
EGEPOSTASI- İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın 7 Ekim'de AK Parti saflarına katılmasının yankıları sürüyor.
Tugay, siyaset çevresinde eleştiri oklarının hedefi hâline gelirken; YENİ Parti'nin İzmirli vekillerinden de yeni tepkiler geliyor.
Taze AK Partili Başkan Tugay, transferin ardından yaptığı açıklamalar nedeniyle sert eleştirilerin hedefi oldu.
Tugay'ın AK Parti'ye geçiş sürecine birçok kez sert sözlerle tepki gösteren YENİ Parti İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, Tugay'ın son röportajında kullandığı ifadelere ilişkin oldukça çarpıcı bir açıklamada bulundu.

ÖZKAN'DAN YENİ TEPKİ: "BİR SİYASETÇİNİN EN BÜYÜK YENİLGİSİ, SÖYLEDİĞİ SÖZLERİN ARKASINDA DURAMAZ HALE GELMESİDİR"
Ortadaki tablonun basit bir parti değişikliği değil; doğrudan bir siyasal ahlak sınavı olduğunu vurgulayan Özkan, "Bir siyasetçinin en büyük yenilgisi, bulunduğu partiyi kaybetmesi değildir. Söylediği sözlerin arkasında duramaz hale gelmesidir. Ben öncelikle ak partililerin böyle bir siyasi ahlaksızlığı nasıl sindirebildiklerini hâlâ anlayabilmiş değilim. Neyse… Burada aradığım şudur: Vatandaşın sandığa yansıttığı iradeye duyulması gereken asgari saygı. Kamu görevini kişisel siyasi ikbalden ayırabilme erdemidir. Ve hepsinden önemlisi, işin özü bizzat İzmir’dir" ifadelerini kullandı.
CHP KİMLİĞİYLE SEÇİLMESİNE VURGU
Tugay'ın CHP kimliğiyle Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na seçildiğini vurgulayan Özkan, "İzmir halkı kendisine yalnızca bir belediye yönetme yetkisi vermedi. Aynı zamanda berrak bir siyasi tercih ortaya koydu. Şimdi bu tercihi bir kenara bırakıp kendi siyasi kararını İzmir’in çıkarlarıyla özdeşleştirmeye çalışıyor. Oysa bir belediye başkanının seçilmesi, seçmen iradesinin mülkiyetini ona devretmez" açıklamasında bulundu.
TUGAY-KURUM GÖRÜŞMESİNE PARANTEZ AÇTI
Tugay'ın röportajında yer verdiği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile olan görüşmesine dikkat çeken Özkan, "Bu açıklama, Türkiye’de merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkinin nasıl sakatlandığına dair çarpıcı bir itiraftır" dedi.
"SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN SİYASİ GÖMLEK DEĞİŞTİRMEK NEDEN ŞART OLDU?"
Tugay’ın parti değişikliğini "hizmet ve çözüm" gerekçesine dayandırmasına da tepki gösteren Özkan, iktidar kanadından sağlanan imkânlar ve bürokratik engeller üzerinden sert sorular yöneltti:
"Bu sorunları çözmek için siyasi gömlek değiştirmek neden şart oldu? CHP’li bir belediye başkanı olarak çözülemeyen hangi düğüm, AK Partili bir başkan olunca sihirli biçimde çözülecek? Hangi bütçe birdenbire açıldı? Hangi bürokratik engel tek bir rozetle ortadan kalktı? Bunların somut olarak halka açıklanması gerekir"
YENİ Partili Özkan'ın sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı açıklama şu şekilde:
"İZMİR SATILIK DEĞİL, SİYASET MAZERET KABUL ETMEZ!
Bir siyasetçinin en büyük yenilgisi, bulunduğu partiyi kaybetmesi değildir. Söylediği sözlerin arkasında duramaz hale gelmesidir.
Cemil Tugay, Yeni Asır gazetesine verdiği röportajda AK Parti’ye geçişinin gerekçelerini anlatmış.
Anlattıklarını dikkatle okudum.
