
TBMM’de çözüm süreci için kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bugün (4 Aralık) üç milletvekilinden oluşan Komisyon heyetinin İmralı ziyareti ve nihai rapor gündemiyle toplandı. İmralı heyetinin ziyareti sonrası hazırlanan tutanağının özeti süreç komisyonunda okundu.
AK Parti’den Hüseyin Yayman, DEM Parti’den Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP’den Feti Yıldız, geçen hafta İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptıkları görüşme hakkında bilgi verdi. Görüşmenin ses kaydı üzerinden oluşturulan tutanağının özeti süreç komisyonunda okundu.
İŞTE MECLİS’TE OKUNAN TUTANAK: TERÖRİSTBAŞI ÖCALAN’LA GÖRÜŞMENİN ÖZETİ
Teröristbaşı Öcalan'la yapılan görüşmenin özeti okundu. Meclis'te okunan özetin tam hali şöyle:
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 21 Kasım 2025 tarihli 18’inci toplantısında Komisyonda temsil edilen beş siyasi parti grubundan birer üyeden oluşacak bir heyetin İmralı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna gitmesi hususunda oylama yapılmış ve komisyonumuzun nitelikli çoğunluğuyla karar alınmıştır.
CHP ve Yeni Yol partisi grupları heyete üye bildirmemiştir.
Bu kapsamda isimleri bildirilen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri Hüseyin YAYMAN, Feti YILDIZ ve Gülüstan KILIÇ KOÇYİĞİT, 24 Kasım 2025 Pazartesi günü Adalet Bakanlığından alınan izin çerçevesinde İmralı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna Abdullah Öcalan’ın beyanlarını almak amacıyla gitmiştir.
Bu görüşmede Abdullah Öcalan öncelikle yüzyıllık Türk-Kürt ilişki sistematiğine Sayın Devlet BAHÇELİ’nin sözleri ile büyük katkı sağladığını, kendisinin Cumhuriyet tarihinde ender görülen bir cesaret sergilediğini ve kendisine şükran duyduğunu ifade etmiş, yine bu süreçte gösterdiği cesaret için Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a şükran ve teşekkürlerini beyan etmiştir.
Abdullah Öcalan, sürecin başından beri verdiği tüm sözlerin arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkânlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu ifade etmiştir. Uzun bir şekilde tarihsel arka planı anlatmış ve Ziya GÖKALP’e referans vererek Türk-Kürt kardeşliğinin önemine vurgu yapmıştır. Abdullah Öcalan silahlı yöntemden ayrıldığını, siyasi yöntemi benimsediğini, 27 Şubat 2025 tarihinde yapmış olduğu çağrı çerçevesinde bütün yapıların, PKK’nın tüm bileşenlerinin, örgütsel varlıklarının dağıtılmasının ve silahlarını bırakmasının ilanının toplum tarafından iyi karşılandığını, halkın bu gelişmeyi takip ettiğini, kendisinin Suriye ve Irak’ta da etkili olduğunu ifade etmiştir.
Bu noktada Feti YILDIZ, Abdullah Öcalan’ın mahkûm olduğu davada şehit ailelerinin avukatı olarak kendisinin bulunduğunu hatırlatması üzerine Abdullah Öcalan, ben Devlet beyin el sıkması ile başlayan süreç içinde verdiğim tüm sözlerin arkasındayım demiştir.
Hüseyin YAYMAN’ın, buraya şehit ailelerinin hassasiyeti ile gelindiğini belirtmesi üzerine ise Abdullah Öcalan, her asker kaybının kendisi için trajedi olduğunu, asla sevinmediğini, bu gençlerin böyle ölmemesi gerektiğini söylemiş, Türkiye’de ve bölgede kesinlikle çözüme ulaşmalıyız diye cevaplamış ve TUSAŞ eylemine üzüldüğünü belirtmiştir.
Kendisine Lozan ve 1924 anayasası öncesi döneme ait dilin kullanılması süreci zehirliyor denmiştir. Yine devamla en son Zap Bölgesi boşaltılırken örgüt mensuplarının elinde silah olması kamuoyunda infial yaratmış, bu konuda yapılan çağrıya PKK’nın tam uymadığı görülüyor denilmiş, Suriye’de SDG’nin 10 Mart mutabakatına uymasının elzem olduğu, Suriye konusunda kendisinin yeni bir açıklama yapması gerektiği söylenmiştir.
