduğu 900 lirayı yollayarak, ‘Para yetmedi ama bir römork senin’ dediği buğdayını satıp partisine bağışlayarak, 23 bin 500 liralık emekli maaşının 500 lirasını yollayarak, ‘1 gram bir altın kalmış nereden kalmışsa? Çekmecenin dibinde duruyor yıllardır. Bozdurun bunu, partiye bağışlayın’ diyerek 1 gramlık tek altınını yollayarak bu partinin bütçesini kıt kanaat imkanlarla milletimiz oluşturmuştur. O yüzden hepimizin milletimize, üyelerimize, gönlü bizde olan herkese karşı sorumluluğu büyüktür. Yola çıkarken varlığımızı borçlu olduğumuz bu büyük aileye bir söz verdik.
Dedik ki ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Eskiyi geride bıraktık, sizin talimatınızla yeni bir yola çıktık. Yeni nesil siyaset yapacağız.’ Dediler ki ‘Ne yeni olacak mesela?’ Dedik ki ‘Mesela söz, yetki, karar tamamen üyenin olacak.’ Çok istiyorlardı; hep söylendiğinde önlerine çeşitli engeller, mazeretler konuyordu. Dedi ki ‘YENİ Parti gayretiyle, hızla kurulması gereken bir dönemde bile yüksek motivasyonuyla, ilk kuruluşunu ve bundan sonraki bütün kongrelerini tüm üyelerle yapacak. Kanunun gerektirdiği kongreyi ayrıca kanun ne istiyorsa harfiyen yerine getirerek yapacağız.
Ama birileri gibi ‘İlçede üç aday var, teke indirin. İnmezse Ankara’ya getirin, söylediğimiz adaylaşsın’, ‘İlde iki aday var, genel merkezden tek adaya çevrilsin’ şeklindeki alışkanlıkların tersine dedik ki ‘Aday çoksa ön seçimle onu bütün üyelere soracağız. Aday tekse de bütün üyelerin güvenoyuna sunacağız.’ Partimize kayıtlar açıldı. Ağustosun sonuna kadar üye olanlar eylüldeki ilçe kongrelerinde, 5 Ekim’e kadar üye olanlar ekim ayında yaptığımız il kongrelerinde doğrudan sandık başına giderek ilçe başkanları için, bu hafta sonu da il başkanları için oy kullandı.”
“ÜYELERİMİZİN YÜZDE 65’İ SANDIK BAŞINA GİTTİLER”
“İlçe seçimlerinin Gaziantep’te, Bornova’da, kendi ilçem Manisa Yunusemre‘de, Balıkesir’de, İstanbul’da çeşitli evrelerine iştirak etmiştim. Kiminde açılış konuşması yaptım; kiminde adaylardan sonra, kiminde kapanışta ve kiminde kendi oyumu kullandım. Bu mücadeleye Genel Başkan olarak eşlik etmek, omuz vermek ve bunu görünüp kılmak istedik. Bu hafta sonu da bu kez tüm üyelerimizin oy kullanacağı il seçimlerimiz vardı. Yozgat’ta; böyle birilerinin aldığımız mütevazi oylar, geçmişte Yozgat’ın siyasi tercihlerinden dolayı hem bize hiç şans vermediği, hem de çok haksız yere Yozgat’a mesafeli baktıkları Yozgat’ta birilerinin bile dolduramadığı bir meydanı doldurduğumuz o mitingle, başımızdaki kasketle traktör üstünden Türkiye’deki bütün çiftçileri selamladığımız o günden sonra söz vermiştik. Yozgat’ta söylüyorlardı, ‘Bambaşka bir Yozgat var.
Daha önce partinin önünden geçmezlerdi, şimdi çayı-şekeri alıp ‘hayırlısı olsun’a geliyorlar. Çayımızı içiyorlar, partiye kaydoluyorlar. Hiç olmazsa tanımak istiyorlar’ diyorlardı. Cumartesi sabahın erken saatlerinde Yozgat‘taki tüm üyelerimizle buluştuk. Ardından Kırıkkale’de; büyük bir atılım yaptığımız, önce milletvekili çıkardığımız, sonra belediyeyi her iki kişiden birinin oyuyla aldığımız, tarihin akışını değiştirdiğimiz Kırıkkale’de ve sonra da başkentteydik. Yozgat’ta iki aday yarıştı; birisi genç, biri tecrübeli. Kırıkkale’de iki aday yarıştı; biri kurucu, biri yeni iddia sahibi. Ankara’da beş aday yarıştı; ikisi kadın, üçü erkek, dördü hukukçu. Kararı Genel Başkan olarak versem kesin birinde değil, bir diğerinde, belki hepsinde, belki ikisinde yanılırdım. O yüzden kararı Yozgat’ta bir tek adam verirse, tek kişi verirse ki görüyoruz tek adamların verdiği kararlar ne oluyor. ‘Kararı ne tek kişi versin, ne delegeler versin. 2 bin 300 kişi otursun, Yozgat’ta karar versin. 5 bin kişi otursun, Kırıkkale’de karar versin.
64 bin kişi gelsin, Ankara için kararı versin’ dedik. ‘Onları kararı başımızın üzerine’ dedik ve şöyle bir seçimi gerçekleştirdik. Üyelerimiz cumartesi günü dinlediler, pazar günü kendi ilçelerinde, ilçelerinin büyük mahallelerinde, önemli mekanlarında sandık başına gittiler. Verdikleri kararlarla 13 ilimizde yepyeni, yeni iddia koymuş adaylar göreve geldi. Bazı illerimizde yarıştan kurucu başkanlar çıktı. Bazı illerimizde mutabakat vardı, tek adayla gelindi ve güvenoyuna sunuldu. Ama kısa sürede 772 bin şu anda üye sayımız. 772 bin üyeye ulaşmış ve önemli yerlerde tek aday olduğu için ‘Sandığa gelen olur mu? Oy verme oranları yüzde 10’larda, 20’lerde, 25’lerde kalırsa acaba bir sorun olur mu?’ endişeleri varken, hep şöyle düşünmüştüm. ‘Biz bu yetkiyi, yani üyenin söz, karar ve yetki sahibi olmasını, üyeden gelen ve yıllardır konuşulan bir talebi yerine getirdik. Bunun kıymetini üyeler mutlaka bilecektir’ demiştik. Pazar günü üyelerimizin yüzde 65’i sandık başına gittiler ve doğrudan partinin yönetimini belirlediler.”
“İKTİDARIMIZDA TÜM PARTİLER İÇİN BUNU GETİRECEĞİZ”
“Yolun başındayız ancak geri dönülemez bir adım attığımızın farkındayız. İleride bunun tüm partilere örnek olacağını, bir yerde YENİ Parti’nin adayını tüm üyeler belirlemişken, diğer partilerin ilçe başkanlarına göre meşruiyetinin, gücünün, duruşunun çok daha sağlam olacağını, il başkanlarının artık kimsenin iki dudağı arasından ya da delege pazarlıklarından değil de doğrudan üyeden güç aldıklarını, bundan sonra da yapacakları çalışmaların bütün üyelerin beğenisine, denetimine, desteğine ve eleştirisine tabi olacaklarını hep birlikte görüyoruz.
Onun için biz bugünden itibaren yani tüm illerinde tüm üyeleriyle bu işi başarmış bir parti olarak, kendi ilçemizdeki demokraside çok özgüvenli, çok güçlü bir adımı hep birlikte attık. İktidar olduğumuzda Siyasi Partiler Kanunu’na bunu getirerek tüm partilerin üyeleri ile hakim denetiminde il, ilçe ve Genel Başkan seçimini hayata geçirmeyi de şimdiden müjdeliyoruz. Kaybedenin olmadığı, az oy alanın önümüzdeki dönem daha çok oy alanın baş destekçisi olduğu, kimsenin dışlanmadığı, kimsenin bu yarışta geride kalmadığı bir sürecin içindeydik.
Kurucu ilçe ve il başkanlarımıza, yöneticilerine ilk günden koşup, hem de kolay bir iş yapmayıp kimi 70 yıldır üye olduğu partisini bırakıp, kimi çok önemli görevler yaptığı partisini bırakmak zorunda kalıp, bir darbeye teslim olmayıp, bir butlana tabi olmayıp, sarayın atadığı kayyımla siyaset yapmak yerine milletin çizdiği istikamette yürüyen tüm YENİ Partilileri saygıyla selamlıyorum. İyi ki varsınız.”

“YANLIŞ TUĞLAYLA DOĞRU DUVAR ÖRÜLMEZ”
“Değerli arkadaşlarım, kıymetli konuklar. Milletimiz çoklu krizler içinde geçim ve yaşam mücadelesi veriyor. Ama unutmayalım ki bu yaşadığımız sorunların hiçbirisi gökten zembille inmedi. Hayat pahalılığı gökten inmedi. Devlete olan güvensizlik gökten inmedi. Gelecek kaygısı gökten inmedi. Torpil, kayırmacılık, kutuplaşma gökten inmedi. Bunların hepsi üst üste konmuş yanlış tuğlaların sonucudur. Yanlış tuğlayla doğru duvar örülmez. Eğer yanlış tuğla ile duvar örüyorsan sonunda o duvarın altında sen de kalırsın, Allah korusun millet de kalır. Bunun için o duvarın altında kalanların bir hikayesi, her gün daha trajik, her gün boyutları, etkileri daha büyüyen bir şekilde fon vurgundur.
