EGE POSTASI - CHP PM Üyesi ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, NEO TV’deki Odak programının konuğu oldu. Bakan, AK Parti İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan’ı kullandığı sert siyasi dil üzerinden eleştirerek, İzmir seçmeninin bu üsluba prim vermediğini söyledi.
“SİYASETİN DİPLOMASİSİNİ ÖNEMSERİM”
Bakan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Şimdi İzmir seçmenini, yani seçmenin profilini tanımak lazım. Bir de her siyasetçinin bir tarzı vardır. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var derler ya, öyle. Şimdi ben mektepli siyaseti alkışlarım, üreten siyasete alkışlarım. Devlet meselelerinde de bir araya gelebilen, gerektiğinde konuşabilen, görüşebilen; iktidarıyla muhalefetiyle siyaseti doğru bulurum. Benim yaklaşımım budur. Siyasetin diplomasisini önemserim. İnsanlar birbirine selam verebilir olmalı. Sayın Genel Başkanımız da böyledir. Bu bir teslimiyet değildir. En şiddetli mücadeleyi yaparız, en sert eleştiriyi, muhalefeti yaparız ama bunu da ölçülü yaparız.
AK PARTİLİ İNAN'A: 'BU ŞAHSIN NOTU SON DERECE DÜŞÜK'
Geçmişten bugüne bakın, İzmir’de bu üslup AKP için ne zaman başarılı olmuş? Yani bu hiçbir zaman başarılı olmadı. Olma ihtimali de yok. Eğitim düzeyi son derece yüksek bir seçmen grubu, bilinç düzeyi yüksek bir seçmen grubu, politize bir seçmen grubu. Ağzınızdan dökülen sözler, hakaretler, küfürler, alçaltıcı ifadeler... Bunlar çıktığında bunu sadece bizler okumuyoruz. Bunu tüm yurttaş görüyor, okuyor ve size bir not veriyor. Dolayısıyla bu söylediğiniz şahsın notu son derece düşük.
“SELEFİNİN YERİNİ DOLDURAMADI”
Yani İzmir siyasetinde, hani halef-selef derseniz, selefinin yerini dolduramadı. Selefi kimdi? Hamza Dağ’dı. Hamza Dağ’ı övmek için söylemiyorum. Hamza Dağ’ı da çok eleştirmişimdir, yine eleştiririm. Ama netice itibarıyla bir siyasetçinin bir ağırlığı vardır. Bu ağırlık makamla oluşmaz. Siyasetçinin ağırlığı, karakteriyle, kişiliğiyle, entelektüel birikimiyle oluşur. Dolayısıyla burada bu anlamda büyük bir eksiklik görüyorum. AKP’de buna benzer bir iki örnek daha var.
"LAF ATAN BAŞI”
Mesela bir tanesi Hakan Çavuşoğlu’dur. Biz onunla birlikte milletvekilliği de yaptık. Bursa milletvekiliydi. Her söze, her konuşmaya laf atan, adeta ‘laf atan başı’ydı.
Meclis Genel Kurulu’nda. Başka yaptığı pek bir şey yoktu. Sürekli laf atardı. Bir kavga oldu mu ayağa kalkar, sıçrar, bağırırdı. Kısa süre bir bakanlık yaptı.
Bir diğeri de şu an Gençlik ve Spor Bakanı olan Osman Aşkın Bak. O da benzer şekilde her söze laf atar, bağırır, çağırır.
Şimdi bunun gibi bir iki örnek var. Mesela Abdülhamit Gül de AKP’de, şu an grup başkan vekili. Ama Abdülhamit Gül ile Hakan Çavuşoğlu’nun ağırlığı aynı değil. Niye? Çünkü Abdülhamit Gül gerektiğinde ‘hayır’ demiş bir adam. Süleyman Soylu ile ikisi de bakanken, biri ‘yıkarsın binayı, hukuk sonra gelir’ demiş; diğeri ise ‘hayır, hukuk önce gelir’ demiş.
“CİDDİYE ALINACAK BİR ŞAHIS DEĞİL”
Biz AKP ile elbette mücadele ediyoruz. Bu iktidarın gitmesi gerektiğine inanıyoruz. Ama doğru siyaset üslubunun da bu ülkede siyasetçileri kalıcı kıldığını görmek lazım. Bu şahsın İzmir siyasetinde de Türkiye siyasetinde de pozitif bir iz bırakması mümkün değil.
Şimdiden AKP’nin temsili noktasında son derece bizim için olumlu bir tablo çiziyor. Çünkü ağzından çıkan her söz ona negatif etki ediyor. Dolayısıyla çok da muhatap almıyorum. Muhatap aldığınızda sözünü çoğaltmış oluyorsunuz. Ciddiye alınacak bir şahıs değil."