Bu devletin hepimizin devleti olduğu, silahı bırakın derken PKK’nın tüm bileşenlerini kapsadığı, PKK’nın Irak’tan çektiği güçlerini Suriye’ye gönderdiği yönünde gözlemler olduğu, bu durumun daha önceki açıklamalarla çelişki yarattığının kendisine söylenmesi üzerine Abdullah Öcalan, PKK’nın sadece eldeki silahların değil, zihinsel olarak da silahların bırakılması gerektiğini ifade etmiştir.
Devamında iki halk arasında tarihsel bir kardeşlik bulunduğunu söylemesi üzerine Feti YILDIZ, şehit haberleri geldiği dönemde bile kimsenin gidip bir Kürt komşusunun camını kırmadığını, bu kadar acıya rağmen Türk-Kürt düşmanlığının hiçbir zaman oluşmadığını belirtmiştir. Bunun üzerine Abdullah Öcalan, kendisinin şehit ailelerine saygıyla baktığını, acılarının ne kadar büyük olduğunu bildiğini beyan etmiş, Devlet BAHÇELİ’nin konuşmasında hatırlattığı ben devlete hizmet etmeye hazırım sözünü hatırlatıp buyur demesine karşılık olarak sözlerinin arkasında olduğunu, koşullar el verirse ve iletişim imkânı artırılırsa teorik ve pratik imkânlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu yenilemiştir.
27 Şubat açıklamasına yönelik olarak süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, bu dönemde hiç şehit verilmediğini, çatışma çıkmadığını ifade etmiş, böylelikle büyük bir politik açılımın sağlandığını, bu kapsamda kamuoyunda olan desteğin arttığını, ilerleyen süreçte kamuoyunun aklında olan bazı soru işaretlerinin giderileceğini de düşündüğünü söylemiştir. Tarihsel gerçekliği bilen bir heyet olarak terörsüz Türkiye gerçekleşecekse Türkiye’nin pratik ve somut adımları bekliyor olduğunun söylenmesi üzerine Abdullah Öcalan, pozitif hamleler ve adımlar peşinde olduğunu ifade etmiştir. Somut adımlar konusunda bir direnç bulunduğunu çünkü örgütün merkezini Kandil’den Suriye sahasına taşımasının sorunu çözmediği ifade edilmesi üzerine, kendisinin (Abdullah Öcalan) örgütün lideri olarak her saha için kesin talimat vermesi durumunda yeni bir iklimin oluşacağını ifade etmiştir.
Abdullah Öcalan ayrıca, bu soruyu defaatle sordunuz diyerek, sözlerinin arkasında olduğunu, sürecin başarıya ulaşması için tüm gayretini ortaya koyduğunu, imkânlar ölçüsünde de gayret göstermeye devam edeceğini ifade etmiştir.
27 Şubat çağrısında ayrı devlet olmadığını, federasyon olmadığını, idari özerklik olmadığını, kültüralist çözümler olmadığının hatırlatılması üzerine Abdullah Öcalan “EVET ÖYLE” diyerek onaylamıştır.
Hüseyin YAYMAN tarafından Suriye konusunda sorulan sorulara; SDG’nin 10 Martta anlaşma yaptığı, anlaşmanın 8 madde olduğu, bunları esas İsrail’in hamlelerine karşı çok dikkatli olunması gerektiğini, Suriye için üniter yapı ve yerel demokrasi benimsediğini söylemiş, yerel savunma gücünün olup olmayacağını sorusuna cevap olarak, savunma gücü yok, asayiş kapsamında güçler yani “polis gibi” cevabını vermiştir.