Millet geçim derdi ile kıvranırken iktidar partisinin açtığı yolda, iktidar partisi mensupları tarafından asrın soygunu, asrın vurgunu gerçekleştirilmiştir. Aileleriyle birlikte önce görünen 2 milyon kişi. Ama iş borsaya geldiğinde, borsadaki kayıplara, borsa mağdurlarına, bu 131 tane fonun işlem yaptığı, yukarı taşıdığı, garibanlara ‘Her gün kazandırıyor, şu kredi kartının yüzde 20’sini yatıracağıma bunu şu kağıda yatırayım. Bak bir ayda üçe katlamış. Borçtan kurtulayım’ deyip o garibanların kredi kartının minimum tutarını yutan, emekli maaşından yetmeyen azıcık bir parayı yutan, başkasına borcunu ödeyemediği için cebinde kalan son paraları yutan bu vurgunlara bakıldığında, yani kağıtları yükseltip yükseltip garibanlara satıp, hem de ‘Bu kağıt kaybetmezmiş filanca bakan bu fondaymış. Filanca bürokrat buradaymış. Bak geçen de şu kazanmış’ diye orada burada yanıltılan insanların sırtına bırakılan büyük bir krizle karşı karşıyayız. Bu vurgunun açığa çıkmasının üzerinden tam 34 gün geçti. İlk gün ‘Ucu nereye varırsa varsın’ diyenler, ucu kendine dokununca aniden çark ettiler.
Fon Koordinasyon Kurulu kurdular. Altı kez toplandılar, sorunu çözmediler. Çözmek bir yana toplantıya dahil ettiklerini, altı toplantı yaptıklarını ancak dün istifaya ikna edebildiler. ‘Dış güçler’ diyerek suyu bulandırarak, milletin aklını karıştırmaya, sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Her gün kriz biraz daha derinleşiyor. Suistimal, kötü yönetim, kötü niyet biraz daha ispatlanıyor. Milyonlarca mağdura her gün yeni mağdurlar ekleniyor. İlk bu iş çıktığında 20 milyar dolarlık önemli bir sorun diye ifade ediliyordu. Geçtiğimiz haftalarda 90 milyar dolara çıktı. Son yapılan hesaplamalarda tarafsız konunun uzmanları 110 milyar dolardan bahsediyorlar. Bir kez daha hatırlatalım, 6 Şubat 2023 depremi, asrın felaketi 11 ili yerle bir etti. Maliyeti 100 milyar dolar. Fon vurgununun maliyeti oldu şimdi 110 milyar dolar.
Asrın felaketinden daha yıkıcı, daha yakıcı bir durumda karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak gerekir.”
“30’DA BİRİ PARAYA İLİŞKİN İDDİADAN AYKUT ERDOĞDU İÇERİDE”
“Şimdi düne kadar malum, SPK Başkanı, Bakan Yardımcısı, önceki SPK Başkanı görevde. Düne kadar. Bakın örneğin önceki SPK Başkanı dediğiniz ne? Saadet Partisi Milletvekili Sayın Mehmet Atmaca dile getirmişti. AK Partililerin aracılık ettiği ifade ediliyordu. Dün nihayet ulusal basına da haberler doğrulandı, manşetlere kadar çıktı. 2023 yılı, Bursa’da bir şirket borsaya açılmak istiyor. Dönemin yani o günün AK Parti milletvekilini aracı kılıyor. Milletvekili SPK Başkanı ile görüşüyor, ‘30 milyon lira istiyorlar’ diyor. ‘30 milyon lira verirsen senin işlemlerini yapacaklar.’ İş adamı 30 milyonu veriyor, ve şöyle anlatıyor diyor ki ‘Parayı gönderdik. Birgün ‘SPK Başkanı arıyor’ dediler.
Dedim ki ‘Allah Allah, bir hatamız mı var bir eksiğimiz mi var?’’ Sayın Ömer Gönül, SPK Başkanı hatta, diyor ki ‘Beyefendi’ diyor ‘Gönderdiğiniz emaneti aldık. Verdiğinizi helal edin.’ 30 milyon rüşveti istiyorlar, AK Parti milletvekili aracılığıyla nakit parayı temin ediyorlar. Teyit telefonu açıyor, ‘Emaneti aldık, verdiğinizi helal edin’ diyor. Şöyle bir bakın iddia bunun 30’da biri gibi bir paranın, bir şirket İstanbul’da bir kreş yaptırsın diye İstanbul Belediyesi’ne bağışlandığıdır. Bu konuda Aykut Erdoğdu, ‘Ya bunlar bir kreş yapmak istiyorlar’ dediği için, ya da ‘Bunlar bir şey yapmak istiyorlar’ deyince ‘Kreş yapsınlar’ haberini götürdüğü için rüşvete aracılık etmekten 19 aydır tutuklu. Yatarı kalmadı. Suçu kabul etse yatarı kalmadı, böyle bir suçu yok. Ama 30 katı iş yapmış olanlar ‘Teyit telefonu geldi’ diyor, Ömer Gönül’den. ‘Emanet geldi, verdiğini helal et’ diyor. Şimdiye kadar bu Ömer Gönül, önceki SPK Başkanı bir başka kamu kurumunda başkandı, yöneticiydi. Bugünkü SPK Başkanı düne kadar duruyordu. Bakan Yardımcısı duruyordu. Pislik bunların parçalarından akıyordu.
Ama Erdoğan bunlardan görevden alamıyordu. Niye biliyor musunuz? Herhangi görevden alacağı bir bürokratın kiminle geçmiş ilişkisini ifşa edeceği. ‘Yani tamam, aldık 30 milyonu da Bursa milletvekili ‘Şu aracılık etti’ demesin’ diye. ‘Tamam bu fona izin verdik de ‘Sizin aileden şu aradı’ demesin’ diye. Ya da ‘Ya tamam, denetimde fark ettik ama, arkasından filanca bakan çıktı, ben ne yapayım demesin’ diye görevden alamadı Erdoğan. Tam 34 gündür bunları görevden alamadı. Altı kez SPK Başkanı ile fon vurgunu toplantısına girdi. Ne yapıyor? Mikropla birlikte mikrobiyoloji toplantısına giriyor. Hastalığı nasıl yeneceğiz? Mikropla birlikte enfeksiyon hastalıkları çalışıyorlar. ‘Mikroplardan nasıl vücudu temizleyebiliriz?’ Sonra bu kişileri bir şekilde bir de tabi bunların kendi hesapları, yakınları falan var. Orada kazandıkları var. Tövbe hesabı açmışlar, o hesaba parayı koyarsan şöyle olacak, böyle olacak. Nihayet bu üçü dün istifa etti. Tutmayın küçük enişteyi. Dün akşam 12.04’te üçünün adını yazmış, altına da güzelce imzayı çakmış, Allah için havalı imza. ‘Üçünü de görevden aldım’ ve Recep Tayyip Erdoğan. Dün öğlene kadar neredeydin küçük enişte? Dün öğlene kadar neredeydin?”
“İLK HAFTADAN KANUN TEKLİFİNİ VERDİK”
“YENİ Parti olarak ilk hafta bu sorunu nasıl çözeceğimizi kanun teklifi olarak verdik. Kanun teklifini hazırladık, kapalı grup toplantısında sunumunu yaptık, bundan 5 hafta önce, 25 gün önce. Hatta bazı arkadaşlarımız dedi ki haklı olarak, ‘Ya sorunu çıkaran bunlar. Bir bunlar nasıl çözeceklerini söylesinler.’ Dedik ki ‘Biz, yönetebilme kapasitemizi gösterelim. Konuya hakimiz, başta Kerim Rota. 35 yıllık finans, bankacılık deneyimi, fon yönetimi, Türk bankalarının yurt dışında temsili, bunun yanında Ekonomi Eşgüdüm Konseyinde, İMKB’nin kuruluşunda ve yönetiminde yer almış arkadaşlarımızdan tutun bu konularda en deneyimli ekip. Ümit Özlale milletvekili olarak plan bütçede. Önceki dönem Genel Sekreterimiz Sayın Selin Sayek Böke, finans alanındaki deneyimi ile, Bihlun Hanım, İMKB deneyimi ile, bütün arkadaşlarımız var gücüyle çalıştılar, vergicisi var, Mülkiye’de hoca olanı var, 11 kişi ve iyi bir kanun teklifi hazırladılar. Gören diyor ki ‘Ya bu krizi biliyor muydunuz da bu kadar detaylı ne zaman çalıştınız?’ Liyakat böyle bir şey. Dünyayı görmek, bilmek böyle bir şey.
Bu arkadaşlarımızın bazılarının uzmanlık alanı, yıllar önce Amerika’da yapılan bu işin Madoff krizinin nasıl çözüldüğünü ders diye anlatıyor, öğrencisine. Ders diye anlatıyor, dersini okuttuğu işi kanun teklifine dönüştürüyor. Buradakiler daha milleti nasıl dolandıracaklarını, Amerika’dan kopyalarken işin başında liyakatsizler, işbirlikçiler ya da oradan buradan talimatlı, yani ‘şu kapıyı açık bırak da oradan biz yolumuzu bulalım’ talimatına, atanmasına vesile olanlara karşı çıkamayanlar yerine bizim bu liyakatlı kadrolar olsa bunlara kaşını oynattırmaz. Bizimkiler, vurgunu yapanların tam listesinin açıklanması gerektiğini, haksız kazançların son kuruşuna kadar tahsili için tamamının hızla tüm işlemlerinin durdurulmasını ve varlıklarına el konulması gerektiğini, uluslararası anlaşmaları sayıyorlar.