Bir belediye başkanının siyasi tercihlerini değiştirmesinden çok daha derin bir krizle karşı karşıyayız.
Ortadaki tablo, doğrudan bir siyasal ahlak sınavıdır.
Ben öncelikle ak partililerin böyle bir siyasi ahlaksızlığı nasıl sindirebildiklerini hâlâ anlayabilmiş değilim. Neyse…
Burada aradığım şudur: Vatandaşın sandığa yansıttığı iradeye duyulması gereken asgari saygı.
Kamu görevini kişisel siyasi ikbalden ayırabilme erdemidir.
Ve hepsinden önemlisi, işin özü bizzat İzmir’dir.
BİR KENTİN İRADESİ, BİR SİYASETÇİNİN KİŞİSEL TERCİHİNDEN BÜYÜKTÜR
Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına AK Parti’nin adayı olarak seçilmedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olarak seçildi.
Seçim meydanlarında CHP’nin kimliğiyle, programıyla, siyasal geçmişiyle ve seçmenlerinin desteğiyle oy istedi.
İzmir halkı kendisine yalnızca bir belediye yönetme yetkisi vermedi. Aynı zamanda berrak bir siyasi tercih ortaya koydu.
Şimdi bu tercihi bir kenara bırakıp kendi siyasi kararını İzmir’in çıkarlarıyla özdeşleştirmeye çalışıyor.
Oysa bir belediye başkanının seçilmesi, seçmen iradesinin mülkiyetini ona devretmez.
Seçmen size makam verir; seçmenin iradesini başka bir partiye taşıma hakkını değil.
Hukuken parti değiştirebilirsiniz.
Ama hukukilik ile siyasi meşruiyet asla aynı şey değildir.
Bir kararın yasal olması, onun siyasal bakımdan sorgulanamayacağı anlamına gelmez.
Cemil Tugay’ın yanıtlaması gereken ilk soru budur:
İzmir halkından AK Parti’ye geçmek için ne zaman yetki aldınız?
DEVLETİN HİZMETİ PARTİ ÜYELİĞİNE Mİ BAĞLI?
Röportajın üzerinde en fazla durulması gereken bölümü, Murat Kurum’la yaptığı görüşmeyi anlatırken söyledikleridir.
Kentsel dönüşüm için gittiği görüşmede AK Parti’ye davet edildiğini, partiye katılması halinde daha başarılı olabileceğinin kendisine söylendiğini aktarıyor.
Bu açıklama, Türkiye’de merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkinin nasıl sakatlandığına dair çarpıcı bir itiraftır.
Bir belediye başkanının deprem güvenliği için bakanla görüşmesi son derece doğaldır.
Kentsel dönüşüm için kaynak istemesi görevidir.
Ankara’dan destek talep etmesi sorumluluğudur.
Ama bunun siyasi parti rozetiyle takas edilmesi nasıl kabul edilebilir?
Devlet, bütün yurttaşların devleti değil midir?
Bakanlıklar, yalnızca iktidar partisinin belediyelerine mi hizmet eder?
İzmir’in deprem güvenliği, bir belediye başkanının yakasına takılan parti rozetine mi bağlıdır?
Cemil Tugay’a soruyorum: AK Parti’ye geçmeseydiniz İzmir’e hizmet edilmeyecek miydi?
Eğer yanıtınız evetse, ortada sizin siyasi tercihinizden çok daha büyük bir kamu yönetimi ayıbı vardır.
Eğer yanıtınız hayırsa, parti değişikliğinizi İzmir’e hizmet etmek için zorunlu bir karar gibi pazarlamanızın dayanağı nedir?
Hizmet gerekçesinin arkasına sığınan Cemil Tugay’a sormak gerekir: Önümüzdeki dönem seçimde iktidar partisi değişirse o zaman ona mı geçeceksin Cemil? Siyasette biz buna fırıldak olmak diyoruz; siyasetçi olmak fırıldak olmak demek değildir!
Devletin görevi siyasi sadakati ödüllendirmek değil, yurttaşların haklarını eşit biçimde korumaktır.
