
EGEPOSTASI- Cumhuriyet Halk Partisi grubu adına TBMM Genel Kurulu’nda söz alan İzmir Milletvekili Mahir Polat, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasının başında sürecin bugüne gelmesinde emeği bulunan milletvekilleri, genel başkanlar ve devlet bürokrasisine teşekkür eden Polat, Martin Luther King’in “Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik. Ancak bu arada çok basit bir sanatı unuttuk, kardeş olma sanatını” sözünü hatırlattı.
Polat, söz konusu yasaya bakışlarını da “kardeş olarak barış içerisinde yaşamaya başlamanın en temel altyapısını oluşturması” sözleriyle anlattı.
Konunun kendisi açısından özel bir anlam taşıdığını belirten Polat, “Suriye sınırına sıfır bir köyden geliyorum. Babam 70 yaşından sonra Kürtçeyi öğrenmeye çalıştı. Onun da anısını burada paylaşmak isterim” dedi.
22 Ekim 2024’te başlayan süreçle birlikte çatışmaların sona ermesinin ve şehit cenazelerinin yoksul evlere gelmemesinin herkes için önemli bir kazanım olduğunu ifade eden Polat, önlerinde birbirini tamamlayan iki ayrı mesele bulunduğunu söyledi.
İlk meselenin silahların bırakılması, örgütün fiili varlığının sona erdirilmesi ve bunun doğuracağı hukuki sonuçların düzenlenmesi olduğunu belirten Polat, ikinci aşamayı ise şöyle anlattı:
“İkincisi ise terörün sona ermesinin ardından Türkiye’nin toplumsal bütünleşmesini güçlendirecek, hukuk devletini ve demokrasisini ileriye taşıyacak yeni dönemin inşa edilmesidir.”
PKK’nın kendisini feshetmesinden rahatsızlık duyulmasını anlamakta zorlandığını dile getiren Polat, bugünkü yasal düzenlemeyle silahlı dönemin sona erdirilmesine ilişkin hukuki zeminin kurulacağını söyledi.
Türkiye’nin onlarca yıldır çok ağır bedeller ödediğini söyleyen Polat, 8 bin 486 güvenlik görevlisinin şehit olduğunu belirtti.
Bu insanların birer rakam olmadığını vurgulayan Polat, “Bunlar anneydi, babaydı, evlattı, kardeşti. Kısacası koca birer dünyaydı. Biz teröre bu kadar dünyayı heba ettik” dedi.
Bir şehit kızının sözlerini de Genel Kurul kürsüsünden aktaran Polat, “Bundan böyle hiçbir kız çocuğunun babasına benim gibi veda etmesini istemiyorum” ifadesini hatırlatarak, yasanın bu beklentinin önünü açabileceğini söyledi.
8.Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın hayatının son yıllarında sorunun çözümüne yönelik çaba gösterdiğini hatırlatan Polat, meselenin siyaset kurumu tarafından cesaretle ele alınması gerektiğini söyledi.
Polat, “Eğer 90’lı yılların başında bugünkü vizyonla bu sorunlar ele alınmış olsaydı, bu memleket bu denli acıyı çekmemiş olurdu” ifadelerini kullandı.
2013 yılındaki çözüm sürecine de değinen Polat, CHP’nin o dönem de sürecin TBMM çatısı altında yürütülmesini istediğini söyledi.
“Biz, yani ülkeyi kuran Cumhuriyet Halk Partisi, 100 yılı aşan devlet tecrübemiz ve kurumsal hafızamızla çözümün adresinin Meclis, yönteminin ise demokrasi, şeffaflık ve çoğulculuk olması gerektiğini o gün söylüyorduk” diyen Polat, sürecin o tarihte Meclis’te açık ve şeffaf biçimde yürütülmesi halinde geçen 13 yılın kaybedilmeyeceğini savundu.
Siyasette çözüm üretmenin cesaret gerektirdiğini belirten Polat, bugün TBMM’nin sorunun çözümünde doğrudan merkezde olduğunu söyledi.
“Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi dün olduğu gibi kenarda değildir. Sorunun çözümünün tam da odağındadır. Önemli olan da bizler için budur” diyen Polat, yasanın eksik ve fazla yönleri tartışılsa da silahların kalıcı olarak susturulması açısından önemli bir başlangıç olduğunu ifade etti.
Polat, “Memleket yıkılmıyor. Aksine bambaşka, güzel ve müreffeh bir ülke için atılan ilk adımın heyecanı yaşanıyor” dedi.
Türkiye’nin yıllarca sorunun adını koymaktan çekindiğini belirten Polat, “Şark meselesi dedik, terör meselesi dedik, Doğu ve Güneydoğu meselesi dedik, Kürt meselesi demeye bir hayli geç geldik” diye konuştu.
Sorunun hangi isimle anılırsa anılsın herkesten bir şeyler götürdüğünü ifade eden Polat, “Kimimizin canını aldı götürdü, kimimiz yurdunu terk etmek zorunda kaldı ama hepimize biraz acı, gözyaşı ve kan bıraktı” dedi.