Bununla çeşitli ülkelere kaçırılmış paraların peşine nasıl düşüleceğini, nasıl geriye getirileceğini ve hakkaniyetle bu parayı çalanlardan alıp mağdurlara nasıl dağıtılacağını formüle ettiler. Niçin anlatıyorum? Geçen gün tesadüf gezerken yolda televizyon kanalları arasında, bir köşe yazarının köşesini okuyorlar. ‘Ya çok iyi, YENİ Parti eleştiriyor da artık yol göstermesi lazım’ diyor, geçen çarşamba. YENİ Parti’yi yakından takip etseydi dört çarşamba önce nasıl yol gösterdiğimizi görürdü. Peki bu dediklerimizi AK Parti de bir kanun teklifi vermiş, arkadaşlarımız geldiği anda çok doğru değerlendirmelerle tartıştılar. Komisyonda görüşüldü, şimdi kanunlaşması ile ilgili bir aceleleri var.”
“ÇALANA KILIF UYDURAN KANUN TEKLİFİ”
“Bizim kanun teklifi çalandan alan, mağdura veren, bunların kanun teklifi çalana kılıf uyduran, peşini bırakan ve kendince icat çıkaran bir şey. Ne biliyor musunuz? Büyük bir günah var ve işlemiş, haramı yemiş, parayı sırtlamış. YENİ Parti isimlerini söylemese büyük bir mutlulukla kârını, güya kâr, vurgunu realize etmiş, parayı kenara koymuş. Şimdi bu işler ortaya çıkınca diyorlar ki ‘Ya sen bu günahı gel caminin avlusuna bırak.’ Ya bir gördüm teklifi, dedim ki ‘Olacak şey mi ya tövbe hesabı açmışlar.’ Arkadaşlar önce güldürdü. Tövbe hesabı. Çaldığın parayı diyor, şu hesaba bırakırsan diyor ben de senin peşini bırakırım diyor öz Türkçesi. Mesela Sayın Fatma Betül Sayan Kaya, parayı verdi, vermedi tartışmaları var. Bir iddiaya göre vermedi direniyor. Bir iddiaya göre yok canım vermiş diyor. Eksik diyorlar. Ya içinden ana parayla faizini kesmiş diyor.
Şimdi bunlar, Nas duruyor ya ortada, Tayyip Bey, ‘evladım, kızım’ diyor ya. Enflasyonu düşürmek için, enflasyon dünyada 3’ten 7’ye çıkmış, 8 yapıp düşürüyorlar faizi. Çünkü parayı faiz çekerse piyasaya gitmeyecek, enflasyon düşecek. Bizde enflasyon uçmuş gidiyor. Ya biraz üstünde koy. ‘Nas ortada duruyorken ben nasıl faiz verdirteyim’ diyor. ‘Evladım’ dediği, ‘nefsine uymuş’ dediği hanımefendi, 24 daire parası koyup, 360 daire parası beş ayda milletin sırtından kazanmış. Parayı koy dediği hesaba ana parayı alırım, içinden bir de yasal faizi alırım diye hesap kitap yapıyor. Şimdi bunların örneğin, hatırlatayım. Devlet memurları maaş alırken banka seçiyorlar. Bunun karşılığında promosyon alıyorlar. Normal devlet memurları beş promosyon alabiliyorken, herhangi bir bankadan, Diyanet mensupları bir alabiliyor. Niye? Bunlara şey yazmışlar, fetva. Bankadan promosyon alırsan, faizli bankadan, geliri faizdendir, verdiği promosyon haram olur.
Siz o yüzden katılım bankalarından alın. Katılım bankası faiz ne kadarsa o kadar kar payı veriyor. Banka ne kadar kar ediyorsa o kadar kar ediyor. Ama el mahkum, bana gelecek diye promosyonun beşte birini veriyor. Gariban müezzinin, vaizin, camideki imamın promosyonuna gelince bankada faiz var, verdiği promosyon faizden veriliyordur, haram olur. Sen katılım bankasına git, deyip ona 5’te 1’ini birini verirler. Sonra günü geldiğinde beş ayda 26 daire parasını, bu milletin sırtından 360 daire parasına çıkarırlar. AK Parti’nin kara düzeni tam olarak budur arkadaşlar. Hani biz gelirsek ‘bayrağı indirecektik’, biz gelirsek ‘vatanı böldürecektik’, biz gelirsek ezanı dindirecektik. Her sabah, her gün beş vakit o ezanı okuyan müezzin efendinin promosyon hakkını savunmak da bizim işimiz ya, o karıncanın da kardeşiyiz, onu da ezdimiyoruz ya.”
“İKTİDAR BUNU YAPAMAZ ÇÜNKÜ HEPSİ SUÇ ORTAĞI”
“Bu millet dostunu da görüyor, dost olmayanı da görüyor inşallah. Bu iktidar bunu yapamaz. Çünkü en güçlü ortaklık suç ortaklığıdır ve bunların hepsi suç ortağıdır. Her biri geçmişte demiştim; ‘Ya bu nereden çıkardı bunu?’ Sonra da birini söyledi, yedisi kaldı. ‘Ahtapotun kollarını.’ Sonra biz gösterdik o kolları. Tam da ahtapotun kolları gibi yayılmış. Kendi fon örgütlerini ve kollarını iyi bildikleri için tasvirde kopya çekmişler. Şimdi dediğim gibi ‘tövbe et, kurtul’, ‘istifa et, kurtul’ dönemine girdiler. Türkiye Sigorta’nın Genel Müdürü istifa ediyor. Beyefendi tövbe hesabına da para koymuş. Türkiye Sigorta’yı fonda zarar ettirmiş ama kendisi bizzat kar etmiş. Şimdi o istifa ediyor.
50 liranın üzerinde imzası var bu beyefendinin. SPK Başkanı istifa ediyor, bu işin baş sorunlarından biri. Demin söylediğim gibi kurdu kuzuya emanet etmişler, altı toplantının tamamına katılmış. Hazine Bakan Yardımcısı istifa ediyor, damadı fon şirketlerinde yönetim kurulu üyeliği yapmış. Fatma Betül Sayan Kaya istifa ediyor, milletin 2,2 milyar lirasını alıp kaçmış ve tövbe hesabına üç-beş bir şey atan sütten çıkmış ak kaşık gibi temizleniyor. Buradan Erdoğan’a söylüyorum.
Geçmişte yaptığın gibi, elini FETÖ sabunuyla yıkayarak o bütün müşterek işlediğiniz günahlardan kurtulduğun gibi, 17-25 Aralık‘ta milat yapıp ‘Öncesinde olanlar affa uğramıştır, sonrasında olanlar darbeye karışmıştır’ dediğin gibi, bu işin içinden kendine özgü yöntemlerle, cami bahçesine günah bıraktırıp millete affettirerek kurtulamazsın. Net olarak söylüyorum. Geçmişte sevdiğin bir kalıbı hatırlatayım. Bunların hepsini atayan AK Partili. Atananlar AK Partili. Soyan AK Partili. Soyulan AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Sen en ortasındasın Erdoğan. Tam ortasındasın, tam ortasında.”
“BU MEMLEKETTE Mİ BORSAYA GÜVEN GELECEK”
“Değerli arkadaşlar, bu çürümüşlük içinde bu yönetim kabiliyeti ortadan kalkmış, her tarafında suçlular, her tarafında görevi kötüye kullananlar, ekonominin her tarafında bu güvensizlik... Borsa altı yıl öncesine düştü, altı yıl. Daha dün yüzde 2,5 düştü. Bu istifalar geldi… Yandaş bir kanalın işte para programına denk geldim. Şöyle söylüyor; ‘Bu istifalar sistemi rahatlatacaktır, yarından itibaren borsada toparlama bekliyorum.’ Ya kardeşim Allah için bir düşün. Hani Mısır’da tanımadığın dedenin dedesinden miras kalsa, bedava para verseler, o parayı bugün alsan… Şey diye örnek vereceğim, ‘Piyangodan çıksa’ ama çıkmıyor artık. O piyango işini bitirdiler.
O parayı alsan, bugün o havadan gelen parayı sen borsaya koyar mısın? Yarın ne kriz çıkacak, ne skandal patlayacak, hangi bakan, hangi üst düzey bürokrat bu işin arkasından çıkacak? Erdoğan’ın hangi atadığının yaptığı bir başka yanlış ortaya çıkacak? Belli değil. ‘Bu üç istifa sistemi rahatlatır, yarın borsa toparlanır’ diyordu. Gelirken baktım yine aşağıya. Bir borsanın toparlanması için, en az sabit olması için satıcı kadar alıcı olması lazım. Satıcıdan daha hevesli alıcı yoksa borsa yukarıya doğru gitmez. Alıcının heveslenmesi için güven duyması lazım. Artık burada kötü şeyler olmaz. İş kuralına göre işler. ‘Benim bilgime, baktığım rakamlara, yaptığım hesaplara göre böyle olabilir’ der.
Bu öngörülebilirliktir. Ama kimin ne karıştırdığının bilinmediği, kimin borsaya açılacağına AK Parti milletvekilinin rüşveti ile karar verildiği bir yerde bomboş şirketlerin sırf adının alındığı… İç çamaşırı firmasının adını alıp makinelerini bırakmışlar, teknoloji firması yapıp borsada yukarıya kaldırmışlar. Garibanların sırtına atmışlar, parayı alıp kaçmışlar. Bu memlekette mi şimdi üç zibidi istifa etti diye borsaya güven gelecek, yatırımcıya güven gelecek? Çürütmüşler memleketi, çürütmüşler.”