İzmir’in kaynaklara ulaşabilmesi için bir belediye başkanının siyasi kimliğini değiştirmesi gerektiği algısı, demokratik yerel yönetim anlayışıyla bağdaşmaz.
DÜN AYNAYA BAKAMAYACAĞINI SÖYLEYEN, BUGÜN NE GÖRÜYOR?
Cemil Tugay, geçmişte AK Parti’ye geçmeyeceğini söylerken ailesinin buna karşı çıkacağını, böyle bir karar vermesi halinde aynaya bakamayacağını ifade etmişti.
Şimdi kararının değiştiğini söylüyor.
Elbette insanlar düşüncelerini değiştirebilir.
Siyasetçiler de değiştirebilir.
Ancak değişen fikrin arkasına sığınmakla, geçmişte verilen kesin sözlerin yarattığı ahlaki yükümlülüğü taşımak çok farklı şeylerdir.
Bir siyasetçi dün verdiği sözün bugün neden hükümsüz kaldığını izah etmek zorundadır.
Üstelik yalnızca kendisine değil, o söze inanarak sandığa giden insanlara karşı da sorumludur.
Ayna değişmedi Sayın Tugay.
Değişen sizin omurganız ve siyasi duruşunuzdur.
Aynaya bakmakla ilgili o büyük lafları eden de sizdiniz.
Bugün o sözlerin tam zıddına savrulan da sizsiniz.
Şimdi bu kentten dün söylediklerinizi unutmasını mı bekliyorsunuz?
Siyasette güven, her gün yeniden yazılan bir basın bülteni değildir.
Güven, verilen söz ile sergilenen tavır arasındaki tutarlılıktır.
HERKES SUÇLU, BİR TEK CEMİL TUGAY MI HAKLI?
Röportajın önemli bir bölümünde kendisini mağdur edilmiş ve yalnız bırakılmış bir figür gibi takdim ediyor:
CHP yanında durmamış.
Yol arkadaşları destek vermemiş.
Açılışlarına gelinmemiş.
Sorunlarıyla ilgilenilmemiş.
Bunların hepsi parti içi tartışmalardır.
Fakat burada asıl sorgulanması gereken nokta şudur:
Bir belediye başkanı, kendi siyasi savruluşunun faturasını başkalarının ilgisizliğine kesebilir mi?
Siyaset yalnızca alkış aldığınız günlerde yapılmaz; yalnız kaldığınızda, eleştirildiğinizde ve zorlandığınızda da yapılır.
Bir kentin emanetçisinin görevi, genel merkezden gördüğü ilgiyi ölçmek değil, kentin haklarını savunmaktır.
Parti yöneticileriyle anlaşmazlık yaşanabilir, kırgınlıklar doğabilir, haksızlığa uğrandığı da düşünülebilir.
Fakat bunların hiçbiri, seçmenin önüne çıktığınız siyasi kimliği çöpe atmanızın meşru gerekçesi olamaz.
Kırgınlık şahsi bir duygudur, parti değiştirmek ise ağır sonuçları olan siyasal bir karardır.
Duygularınızı anlatabilirsiniz; ancak aldığınız kararın siyasi vebalini başkalarına havale edemezsiniz.
ERDOĞAN’A GÜVEN DUYMAK BAŞKA, İZMİR’İN GÜVENİNİ KORUMAK BAŞKA
Cemil Tugay, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine güven aşıladığını anlatıyor.
Etkilenmiş olabilir; kişisel diyaloglar siyasette her zaman yer bulur.
Ancak belediye başkanlığı kişisel sempati ve iltifatlar üzerinden yürütülecek bir makam değildir.
İzmir’in belediye başkanının korumakla yükümlü olduğu yegâne güven, kendisini o koltuğa oturtan seçmenin güvenidir.
Ankara’da kurulan bir yakınlık, sandıkta verilen taahhütleri hükümsüz kılmaz.
Bugün tartışılması gereken, Erdoğan’ın Cemil Tugay’a ne vadettiği değildir; Cemil Tugay’ın İzmir halkının güvenini nasıl hiçe saydığıdır.