Terörle mücadelenin yalnızca insani değil ekonomik açıdan da Türkiye’ye büyük kayıplar yaşattığını söyleyen Polat, terörün Türkiye ekonomisine maliyetinin yaklaşık 2,3 trilyon dolar olarak hesaplandığını belirtti.
Bu rakama genç iş gücü kaybı ile turizm, ticaret, tarım, hayvancılık ve sanayide oluşan kayıpların dahil olmadığını ifade eden Polat, Türkiye’nin 2026 yılı birinci çeyreği itibarıyla toplam brüt borç stokunun 518 milyar dolar olduğunu söyledi.
Polat, “Teröre giden kaynak toplam dış borcumuzun yaklaşık 5 katını almış götürmüş bizden. Eğer Türkiye’de terörizm olmasaydı bizim hiç dış borcumuz olmayacaktı ve bu kadar kaynak hepimizin hayatına dokunacak şekilde kullanılacaktı” dedi.
İletişim Başkanlığı’nın çalışmalarından rakamlar paylaşan Polat, söz konusu ekonomik kayıpla 1150 yeni baraj veya 66 bin 500 yangın söndürme helikopteri alınabileceğini söyledi.
Polat, aynı kaynakla 15 bin tam donanımlı organize sanayi bölgesi ya da 2 bin büyük ölçekli otomotiv tesisi yapılabileceğini, 460 bin okul ve 11 milyon derslik inşa edilebileceğini ifade etti.
“Dünyamız dediğimiz şehitlerimizin ve insanlarımızın kaybının büyük acısının yanında devasa bir ekonomik kaybımız da var” diyen Polat, bu nedenle sorunun çözümüne yönelik atılan adımın son derece önemli olduğunu belirtti.
Kanun teklifinin Kürt meselesini tek başına ortadan kaldıracak bir düzenleme olmadığını vurgulayan Polat, “Daha gidilecek çok yolumuz var. Ama şiddete ve silahlara veda edilmesi yolunda dev bir adımdır” dedi.
Toplumun da sürecin önemini anlaması gerektiğini söyleyen Polat, milletvekillerinin bunu topluma anlatmak gibi bir sorumluluğu bulunduğunu belirtti.
Sürece yönelik “memleket bölünüyor” eleştirilerine de yanıt veren Polat, bu söylemleri popülist bulduğunu ifade etti.
Polat, “Gündelik siyasette karşıya bir şeyler söyleyelim, anketlerde bir şeyler arttıralım anlayışı barışa, demokrasiye ve kardeşliğimize yaptığımız en büyük darbe olur” diye konuştu.
Anadolu’nun tarih boyunca farklı toplulukların bir arada yaşadığı bir coğrafya olduğunu belirten Polat, Türkiye’nin komşu ülkelerden farklı olarak etnik kökene göre ayrışmış bölgelerden oluşmadığını söyledi.
“Et ve tırnak diyoruz ya, biz et ve tırnak gibi olmuşuz birbirimizle” diyen Polat, şair Ahmed Arif’in “Tavuklarımız bile birbirine karışmış” sözünü hatırlattı.
Polat, “Bu tehlikeli coğrafyada biz birlikte, barış içinde yaşamaya ve üretmeye mecburuz” ifadelerini kullandı.
Silahların ortadan kalkmasının ardından toplumsal bütünleşmeyi ve gönüllü ortak yaşamı güçlendirecek düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Polat, milli birlik ve kardeşlik sürecinin yalnızca Türkiye’de değil bölgede de barış üretme potansiyeli bulunduğunu savundu.
İran’da yaşanan gelişmelere de değinen Polat, silahlı Kürt gruplar üzerinden İran’a yönelik bir kara harekâtının başlatılmamasını Türkiye’deki süreçle ilişkilendirdi.
Türkiye’nin demokrasisi, kalkınması ve güçlendirilmiş kardeşliğiyle bölgede büyük bir çekim merkezi haline gelebileceğini ifade eden Polat, bunu Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirdi.
CHP’nin şehit ve gaziler konusundaki tutumunu da vurgulayan Polat, “Hayatını yurt savunmasında, terörizmle mücadele ederken kaybeden aziz şehitlerimiz ve gazilerimizin mukaddes hatırası milletimize emanettir. Onların aileleri, çolukları, çocukları bu milletin ve Meclis’in koruması ve teminatı altında olmalıdır” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin süreci Cumhuriyet’in demokrasiyle taçlandırılmasının bir parçası olarak gördüğünü söyleyen Polat, partisinin yaklaşımını şu sözlerle açıkladı:
“Silahın siyaset dışına çıkartılmasına evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi merkezli çözüme evet, hukuk devletine evet, eşit yurttaşlığa evet, demokratik siyasetin güçlenmesine evet, üniter yapının korunmasına evet.”
Polat, konuşmasını bölgesel barış vurgusuyla sürdürerek, “Barış savaştan her zaman iyidir” dedi.
Sayfa başına git