“MUHALEFETTE OLDUĞUMUZ TEK BÜTÇEYİ YAPIYORUZ”
“İşte şimdi bu çürümüş yönetim bu işin faturasını yine millete çıkaracak, 87 milyona çıkaracak bir bütçeyi hazırladı. Anayasaya göre yeni yıla 75 gün kala Meclis’e yolladı. Üzerinde titiz çalışıyoruz. Plan ve bütçe Komisyonu’nda konuşacağız. Sokakta bu bütçeyi tartışacağız. Vatandaşla konuşacağız. Genel Kurul’da üzerimize düşeni yapacağız. Tabii ilk kez, biliyorsunuz YENİ Parti’de birçok ilk var. Kurulduğu gün ana muhalefet partisi olan, kurulduğu gün birinci parti olan, Avrupa’nın ve dünyanın aidat ödeyen yüzde olarak en yüksek üyesine sahip olan parti olmak nasip oldu. Bu bütçenin bizim açımızdan da bir anlamı var. YENİ Parti’nin muhalefette olduğu tek bütçeyi yapıyoruz arkadaşlar, tek bütçeyi yapıyoruz. Bakın 2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Meclis’te. Toplam gider 27 trilyon 276 milyar lika, toplam gelir 23 trilyon 408 milyar lira. Bütçe açığı peşinen kabul; 3,9 trilyon lira.
Geçen yıla göre bütçe açığı yüzde 42 artıyor. Her şey, her şey Erdoğan’ın geçtiğimiz gün bütçenin basın toplantısını yapan, yarın da gelip burada savunacak Cumhurbaşkanı Yardımcısının, Maliye Bakanının istediği gibi olsa geçen yıla göre bütçe açığımız yüzde 42 artacak. Cumhuriyet tarihinin rekor bütçe açığını vereceklerini son yaptıkları bütçede ilan ettiler. Gelelim vergiye. Yani bütçe dediğin, devletin iki kolu. Biri parayı toplayan sağ kolu, öbürü millete dağıtan şefkatli sol kolu. İşte bu vergiye gelelim, ne alacak milletten? Vergiler geçen yıla göre yüzde 36 artıyor. Böyle planlamış. Peki enflasyon hedefi ne? Yüzde 21. Zammı neye göre verecek? Hedeflenen enflasyona göre. Yani normalde bir yüzde 21 geliri artacakken insanların, bir mala yüzde 36 zam yapsan ‘Yüzde 15 fırsatçılık var’ derler. ‘Enflasyon senin yüzünden çıkıyor’ derler. Kağıt üzerinde kendi belirledikleri vergi rakamında vergi yüzde 36 artacak, enflasyon yüzde 21 öngörülüyor. Ona göre zam verecekler. Kime? Devlet memuruna, emekliye ve kendi maaş verdikleri herkese, devlet işçilerine. Enflasyonun tam 15 puan üzerinde vergi topluyorlar.
Ayrıca hep eleştirdiğimiz, hep anlattığınız şekilde değişen hiçbir şey yok. 100 liralık verginin hedefle 60 Lirası, geçen sene de 61, geçtiğimiz yıllarda 62 diyorlar, 65-66 gerçekleşiyor. 100 liralık verginin 60 lirasını KDV ve ÖTV‘den yani dolaylı vergilerden topluyorlar. Bu ne demek? Dünyanın en adaletsiz vergisi demek. Türkiye’nin en zengin işadamı da onun fabrikasının kapısında çalışan asgari ücretli bekçi de aynı vergiyi ödüyor dolaylı vergide. Elektrikte, suda, doğalgazda, çocuk ayakkabısında, okul önlüğünde, çocuk bezinde, sütte, neyde olursa olsun ödediği vergi aynı. Biri Türkiye’nin en zengini, biri en yoksulu ama mazot alırken aynı vergiyi ödüyorlar."
"BU İKTİDAR GİTMEDEN HİÇ KİMSENİN YÜZÜ GÜLMEYECEK"
"Dünyanın en pahalı cipine mazot doldururken, arkada 1972 model traktörüne mazot alanla aynı vergiyi ödüyor. Bu dolaylı vergi, zengin-fakir ayırmayan, dünyanın en adaletsiz vergisinde hedefleri yine yüzde 60. OECD ortalaması yüzde 30 bunda. 100 liranın 28 lirası da çoğunluğu maaşlardan kesilen gelir vergisi. Bir de stopaj buna dahil. Yani bankaya para koydun, faiz alırsan ondan kesilen. Toplam yüzde 88. Geriye kalıyor yüzde 12. Geçen yıl yüzde 11 gerçekleşti. Gerçekten para kazanan, kar ettiği resmi kayıtlarda olan, kendi verdiği beyannamesi ile doğrulanan ve gerçekte vergi vermesi gerekenlerden alınan vergi yüzde 11. Hiç vermemesi ya da az vermesi gerekenlerden yüzde 90, esas vermesi gerekenlerden yüzde 10 vergi toplayan düzenin adı, AK Parti’nin kara düzenidir. İlk iş bu kara düzenin bu vergi düzenini alt-üst edeceğiz.
Bir başlık da faiz gelirleri. Yeni yılda faize hepimiz adına ödenecek tutar 3 trilyon 975 milyar lira. Geçen sene 2,7 trilyon liraydı. Geçen seneye göre yüzde 45 oranında artıyor faiz. Tarihimizde ödediğimiz en yüksek faizi ödeyeceğiz. Her 100 liralık verginin 20 lirası doğrudan faiz ödemesine gidecek. Yani bir zamanlar ‘Faize savaş açtım’ diyenler, millete ‘tefeci’ diyenler gerçek anlamda faizci, tefeci, foncu ve vurguncudur arkadaşlar. Bu bütçeden 87 milyona asla refah çıkmaz. AK Parti’nin kara düzenini sürdürmek için yapılan bir devam bütçesidir bu. 2026 yılı kötüydü, maalesef söylemeliyim 2027 yılı çok daha kötü olacak. Bu iktidar gitmeden her günümüz bir öncekinden daha kötü olacak. Bu iktidar gitmeden hiç kimsenin yüzü gülmeyecek, kimse rahata ermeyecek. Yapılacak iş bu iktidarı değiştirmektir. Milletin huzur bulmasının da refaha kavuşmasının da başka yolu yoktur. AK Parti gidecek, kara düzen bitecek, milletin yüzü gülecektir.”
“66 YAŞINDA KENDİNİ CEZAEVİNE ATTIRMIŞ”
“Değerli arkadaşlar, öyle bir yerdeyiz ki 23 bin liraya mahkum olan emekli evladına yük olduğunu hissediyor, geçinemiyor, evin kirasını ödeyemiyor. En nihayetinde ‘Para için değil onurum için’ diyerek Anayasa Mahkemesi’nin önündeki eylemde canına kıyıyor. Maalesef bir bu kadar trajik olay daha oldu. 66 yaşındaki bir emekli şöyle diyor, ‘Bu yola başvurdum’ diyor. Gerekçesi; ‘Kışı geçirmem lazımdı, yatacak yerim, yiyecek yemeğim yoktu. Başka çarem kalmadı, cezaevine girecektim’ diyor. Eskiden cezaevine girmek için bir suç işleyip girerlerdi. 66 yaşında amcam, birinin canını yakmamak için, harama el uzatmamak için ve öyle bir şey ki belki de bunların hiçbirinin garantisi yok ama en garanti yolu bularak kendini cezaevini attırmış.
‘Başka çarem yoktu bu yola başvurdum’ diyor. Ne yapmış biliyor musunuz? Cumhurbaşkanına hakaret etmiş. Parkta ‘Kalacak yerim yok, çöplükte mi yatayım?’ deyip Erdoğan’a ağzına geleni söylemiş. Dakikalar içinde ihbar edilmiş, gözaltına alınmış, sıcak bir hücreye, günde üç kap sıcak yemeğe cezaevinde kavuşmuş. Bir emekliyi cezaevinde kışı geçirmeye mahkum eden sisteme mi yanayım? Bunu sağlamak için en kolay yolun Erdoğan’a hakaret olmasına mı yanayım? Sadece bu. Yani belki bütçe konuşmasında hiç lafı uzatmadan bu emekli amcanın durumunu anlatıp, ülkedeki hem hukuk sistemini hem özgürlükleri hem geçim sıkıntısını yani AK Parti’nin çok yönlü krizini herkesi canından bezdiren kara düzenini anlatacak herhalde en iyi örneklerden bir tanesi budur.”
“BU FELAKETTE ERDOĞAN’IN GÜNAHI VAR”
“Değerli konuklarımız, kıymetli vatandaşlarımız. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da bir sel felaket yaşadık. Sekiz canımızı, sekiz insanımızı kaybettik. Tuhaf ölümler ülkesi, boşuna ölümler ülkesi Türkiye’de ki; meşhur sözdür, ‘Bir ülkenin nasıl olduğunu öğrenmek istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın’ diyorlar. Baştan aşağıya trajedilerle dolu, madenlerdeki ölümlerden, yeni doğan bebeklerin küvezdeki ölümlerine kadar ya da hemen TÜRK-İŞ’in yanındaki kaçak kolonya imalathanesinde yananlardan, karne alınca kar tatiline gidince annesiyle, babasıyla, anneannesiyle yanan evlatlara kadar her birisi tuhaf ölümler ülkesinde, İstanbul’da sekiz insanımızı kaybettik. Sele kapıldılar, hayatlarını kaybettiler. Bir kez daha ailelerine sabır, kendilerine rahmet diliyoruz.