Bir belediye başkanı iktidar koridorlarında gördüğü ilgiyi ballandıra ballandıra anlatırken, kendisine oy vermiş yüz binlerce İzmirlinin endişesini görmezden gelemez.
İZMİR’İN SORUNLARI DÜN DE VARDI
Deprem riski dün de vardı.
Kentsel dönüşüm ihtiyacı dün de vardı.
Körfez’in çığlığı dün de yükseliyordu.
Ulaşım, altyapı, su ve çevre sorunları dün de masadaydı.
Cemil Tugay CHP’den aday olduğunda bunların hepsini biliyordu.
Göreve geldiğinde de biliyordu.
Parti değiştirmeden hemen önce de biliyordu.
Öyleyse soralım:
Bu sorunları çözmek için siyasi gömlek değiştirmek neden şart oldu?
CHP’li bir belediye başkanı olarak çözülemeyen hangi düğüm, AK Partili bir başkan olunca sihirli biçimde çözülecek?
Hangi bütçe birdenbire açıldı? Hangi bürokratik engel tek bir rozetle ortadan kalktı?
Bunların somut olarak halka açıklanması gerekir.
Çünkü belediyecilik rozet tüccarlığıyla değil; vizyonla, bütçeyle, liyakatle ve üretilen projeyle ölçülür.
İzmir’in kurtuluşu bir belediye başkanının saf değiştirmesinde değil, kamu kurumlarının adil ve liyakatli çalışmasındadır.
SİYASETTE ASIL SINAV ŞAHSİYET DEĞİL, SORUMLULUKTUR
Bu tartışmayı şahsi polemiklere boğmak meselenin özünü ıskalamaktır.
Türkiye’de giderek derinleşen kurumsal bir siyasi sorumluluk kriziyle karşı karşıyayız.
Seçim meydanlarında verilen taahhütler ile makama oturduktan sonra atılan adımlar arasındaki makas bu kadar açılırsa, yalnızca siyasetçinin itibarı zedelenmez; demokratik temsil sisteminin bizzat kendisi yara alır.
Bir fikre, bir kimliğe ve bir programa inanarak oy vermiş olan seçmen, seçtiği kişinin iktidar safına geçmesiyle iradesinin gasbedildiğini hisseder."
İZMİR SATILIK DEĞİL, SİYASET MAZERET KABUL ETMEZ! Bir siyasetçinin en büyük yenilgisi, bulunduğu partiyi kaybetmesi değildir. Söylediği sözlerin arkasında duramaz hale gelmesidir. Cemil Tugay, Yeni Asır gazetesine verdiği röportajda AK Parti’ye geçişinin gerekçelerini anlatmış. Anlattıklarını dikkatle okudum. Bir belediye başkanının siyasi tercihlerini değiştirmesinden çok daha derin bir krizle karşı karşıyayız. Ortadaki tablo, doğrudan bir siyasal ahlak sınavıdır. Ben öncelikle ak partililerin böyle bir siyasi ahlaksızlığı nasıl sindirebildiklerini hâlâ anlayabilmiş değilim. Neyse… Burada aradığım şudur: Vatandaşın sandığa yansıttığı iradeye duyulması gereken asgari saygı. Kamu görevini kişisel siyasi ikbalden ayırabilme erdemidir. Ve hepsinden önemlisi, işin özü bizzat İzmir’dir. BİR KENTİN İRADESİ, BİR SİYASETÇİNİN KİŞİSEL TERCİHİNDEN BÜYÜKTÜR Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığına AK Parti’nin adayı olarak seçilmedi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olarak seçildi. Seçim meydanlarında CHP’nin kimliğiyle, programıyla, siyasal geçmişiyle ve seçmenlerinin desteğiyle oy istedi. İzmir halkı kendisine yalnızca bir belediye yönetme yetkisi vermedi. Aynı zamanda berrak bir siyasi tercih ortaya koydu. Şimdi bu tercihi bir kenara bırakıp kendi siyasi kararını İzmir’in