Bu coğrafyada Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk yaşayamayacağını belirterek uzun bir tarihsel anlatımda bulunmuş ve Sultan Sencer’e referansla bu birlikteliğin tarihsel önemine vurgu yapmıştır. Reel sosyalizm düşüncesini 1995’ten beri terk ettiğini, zihinsel dönüşümün sancılı bir süreç olduğunu, normalde PKK’yı 1993’te feshetmesi gerektiğini söylemiş ancak her seferinde bir elin bu girişimini sabote ettiğini ifade etmiştir. Bu sabotaj sürecini darbe mekaniği olarak tanımlamış, 1993’ten günümüze Turgut ÖZAL, Süleyman DEMİREL, Necmettin ERBAKAN ile dolaylı görüşmelerinin nihayete erememesinde de bu darbe mekaniğinin etkisinin olduğunu belirtmiştir.
“Ferhat Abdi Şahin’i tanıyor musunuz, talimatınızı dinler mi?” sorusuna cevap olarak Abdullah Öcalan, kendisine yakın kişilerden biri olduğunu, kendisine bağlı olduğunu söylemiştir. Kendisine, Türkiye için hiçbir zaman gerçekleşmeyecek iddialarda bulunmanın süreci sabote etmek olacağını, buna dikkat etmek gerektiğini belirten ifadelerde bulunulmuştur.
Gülüstan KILIÇ KOÇYİĞİT'in “Sizi çok sağlıklı ve zinde gördüm. Kadın hareketiyle ilgili söyleyeceğiniz hususlar var mıdır?” diye sorması üzerine, Abdullah Öcalan, selamlarını iletmiş ve görüşme tamamlanmıştır.
CHP İzmir Milletvekili Salih Uzun, komisyonda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız'ın 24 Kasım'da İmralı'da terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ı ziyaretlerine ilişkin sorular yöneltti.
Uzun, Numan Kurtulmuş'a şu soruları yöneltti:
- Komisyonumuzun Başkanı hem de Meclisimizin Başkanı olduğunuz hasebiyle bu sorunun cevabını önemsiyorum. 24 Kasım'da yapılan ziyaret yani Adalet ve Kalkınma Partisi, DEM Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi mensubu ama komisyonumuzun üyesi olan üç milletvekilinin İmralı Adası'na yaptığı ziyaret esnasında Türkiye Büyük Millet Meclisi yeminli stenograf yahut herhangi bir tutanak görevlisi görevlendirilmiş midir? Tam tutanak tutulmuş mudur? Değilse Milli İstihbarat Teşkilatı'nın uzmanları mı tutanak tutmuştur? Yahut orada bir ses ses kaydı mı alınmıştır? Görüntülü yahut sesli bir kayıt mı alınmıştır? Görüntülü yahut sesli kayıt alınmış ise onu kim deşifre etmiştir? Yine aynı soru orada geçerli. Yani Milli İstihbarat Teşkilatı'nın personeli mi yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin personeli mi? Bu soru önemsiz ve detay bir soru gibi gelebilir ama bu soru bence çok kritik bir soru.
- Bu sorunun cevabı bu ziyaretin bir parlamenter faaliyet mi yani bu komisyonun ve parlamentonun faaliyeti mi yoksa devletin diğer birimleri tarafından yapılan yahut da diğer siyasi partiler tarafından yapılan faaliyet mi olduğunu gösterecektir.
- Şayet öyle değilse yani parlamento oraya bir görevlendirme yapmamışsa, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına oraya bir stenograf yahut tutanak görevlisi görevlendirilmemiş ise, tutanakları Türkiye Büyük Millet Meclisi tutmamış ise bu aynı Sayın Pervin Buldan'ın ve Sayın Mithat Sancar'ın yaptığı ziyaretten farklı bir ziyaret olarak kabul edilemeyecektir. Hüseyin Yayman Bey'in, Gülistan Kılıç Hanımefendi'nin ve Fethi Yıldız Bey'in yaptığı ziyaret, Mithat Sancar ve Perin Buldan'ın yaptığı ziyaret gibi ancak kabul edilebilir. Bu bir parlamenter faaliyet ise parlamentonun ve komisyonun faaliyeti ise o halde oradaki görüşmenin tam tutanakları mutlak surette bu komisyon üyelerince ve kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Aksi halde bu ziyaret aynı diğer ziyaretler gibi diğer parlamenterlerin yaptığı siyasi parti ziyareti statüsünde, kategorisinde kabul edilmelidir.
Sayfa başına git