Selin en fazla vurduğu yer Ayazağa dere yatağı. Bunları söyleyince şöyle enteresan bir şey var. Normalde Ankara’da sel olur, Allah’a şükür Mansur Başkanın emekleri ile devraldığı Ankara’ya göre 10’da biri kadar bile etkilenmiyor Ankara. Daha da uğraşılıyor. İzmir’de CHP’nin geçmişte yönettiği yerlerde sel olur, İstanbul’da viyadükte su olur, hep birlikte AK Partililer ‘İşte CHP geldi şöyle oldu.’ Bir yıl önce devralmışsın İBB’yi, bir yıl sonra başlarlardı ‘İşte sel oldu sel oldu.’ Savunmasında da uzun anlattı. Mesela Üsküdar’da Kız Kulesi ile Üsküdar’ın birinci katları birleşirdi. Oradaki AK Parti işgali bitti, önceki İçişleri Bakanı İstanbul Valisi iken zabıtanın karşısına polisi dikti o işgal bitmesin diye. Ekrem Başkan kararlılıkla Üsküdar Meydanı kurtardı. Pek çok yerde yaptıkları kamulaştırmalarla atıksu, yağmur suyu drenaj sistemleri ile pek çok sorun çözüldü.
Geçtiğimiz hafta sekiz kişi İstanbul’da selde hayatını kaybetti. Bir bakıyorsunuz trollerde tek ses yok İBB’ye karşı. AK Partili milletvekili sel görüntüsü paylaşmıyor. Bakanlar çizmeleri giyip şova kalkışmamış. Bir bakan ortada, o da sus pus. ‘Allah Allah’ dedik. Bir yandan akılda şu var. 2009’da İstanbul Ayamama’da 31 kişi hayatını kaybetmişti. Erdoğan’ın 2009’da 31 ölüden sonra helikopterden bakarak selden etkilenen bölgelere ‘Bundan sonra dere yatağına yapılaşmaya izin vermeyeceğiz.’ Biliyorsunuz 2001, Erdoğan’dan önce Ayamama dere yatağı. Etrafında otlaklar, etrafında hiç yapılaşma yok. Erdoğan’ın belediye başkanlığından hemen sonra Ayamama dere yatağı, yanında çok katlılar, siteler.
Hatta her şeye karar veriyor ya, dereni bile nereden akacağına karar vermiş, çizdirmiş. Sonrasında yaşanan bu felaket. Bu dereye yatağının bu hale gelmesinde Erdoğan’ın imzası, bu felakette tamamen Erdoğan’ın günahı vardır. O gün demişti ki ‘Bundan sonra dere yatağında yani yaptırdıklarımı yıktıracağım’ demişti. Kendisi bunu yapmadığı gibi bu hafta bu Ayamama’da bu seferki selde hiçbir şey yaşanmamasının sebebi Ekrem İmamoğlu’nun söz verdiği gibi, Tayyip Erdoğan’ın yaptırdığı çok katlıları satın alıp, İBB bütçesiyle satın alıp, boşaltıp yıktırıp, Erdoğan’ın ‘S’ yaptırdığı dereyi düzeltip, darlattığı dereyi genişletip temizleyip, Ayamama’nın artık ölüme, felakete değil; denize akmasını sağlamaktır. Öncelikle Ekrem Başkan’ı bütün İstanbullular adına alnından öpüyorum.”

“MİLLET BOŞUNA İSTANBUL’U SİZDEN ALIP EHLİNE VERMEMİŞ”
“Tabii Ayamama’daki bu yapılanları görmezler, konuşmazlar. Ama Ayazağa… Sekiz insanın Sarıyer ve civarında ölümüne sebebiyet veren o işte hiç konuşmuyorlar. Neden biliyor musun? Ayazağa projesi tam anlamıyla bir Adalet ve Kalkınma Partisi projesidir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İBB başkanlığında o dereye imar verilmiştir, etrafına iskan izinleri verilmiştir ve bu kadarını bilmiyorduk, biz bunu hatırlatıyoruz. ‘Ayamama’da ne yaptıysanız bu yerde yaptınız. Buraları siz imara açtınız’ diyoruz. Bakan Kurum diyor ki ‘Felakette siyaset yapmamak lazım.’ Ya siz siyaset yapmak için en ufak ya en ufak bir şey bulduğunuzda nasıl üstünde tepiniyorsunuz biliyorsunuz. ‘Felakette siyaset yapmamak lazım. Gelsinler, Sarıyer’de dolaşsınlar.’ Sarıyer’i dolaşmak ne? Sarıyer’in her şeyini biliyoruz da ne öğrendik biliyor musunuz? Hemen o derede bir görüntü var. Ev yapılıyor; yeni bloklar, birinci katı tamamen sudan gitmiş.
Gazeteciler çekiyor, diyor ya ‘Ya bitmiş olsaydı?’ Hem kotun altındakiler, hem o birinci kata kadar hepsi sular altında kalacaktı. Büyük bir felaket olacaktı. Neymiş o proje? Rams’ınmış o proje. ‘Peki Rams’ın o projesine nasıl olur da İBB izin vermiş, çünkü daha yeni yapılıyor?’ Dediler ki ‘Tövbe, biz izin vermedik.’ Ya kim? 2027’de teslim olacakmış bloklar. ‘2026’da aldılar.’ Nereden aldılar? ‘Çevre ve şehircilik Bakanlığı’ndan aldılar.’ Altındaki imza kimin? Bizim İstanbul’a gelir de yönetmeye kalkar diye ‘Çek elini İstanbul’dan’ dediğimiz Murat Kurum var ya İstanbul’a gelseydi bu dereye yatağına imar verirdi ya, biz yaptırmamıştık ya. İşte bu Rams Park’ı yapanlar, bu Rams’ta dere yatağı etkilenme alanına yasak olduğunu bile bile İstanbul’dan alamadıkları ruhsatı Murat Kurum’un imzasıyla 2026’da almışlar arkadaşlar. Onun için Murat Bey ‘Felakette siyaset yapmasak çok iyi olur’ diyor. Ya Murat Bey, ya Murat Bey. Bu millet boşuna 16 milyonluk İstanbul’u sizden alıp da Ekrem İmamoğlu’na, İstanbul’un 26 belediyesini sizden alıp da ehline vermemiş. Şimdi baskıyla, hileyle, tehditle, şantajla, transferle başkanı tutuklayıp, meclisi gıdıklayıp İstanbul’a çökmeye kalkıyorsunuz ya bu millet bunu görüyor ve hesabını ilk sandıkta hepinizden teker teker soracak inşallah.”
“O BELEDİYE BAŞKANINI, İBB BAŞKANI YAPMAYA NİYETLİLER”
“Yaşadığımız son felaketten bir örnek vereyim. Mahmut Işıldak, 14 yaşında. Daha altı ay önce babasını kaybetmiş. İstanbul’un Fatih ilçesi. Sel sularının içinden yürürken ayakkabıları eline almış sabim. Ayakkabısı ıslanmasın diye elinde ayakkabı yürürken elektriğe kapılıp hayatını kaybediyor. Mesela bu meselenin üzerine de hiç konuşan AK Partili göremezsiniz. Çünkü Mahmut Sayıştay raporuna göre AKP’li belediyenin bir cemaate usulsüz olarak tahsis ettiği kaçak bir otoparktan geçerken 500 liralık kaçak akım rölesi takılmadığı için o elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. O belediye CHP’li olsa, başkan ve tamamı alınır, personeli alınır, içeri konurdu. Bütün AKP bunun üzerinde dururdu.
Ama 14 yaşındaki Mahmut, Sayıştay’ın raporuna göre AK Partili belediyenin verdiği otoparkta hayatını kaybetti. Bunların hesap-kitabı da ne biliyor musunuz? ‘Üç belediye başkanına daha iftira atalım, alalım. Belediye meclislerinin kolunu bükelim, bir şey yapalım. İçeriden belediye başkanı seçelim…’ Aha o otoparkı tahsis eden belediye başkanını İBB Başkanı yapmaya niyetli bunlar. Bu millet, bu kötülüğü yaparsanız bunun hesabını ahirete bırakmayacak ve önümüzdeki sandıkta öyle bir soracak ki İstanbul seçimini o gece hep birlikte ibretle izleyeceksiniz. İstanbul’un genel seçim sonuçlarını da yerel seçim sonuçlarını da.”
"ADALETSİZLİKLE ÖRDÜKLERİ DUVARIN ALTINDA MİLLETİ BIRAKIYORLAR"
“Değerli arkadaşlar AK Parti adaletsizlikle ördüğü duvarın altında milleti bırakıyor. 19 Mart sivil darbesinin üstünden 580 gün geçti. 580 gün önce bugünkü Cumhurbaşkanı Türkiye’deki darbeler tarihinde yeni bir darbe dönemini başlattı. Geleceğe darbe. Kendinden sonraki Cumhurbaşkanına darbe. Kendinden sonraki iktidar partisine, kendinden sonraki iktidarın kadrolarına darbe. 30 Ekim 2024 günü Türkiye’nin en büyük ilçesi Esenyurt’ta başlattıkları darbe girişimi ile Ahmet Özer’i aldılar, yerine bir kayyım atadılar.
Devam ettiler belediyelerle ve en nihayetinde 18 Mart günü tesadüfe bak. İftar sırasında Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını iptal etti İstanbul Üniversitesi. Ertesi sabah sahurda, aynı iftarın ertesi sabah sahurunda bu sefer evine geldiler ve Ekrem İmamoğlu’nu, yol arkadaşlarını alıp götürdüler. O gün bugün 19 aydır 12 metrekare bir hücrede Ekrem İmamoğlu bugünleri bekliyor. Ne günü bekliyor biliyor musunuz? Önce 10 ay, akla gelemeyecek iftiralar. İlk gün gittim, son derece kendisinden emindim, tutukluğunun ikinci günü. Karşı karşıya oturduk, birer beyaz sandalyede plastik. ‘Başkanım bizim güvenimiz sana tam’ dedim. Gözümün içine baktı. ‘Buradan bir kuruş geçmedi’ dedi. ‘Bir kuruş geçmedi.’ ‘Sonuna kadar güveniyorum, ölene kadar arkandayım’ dedim."