çıkarlarıyla özdeşleştirmeye çalışıyor. Oysa bir belediye başkanının seçilmesi, seçmen iradesinin mülkiyetini ona devretmez. Seçmen size makam verir; seçmenin iradesini başka bir partiye taşıma hakkını değil. Hukuken parti değiştirebilirsiniz. Ama hukukilik ile siyasi meşruiyet asla aynı şey değildir. Bir kararın yasal olması, onun siyasal bakımdan sorgulanamayacağı anlamına gelmez. Cemil Tugay’ın yanıtlaması gereken ilk soru budur: İzmir halkından AK Parti’ye geçmek için ne zaman yetki aldınız? DEVLETİN HİZMETİ PARTİ ÜYELİĞİNE Mİ BAĞLI? Röportajın üzerinde en fazla durulması gereken bölümü, Murat Kurum’la yaptığı görüşmeyi anlatırken söyledikleridir. Kentsel dönüşüm için gittiği görüşmede AK Parti’ye davet edildiğini, partiye katılması halinde daha başarılı olabileceğinin kendisine söylendiğini aktarıyor. Bu açıklama, Türkiye’de merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkinin nasıl sakatlandığına dair çarpıcı bir itiraftır. Bir belediye başkanının deprem güvenliği için bakanla görüşmesi son derece doğaldır. Kentsel dönüşüm için kaynak istemesi görevidir. Ankara’dan destek talep etmesi sorumluluğudur. Ama bunun siyasi parti rozetiyle takas edilmesi nasıl kabul edilebilir? Devlet, bütün yurttaşların devleti değil midir? Bakanlıklar, yalnızca iktidar partisinin belediyelerine mi hizmet eder? İzmir’in deprem güvenliği, bir belediye başkanının yakasına takılan parti rozetine mi bağlıdır? Cemil Tugay’a soruyorum: AK Parti’ye geçmeseydiniz İzmir’e hizmet edilmeyecek miydi? Eğer yanıtınız evetse, ortada sizin siyasi tercihinizden çok daha büyük bir kamu yönetimi ayıbı vardır. Eğer yanıtınız hayırsa, parti değişikliğinizi İzmir’e hizmet etmek için zorunlu bir karar gibi pazarlamanızın dayanağı nedir? Hizmet gerekçesinin arkasına sığınan Cemil Tugay’a sormak gerekir: Önümüzdeki dönem seçimde iktidar partisi değişirse o zaman ona mı geçeceksin Cemil? Siyasette biz buna fırıldak olmak diyoruz; siyasetçi olmak fırıldak olmak demek değildir! Devletin görevi siyasi sadakati ödüllendirmek değil, yurttaşların haklarını eşit biçimde korumaktır. İzmir’in kaynaklara ulaşabilmesi için bir belediye başkanının siyasi kimliğini değiştirmesi gerektiği algısı, demokratik yerel yönetim anlayışıyla bağdaşmaz. DÜN AYNAYA BAKAMAYACAĞINI SÖYLEYEN, BUGÜN NE GÖRÜYOR? Cemil Tugay, geçmişte AK Parti’ye geçmeyeceğini söylerken ailesinin buna karşı çıkacağını, böyle bir karar vermesi halinde aynaya bakamayacağını ifade etmişti. Şimdi kararının değiştiğini söylüyor. Elbette insanlar düşüncelerini değiştirebilir. Siyasetçiler de değiştirebilir. Ancak değişen fikrin arkasına sığınmakla, geçmişte verilen kesin sözlerin yarattığı ahlaki yükümlülüğü taşımak çok farklı şeylerdir.
— Tuncay ÖZKAN (@ATuncayOzkan) October 11, 2026

SEDA KAYA ÖSEN: "SİZ KİMSİNİZ Kİ BİZİM ADIMIZA KARAR VERME HAKKINI KENDİNİZDE GÖRÜYORSUNUZ?"
YENİ Parti İzmir Milletvekili Seda Kaya Ösen de Tugay'ın açıklamalarına ilişkin dikkat çeken bir açıklama yaptı.
Tugay'ın kendisine oy veren 1 milyon 293 bin 470 seçmenin iradesini yok sayan bir dil kullandığını savunan Ösen, seçmene yönelik üstenci bir tavır sergilediğini de ileri sürdü.
"İzmirli aptal değil Cemil Bey!" diyen Ösen, İzmir seçmeninin yıllardır belirli bir demokrasi kültürü ve siyasi duruş doğrultusunda oy verdiğini de belirterek eleştirilerinde şu ifadelere yer verdi:
"Cemil Tugay verdiği röportajlarla, İzmir’de kendisine oy veren 1.293.470 kişiye adeta şunu söylüyor:
“Siz kime, ne için oy verdiğinizi bilmiyorsunuz. Sizin için neyin iyi olduğunu ben daha iyi bilirim.”
İşte tam da bu nobran ve üstenci tavırla, İzmirlinin iradesini yok sayıyor; kendi kararlarını İzmir’in iradesinin üzerinde görüyor.
İzmirli aptal değil, Cemil Bey!
Biz yıllardır yalnızca bir belediye başkanına değil, aynı zamanda bir siyasi duruşa, bir anlayışa ve bir demokrasi kültürüne oy veriyoruz.
Siz kimsiniz ki bizim adımıza, bizim iyiliğimiz için karar verme hakkını kendinizde görüyorsunuz?
İzmir’in iradesinin üzerinde hangi gücü, hangi yetkiyi görüyorsunuz kendinizde?"
Cemil Tugay verdiği röportajlarla, İzmir’de kendisine oy veren 1.293.470 kişiye adeta şunu söylüyor: “Siz kime, ne için oy verdiğinizi bilmiyorsunuz. Sizin için neyin iyi olduğunu ben daha iyi bilirim.” İşte tam da bu nobran ve üstenci tavırla, İzmirlinin iradesini yok sayıyor; kendi kararlarını İzmir’in iradesinin üzerinde görüyor. İzmirli aptal değil, Cemil Bey! Biz yıllardır yalnızca bir belediye başkanına değil, aynı zamanda bir siyasi duruşa, bir anlayışa ve bir demokrasi kültürüne oy veriyoruz. Siz kimsiniz ki bizim adımıza, bizim iyiliğimiz için karar verme hakkını kendinizde görüyorsunuz? İzmir’in iradesinin üzerinde hangi gücü, hangi yetkiyi görüyorsunuz kendinizde?
— Seda Kaya Ösen (@ssedakayaosen) October 11, 2026

YÜKSEL TAŞKIN, TUGAY İLE BAKAN KURUM ARASINDAKİ GÖRÜŞMEYE DİKKAT ÇEKTİ
Tugay'a tepki gösteren bir diğer isim ise YENİ Parti İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın oldu. Taşkın, Tugay'ın Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum arasındaki görüşmeye dikkat çekti.
Taşkın, açıklamasında kamu kaynaklarının siyasi tercihlere göre dağıtılmasının açık bir "çifte standart" olduğunu savunurken; "Milletin aklıyla dalga geçmeyi bırakın. Derhal istifa edin" çıkışında bulundu.
Taşkın'ın açıklaması şu şekilde:
"Bakan Kurum Cemil Bey'e demiş ki, Devletin Bakanı olarak muhalefet belediyesine hizmet edemiyorum. Bizim Parti'ye geçersen hizmet gelir.
Cemil Bey de ikna olmuş.
Şimdi hangi yanlışı, hangi ayıbı düzeltelim?
Hadi ordan.
Milletin aklıyla dalga geçmeyi bırakın.
Derhal istifa edin."
Bakan Kurum Cemil Bey'e demiş ki, Devletin Bakanı olarak muhalefet belediyesine hizmet edemiyorum. Bizim Parti'ye geçersen hizmet gelir. Cemil Bey de ikna olmuş. Şimdi hangi yanlışı, hangi ayıbı düzeltelim? Hadi ordan. Milletin aklıyla dalga geçmeyi bırakın. Derhal istifa edin.
— Yüksel Taşkın (@yukseltaskinn) October 11, 2026
Sayfa başına git