"'STOK GÖRÜNTÜLERDE KASADA DOLAR VARDI’ DEDİLER"
"Ama neler anlattılar neler. ‘İBB’de lojmanların parkeleri kaldırıldı, altından milyon Eurolar çıktı. Kayda alındı, iddianamenin ekine girecek.’ ‘Hangisi?’ ‘Görürsünüz.’ 10 ay bunu anlattılaro o yandaş televizyon kanallarında. Efendim ‘İmamoğlu bütün delegelere bin 200 tane telefon dağıttı.’ Olağanüstü kongreye çağırdım 6 Nisan’da. ‘Çıkarın telefonları’ dedim aynı delegeye. ‘Kaldırın.’ Bin 200 delegenin içinde 100 farklı model. Hele hele çoğu da gariban. En ucuzundan telefonlar. Dedikleri marka, model telefondan varsa en öndeki birkaçında var. Yalan. Ama söylediler. Dediler ki ‘Delege satın almak için KİPTAŞ‘tan ev verdiler. İddianamede olacak.’
Dediler ki ‘Efendim para kasası açıldı.’ Görüntüyü de koydular. İlk gördüm, o güne kadar hiçbir kuruş çıkmazken dedim ‘Gaziosmanpaşa Belediyesi, belediye başkanının arkasında kasanın ne işi var? Hadi kasa var kasanın içinde doların ne işi var?’ Sonra durdum. Ya dedim ‘Kendine gel. Bizde böyle şey olmaz. Arama tutanağını isteyin’ dedim. Bir saate geldi. Arama tutanağı diyor ki ‘Kasanın içinde devir teslimde önceki belediye başkanının devir teslim evraklarını yüklediği hard disk, o gün verdiği belediyenin resmi mührü bulunmuştur. Başka bir şey yoktur.’ Dedim ki ‘Görüntüde para çıkıyor. Arayın TRT’yi.’ TRT dedi ki, ‘O gün aramanın görüntüleri elde yoktu. Stoktan kullandık. Stok görüntülerde kasada dolar vardı’ dediler."
"‘SANIK EKREM’DEN, SAYIN BAŞKAN TEŞEKKÜR EDERİM’E NASIL GELDİK BİLİYOR MUSUNUZ?"
"Böyle bir ahlaksızlıkla karşı karşıyayız. Bir başka kanıt. Ekrem İmamoğlu’nun koruma müdürünün yayladaki evinin kasasından Euro çıkarıyorlar. Bu sefer tecrübeliyiz ya ‘Olmaz öyle şey’ dedik. Görüntüdeki kasa devasa, bizimki üç harflilerden almış. Gittim ya Mustafa Bey’i ziyarete. Diyor ki, ‘Aldığımda bin 800 liraydı, üç harflilerden. Beylik silahımı gidince koyuyorum, çocuklar almasın diye’ diyor. Kasanın içinden 24 tane mermi çıkmış. Euro çıkan görüntü koydular. Bunların hiçbirisi, sekiz büyük yalanın hiçbirisi iddianamede çıkmadı. O yüzden diyorduk, ‘Yargılanmak değil, yargılamak için iddianameyi bekliyoruz.’ Ekrem Başkan 9 Mart’ta ‘Söz istiyorum sayın hakim.’ ‘Oturun yerinize.’ O günlerde bir de öyle ya. 10 ay üstünde tepinmişler. Ekrem Başkan ‘Söz istiyorum’ diyor. ‘Sanık Ekrem yerine otur’ diyor. Salon ayağa kalkıyor. ‘Sen kime sanık Ekrem diyorsun?’ Önce ‘Sanık Ekrem’ demeyi bıraktı, ‘Ekrem’ demeye başladı.
En son geçen bütün savunma bitti. ‘Sayın Başkan teşekkür ederim’ diye bitirdi hakim. ‘Sayın Başkan teşekkür ederim.’ ‘Sanık Ekrem’den, Sayın Başkan teşekkür ederim’e nasıl geldik biliyor musunuz? 9 Mart‘ta ‘Savunma yapacağım.’ ‘Olmaz. Sabret.’ ‘Haziran? ‘Yok.’ ‘Temmuz?’ ‘9 Temmuz kapatıyorum. 3 saat verdim savunursan savun.’ Dedi ‘Savunmam. En az üç güne ihtiyacım var. 156 şeyden suçluyorsun. Her biri nasıl cevap verilecek? Hiç olmazsa doğrudan benle ilişkili olanlara.’ ‘Hayır. Savunma yaptın kabul ediyorum. Susma hakkını konuşuyor.’ ‘Hayır’ diyor ‘Yaz tutanağa. Susma hakkını kabul ettiğine.’ Ağustos geldi. ‘Savunacağım.’ ‘Susma hakkını kabul etmiştin.’ O sırada dilimiz döndüğü kadar hiç bakın, eskiden bunların şöyle bir şeyi vardı. Bir çerçeve çiziyorlar. ‘Ana muhalefet partisi gel buraya. Bu çerçevenin içinde kalacaksın. Ülkenin dışında konuşursan vatan hainliği ile suçlanacaksın. Bizi başkasına mı?’
"EKREM BAŞKAN’IN SAVUNMASI BU AKŞAM YENİ PARTİ’NİN İNTERNET SİTESİNDE"
"Kardeşim demokrasi evrensel bir sorundur. Hak ihlali bütün demokrasilerin sorunudur. Çok uluslu dünyanın neresinde olsa nasıl İsrail Filistin’i eziyorsa, benim derdimse; dünyanın öbür ucunda bir diktatör masum insanların hakkını yiyorsa, insanlığın derdi ise; savunma hakkı kutsal, onu kullandırtmazsan, dilim döndüğü kadar Almanca anlattım, İngilizce anlattım, Fransızca anlattım. Meksika’daki dergiye de yazdım, Hollanda’daki telefonda televizyona da röportaj verdim. Japonya’da trende basılan günde sekiz kere manşeti değişen gazeteye de konuştum. Çin’deki haber ajansına da. ‘Efendim sen bizi..?’ Bu bir evrensel meseledir. Bunu hep beraber anlattık. Arkadaşlar Avrupa Konseyi Parlementer Meclisi’nde de konuştular, Sosyalist Enternasyonel’e PES’e de söyledik. Avrupa Demokrat Grubuna da derdimizi anlattık. Bir baktık, ‘Sanık Ekrem’ değil, ‘Ekrem Bey savunmayı nasıl düşünürsünüz?’ ‘Üç gün düşünürüm.’ 3,5 gün savunma oldu.
Bu arada savunmayı kitaba bastık. Kitabı yasak yayın diye toplattılar. Hakkında savcılıktan yalan şey buldular. Allah’a şükür savunma yapıldı. Kitap aleniyet kazandı. Bugün akşama doğru Ekrem Başkan’ın savunması YENİ Parti’nin internet sitesinde, YENİ Parti’nin Twitter hesabında. İsteyen alsın, istediği gibi okusun. Ha savunma nasıl oldu derseniz? İddianameyi şöyle 100 yaprak peçete yazıyor ya, 100 yaprak peçete. Öyle bir peçete gibi düşünün.
Tabii teşbihte hata olmaz arkadaşlar. Aynen böyle oldu demiyorum. Ama iddianame 100 yaprak bir peçeteyse Ekrem Başkan onu bir tarafından açtı, o 100 yaprağı teker teker aldı böyle attı, böyle attı, böyle attı. Ekrem Başkan’ın ayaklarının altında o yalanların hepsi çöktü, hepsi çürüdü Allah’a şükür. Hani ben ‘Savunma hakkı kutsaldır’ deyip dünyayı anlatırken ‘Sus anlatma’ diyordu, anlattım. En sonunda savunmayı yaptırdın ya aha şimdi söylüyorum. O iddianameyi tek tek 81 ilde, 973 ülkede, beldede, köyde bu memleketin insanlarına anlatmazsak, senin bu iftiralarını tel tel dökmezsek ne olsun bize?”
“KÖR KURUŞ BİZE GELMEDEN KREŞE DÖNÜŞMÜŞ”
“Net söylüyoruz, iki koca ekran var. Ekranlara bugüne kadar bizim arkadaşlarımızın evinden en çok para çıkandan 120 bin lira, dört asgari ücret karşılığı dolar çıkmış. Bakın dört asgari ücret karşılığı dolar, o gün için. Bir de Hüseyin Can’ın altın gününden evde 3 çeyrek mi 4 çeyrek mi altın çıkmış. Bunları yazdılar. Giriyorlar, ‘Kasa nerede kasa nerede?’ ‘Yok.’ Altı yaşındaki çocuğun kulağındaki küpeye detektör tutuyorlar sabahın altı çeyreğinde. ‘Altın mı var? Kayda geçelim. Babası rüşvet mi almış’ diye. Hani diyorlar ya ‘Para kuleleri.’ Ben buraya dizdim bir gün o para kulelerini. ‘İl Başkanlığı alacağım, paramız hazır.’
Bunun için bir şahitliğe de çağırdı Ekrem Başkan beni. O ayrı. Paramız hazır. Mal sahibi diyor ki ‘Aynısıyla almam. Rayiç fiyat var. Komşulara vergi çıkar, bana bilmem ne olur. Şu kadarını bankaya yatırırsınız, kalanını nakit isterim.’ Bunun üstüne adamın bürosunda hazır para nakit olarak verildi diye para kulesi diyenlerin para kulelerini gördük, göreceğiz şimdi. Ama Ekrem Başkan tek tek ‘Beni şununla suçluyorsunuz, ben miyim suçlu? Koyun ekrana. Yetkili kimmiş burada? Bakanlık. Koyun ekrana, bir protokol. Hakikaten yüzde 10 alıyor. Kim alıyormuş? İstanbul Valiliği, protokolle. Koyun ekrana, İBB ne yapmış? Kaçak döküme izin vermiş. Koyun ekrana. Kantar görevlisi."
"İDDİANAMEYİ YAZANLARLA, ORADA O İDDİANAMEYE TEMSİLEN OTURAN SAVCI HUKUKEN AYNI KİŞİ"
"Buradaki dökümlerin İBB ile ilgisi yok AK Partili belediye yapar, gelir denetler. Her gün burada onlar. Koyun ekrana, ‘Ben bunları hiç görmedim ama bunları gördüm.’ Koyun ekrana. İBB’nin hiçbir kusuru yok.’ Önce ‘560 milyar toplam’ demişlerdi biliyorsunuz. Çıktı ki o İBB’nin altı yıllık bütçesinden fazla. Yani hiç maaş dağıtmasan, hiç asfalt yapmasan, hiç su satmasan, tamamını alsa, çalsa birisi dedikleri yalan. Ama ilk gün ‘560 milyar asrın yolsuzluğu’ demişlerdi. Sonra iddianamede 160’a inmişti, 120 milyarlık Cebeci’nin bakanlık ve valilik marifeti olduğu çıktı. 40’a indi. ‘Bu 40 milyar nereden?’ dedi Ekrem Başkan. Dediler ki ‘Yurt dışından para almışsın, bu parayı metroda kullanacağım diye almışsın, başka yere aktarmışsın.’ Dedi ki ‘Doğru. Ben geldiğimde İBB’de 10 metro vardı, yer altındaydı, 10’u da durmuştu. O günün Genel Sekreter Yardımcısı, sonra da Ulaştırma Bakanı olmuştu.
Ben geldim. Söz verdim ve gün metroları bitireceğim diye. İBB’nin metroları ile parasıyla metrolara giriştim.’ Bir yandan da bu konuda dünyanın en güvenilir iş insanlarından, iş kadınlarından birini Japonya’daki raylı sistemlerin başındaki Pelin Hanım’ı getirdi, bütün dünyanın tanıdığı, en başarılı mühendislerden metro inşaatçılarından birisi. İBB’ye bu işin başında geçirdi. Sonra Pelin Hanım’ı dünyaya saldılar. İstanbul metro projesini anlattılar.
Pelin Hanım’ı gören, Japonya’daki hızlı trenleri hatırlıyor. ‘Bu kadın alınca parayı işi yapıyor’ diyor. ‘Koskoca da İstanbul orada’ dediler. Bolca para verdiler. ‘Para gelene kadar imzalar tamamlanana kadar metrolar yürüyordu, İBB’nin kasasından harcadık. Gelen parayı metroya değil de cebime mi koydum, aha da burada.’ Döktü onları. ‘İBB’nin kasasına koydum’ dedi. Bunun neresi yolsuzluk? Diyor ki, ‘Maaşı çekmişsin, kasaba borcun vardı borcu kasaba ödememişsin.’ Doğru. Kasap çok sıkıştırıyordu, gittim komşudan borç aldım, kasabınkini ödedim. Maaş gelince de komşuya borcumu ödedim. ‘Bunda ne yanlış var?’ deyince, iddia makamı bir bütündür ya, yani iddianameyi yazanlarla yazık orada o iddianameye temsilen oturan savcı hukuken aynı kişi. Normalde ayrı kişi de. Yazık o yazanlara da söylenmiştir içinden."
"İDDİA MAKAMI MASANIN ALTINA KAÇTI"
"Böyle oturuyordu. Ekrem Başkan dedi ki ‘Bir cepten alıp bir cebe koymanın neresi soygun?’ Böyle yaptı… Altına kaçtı masanın, altına. Altına kaçtı iddia makamı, altına. Ekrem Başkan anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor. Öyle bir oluyor ki hakim bey böyle dururken… Gülecek mi, ağlayacak mı bilemiyorum. Ekranın arkasına kaçıyor, göremiyorum. Bu duruma geldi iş. 3,5 günün sonunda Ekrem İmamoğlu’na ‘Haydi sonra cevap yapalım…’ Adet yerini bulsun diye birkaç soru. Anlattığı şeyler… ‘Onu öyle dedim ya, bunu böyle dedim ya.’ Bir tane yerden bir şey tutturuyor aklı sıra. Diyor ki ‘Bir iş adamı para vermiş. Bu para bir inşaat şirketine, birisine gitmiş. Nedir bu?’ Bir şey yakalamış. Diyor ki ‘Ben kreş yapacağım, dedi. Bu kreş yapacağım, dedi.
Bu buna parayı ödedi, bu kreş yaptı. Gariban mahallenin kreşi oldu. Bu bağışını yaptı. Bu işini yaptı.’ İşin sonunda herkes mutlu. Kusur varsa kör kuruş bize gelmeden kreşe dönüşmüş. ‘Ha öyle mi? Ama usulüne uygun mu?’ Onu tartışacaklar. Şu kadarını söyleyeyim. Bir yerde imar var, artıyor. Herkes biliyor ki o işten kimler payını alıyor. Bunu en iyi kim biliyor, biliyor musunuz? 2001 yılında ağustos ayında AK Parti’yi kurup da ‘Erdemliler hareketi’ deyip de 2002’de iktidar olup da bugün geldiği halden hicap duyanlar ile bu yaşananların hepsini bilip sessiz, susanlar; her imardan kimin ne pay aldığını, nereye aktardığını, öyle helikopterle bakanların böyle tepeden hangi kuponlardan ne irade kullandığını biliyor.”

“KAYYIMIN SAĞ KOLUNUN EVİNDEN 62 DAİRE PARASI ÇIKTI”
“Şimdi Allah’a şükür 4 çeyrek altın birinden, 4 asgari ücret parası birinden, genelinden evler hep tam takır, kuru bakır. Hiçbir şey çıkmadı. Ama bu hafta bir şey çıktı. Ne çıktı? Bakın paralara bakın. Kasalar, kasalar. Bu bir kasa ev. Dünya yolsuzluk tarihinde bir ilk olabilir. Yani başvursa tescilini alır. Zararlı fikir patenti alabilir mesela. Ahlaksız fikir patentini. Rüşvet paralarını koymak için ev tutmuş, evi kasalarla donatmış. Bu evin içinde ilk önce kendi evinden 450 bin dolar, 31 bin Euro, 2,5 milyon lira çıkmış. Bu kadar sanılmış. Sonra kasa evden 7 milyon dolar, 400 bin Euro, saatler, altınlar çıkmış. Ben vatandaş kolay anlasın diye, kendim de kolay idrak edeyim diye ortalama bir ev fiyatına bölüyorum.
Bu evin içinden, kiralık evden 62 daire parası çıkmış arkadaşlar. 62 sıfır daire parası. Kimden? Hani 30 Ekim 2024 günü Esenyurt’u basıp, Ahmet Özer’i alıp, ona hem ‘terörist’, hem ‘hırsız’ dediler ya. Terörist olmadığı ‘Ahmetler göreve’ Devlet Bey’in takdirleri ile. Daha olmadı ama ‘Ahmetler göreve.’ Terörist olsa der mi Devlet Bey, ‘Esenyurt’un başına geçsin’ diye. Tövbe tövbe. İkincisi, davada yargılandı, kör kuruş bir şey olmadığı, kamu zararı olmadığı ortaya çıktı. O gün onun yerine atanan kayyım beyefendi Can Aksoy. Atandığı gün aslında kendisi kaymakam, ama hızlı bir şekilde vali yardımcısı yapıyorlar ki o göreve getirilebilsin diye. Göreve geldiği anda kayyım en yakın arkadaşı Yusuf Ulutaş‘ı, Beyoğlu Belediyesi’nin eski Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş‘ı alıp getiriyor. Bakın Yusuf Ulutaş‘a. Tayyip Bey’le yan yana; Tayyip Bey oturuyor, o ayakta. Tayyip Bey’in oğlu burada, Yusuf burada. Eski Meclis Başkanı, Milli Eğitim Bakanımızla yan yana. Özlem Hanım’la yan yana, Özlem Zengin’le yan yana. Fotoğrafları var. Bunların hepsi bu beyefendinin evinden çıkıyor; 62 daire parası."
"YUSUF TEKİN" AYRINTISI
"Esenyurt kayyımının sağ kolu rüşveti yemiş, eve doldurmuş. Şimdi buradan soruyorum. Bu Can Aksoy denen adamın geldiği gün, 5 Kasım 2024. Ahmet Özer, 4 Kasım’da tutuklanıyor, 5 Kasım’da kayyım atıyorlar. Özgür Özel bu kürsüden diyor ki ‘Mardin’e kayyım atadınız; Mustafa Yaman. Süleyman Soylu’yu aldı, Mardin’de çarşıya götürdü. Esnaf ‘Tesbih hediye edeceğim’ dedi. Süleyman Bey’e tesbih hediye ettiler. Sandık ki kuyumcudan. Hediye değilmiş. Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne fatura kesilmiş.’ Kayyım Süleyman Soylu‘ya tesbih hediye ediyor, belediyeye fatura ediyor. 39 bin lira bir tespih. O gün dolar 3,5 lira. Konuştuğum gün 35 lira tesbihin değeri 418 bin lira. Bugün 500 bin lira. Kayyım sadece Süleyman Bey’e bugünkü parayla yarım milyonluk tespih veriyor. Sadece Süleyman Bey’e değil, Abdurrahim Boynukalın’a, Fikri Işık’a, İsmet Yılmaz’a ve dünya kadar fatura.
O gün diyorum ki ‘Mardin’e atadığınız kayyım bunları yaptı, işte kayyım budur. Bugün Esenyurt’a atadığınız kayyım bunu yapmaya geliyor, bunun için geliyor. Nasıl bir vicdansızlıkla karşı karşıyayız görün. Yarın bu kayyım da Esenyurt‘u soyacak, buradan söylüyorum’ demişim. Alın size Esenyurt kayyımı. Seçilmiş Ahmet Özer’in evinden şu çıkmadı şu bak. Seçilmiş Ahmet Özer’in evinden şu çıkmadı bak. Atadığınız kayyım Esenyurt’u soydu, soğana çevirdi. En nihayetinde bakın daha bitmiyor rezalet. Evinden 450 bin dolar çıktığı 7 Ekim, kasa evin ortaya çıktığı 15 Ekim. Tarih; 17 Ekim, Esenyurt kayyımı Can Aksoy‘a Milli Eğitim Bakanı’ndan dayanışma ziyareti oluyor. 17 Ekim günü daha. Kasalar çıkıyor, Milli Eğitim Bakanı olacak kişi daha önce açılmış bir okula temsili açılış töreni yapmak üzere gidiyor, Esenyurt kayyımını ziyaret edip destek veriyor. ‘Dik dur, eğilme’ diyor, ‘AK Parti seninle.’ Hakikaten ben Erdoğan’a sorayım. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim."

“EKREM BAŞKAN’IN MASUMİYETİ AĞRI DAĞI KADAR GERÇEK”
“Değerli arkadaşlar, son olarak şunu hatırlatayım. Biz kendimize güvendiğimiz için canlı yayın istedik. Sayın Bahçeli ‘Yapılsın’ dedi. Sayın Erdoğan ‘Münasiptir’ dedi. Grup başkanvekillerimiz önergeyi verdiler, AK Parti ve MHP oyları ile reddedildi. Hani biz suçlu olsak… Şimdi kabak gibi çıktı mı ortaya? İlk önce bunlar bu yalanları; parke altı paraları, cep telefonlarını, KİPTAŞ‘tan evleri doğru sandı. Çünkü şimdiki Adalet Bakanı onu servis ediyordu. Son TV diye bir yerden her gün bir yalan. Hem de gayri ahlaki dedikoduları da oradan yapıyor. Hani ne oldu arkadaşlar? Ekrem İmamoğlu’nun uçakları, uçakta bilmem neler falan, hangisi iddianamede var, hani?
Hani işin içine gayrı ahlaki bir sürü şey katıp da konuştuklarının birinden birinin ispatı var mı? Yok. Bu yüzden ben arkadaşıma, arkadaşlarıma kefil olduğum için, onların ne yaptıklarını, ne yapmadıklarını bildiğim için canlı yayın istedim. Devlet Bey ve Tayyip Bey Akın Gürlek’e inandığı için hodri meydan çektiler. Sonra iddianame çıkınca bizimkilerin önergesine ‘Vallahi olmaz’ diye oy verdiler. Şimdi anlaşılıyor mu, şimdi anlaştık mı Sayın Bahçeli? Erdoğan canlı yayın istediğinde gördünüz mü ‘Reis resti gördü, rezillikleri çıkacak’ diyen gazeteciler? Ben bu savunma canlı yayınlansın istedim. Siz bu iddianamenin paçavra olduğunu gördüğünüz için çark ettiniz, geri adım attınız. Ekrem İmamoğlu’nun masumiyeti Ağrı Dağı kadar gerçektir.”
“TÜM İZLEYİCİLERİNİ HALK TV ÖNÜNE DAVET EDİYORUZ”
“Bu duruşma başlayacak, bu duruşmayı kim verecek? Kim verecek? A Haber mi verecek? Bu duruşmayı TV100 mü verecek, yandaşlar mı verecek ya da haberini bile yapmaya korkuttukları merkez medya mı verecek? Bu duruşmaya elbette Halk TV verecek, Sözcü verecek, Koza verecek. Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalı Halk TV’ye duruşma başlamadan 4 saat önce gelip kayyım atadılar. Halk TV’yi atanan kayyımın kısa vade, buradan açıkça söylüyorum, bütün milletimiz duysun. Kısa vade hedefi, İBB davasındaki duruşmayı, savunmayı karartmaktır. Halk TV’nin kapatılmasındaki kısa, orta vade hedefi fon meselesinin üstüne gidişini durdurmak, AK Parti seçmeninin Halk TV’den doğruları öğrenmesine engel olmaktır.
Orta vade hedefi, muhalefeti sessizleştirmektir. Adaysızlaştırdığı, kurumsuzlaştırdığı muhalefeti sessizleştirmektir. Ama buradan söylüyoruz. Hem Halk TV’ye yapılanın karşısında, bugüne kadar bizim sesimizi duyuran Halk TV’ye, yarın akşam saat 19:00’da Halk TV’nin önünde bütün Halk TV izleyicileri ile birlikte destek olmaya, mücadele yapmaya, Halk TV’nin hakkını halk için savunmaya gidiyoruz. Ayrıca basın meslek örgütleri bu hafta sonu, Sansüre hayır, habere özgürlük’ diyerek cumartesi günü 14 ilde saat 14:00’te yürüyüş, eylem ve basın toplantısı düzenliyorlar. Bu eylemlere bütün YENİ Partilileri, bütün muhalefetin sesinin kısılmasına isyan eden bütün demokratları yarın akşam Halk TV’ye, cumartesi de 14 şehirdeki basın meslek örgütlerinin eylemlerine davet ediyorum.
Bugün basın özgürlüğünden bahsedenler oldu. Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 163’ncü sıradadır. Maalesef Türkiye Sudan’dan, Irak’tan geridedir basın özgürlüğünde. Türkiye’nin önünde Suriye vardır, Tacikistan vardır, Bangladeş vardır, Etiyopya vardır. Türkiye basın özgürlüğünde Kuzey Kore’yi geçebilmiştir. Kuzey Kore ile rekabet halindedir. Allah'ın izniyle Tayyip Erdoğan basın mensuplarına ‘Benim berberime gidip, benim gibi traş olacaksınız’ dediği gün Kuzey Kore’yi de geride bırakacağız.”
“CESARETİMİZ ONLARIN ÖFKESİNİ BOĞACAKTIR”
“Son sözüm değerli milletimize, bu iktidarlardan dolayı aç kalana, işsiz kalana, yoksulluk çekene, umutsuz olana ve gelecekten korkana sesleniyorum. Bunların elindeki ne hakimler savcılar bizi yıldırabilir, ne polisimize verdikleri kanunsuz emirler. Ne yalanlarına teslim oluruz, ne baskılarına. Ellerinde nükleer silahtan daha güçlü bir silah var. O da sizin umudunuzu kırmaktır. Sizi ‘Bunlar yenilmez, yenilse de gitmez. Gitmez, bu zulüm bitmez’ diye hisseden herkese söylüyorum: Biz az değiliz, çokuz.
Onlar yolun sonundalar biz daha yeni başındayız. Bizim cesaretimiz onların öfkesini boğacaktır. Biz namussuzlar kadar namuslu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyız. Teslim olmayacağız. O sandığa varacağız, o seçimi söke söke alacağız. Kimse enseyi karartmasın. Kimse korkmasın. Korkudan uyuyamayanlar var. Koyun başınızı yastığa yatın. Ertesi sabah dirençle kalkın. Biz başaracağız, biz kazanacağız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

"TAZMİNAT" KARARINA İLK YORUM
Grup toplantısında çıkarken Özgür Özel'e, Adalet Bakanı Akın Gürlek'e ait olduğunu iddia ettiği tapuları açıklaması nedeniyle verilen "tazminat cezası" soruldu.
"Akın Gürlek'in 16 tapusunu açıklamıştım, ID numaralarını vermiştim. Mahkemeye gittik, avukatımız tapuların istenmesini talep etti" diyen Özel, şu yanıtı verdi:
"Bu tapular Akın Gürlek'e ait değilse cezayı kabul edeceğiz dedik. Tutanakları da paylaşacağız önümüzdeki günlerde. Hakim de tapuların sorulmamasına karar vererek ceza verdi. Bu kararı istinafa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar götüreceğiz. Birileri bu tapuları isteyecek. Cesaretin varsa o tapuları açıkla. Tapuların varlığı Akın gürlek ve avukatları tarafından zımmen kabul edilmiştir."
Özel, şöyle konuştu:
"Ey Akın Gürlek, tapular yalansa mahkemenin tapuları talep etmesini istemeyip mahkeme başkanına ‘Derhal karar ver’ talimatını nasıl iletirsin? Hani sen, ‘Mahkeme zaten tapuları ister’ demiştin. Madem mahkeme zaten isteyecekti, avukatların bizim talebimize niye karşı çıktı? Cesaretin varsa o tapuları açıkla. Ama görülüyor ki tapuların varlığını kabul ediyor, talep edilmesine karşı çıkıyorlar."
Sayfa başına git







