
Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü ve DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, NEO TV’de Kutluhan Nesil’in sunduğu “Uyandırma Servisi” programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
CHP’ye yönelik “mutlak butlan” tartışmalarından yeni anayasa gündemine, çözüm sürecinden erken seçim iddialarına kadar birçok başlıkta açıklamalarda bulunan Beştaş, yaşananların hukuki olmaktan çok siyasi bir tabloya işaret ettiğini söyledi.
Mutlak butlan kararının verildiği tarihten bu yana Türkiye’nin temel gündemlerinden biri haline geldiğini belirten Beştaş, konunun uzun süredir bilinçli şekilde tartıştırıldığını ve farklı biçimlerde yorumlandığını söyledi.
Beştaş, bu tartışmanın Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik 19 Mart ve sonrasında gerçekleşen operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar ve haksız müdahalelerin bir parçası olduğunu ifade ederek, “Bu karar bir siyasi karar olarak önümüzde duruyor” dedi.
Kararın çok boyutlu tartışılması gerektiğini kaydeden Beştaş, “Birincisi, mahkemenin böyle bir karar verme yetkisi var mı? Asliye ya da istinaf mahkemesinin böyle bir yetkisi bulunuyor mu? Diğeri ise mutlak butlan gibi Türkiye siyasi tarihinde neredeyse ilk defa bu kadar vahim şekilde bir partinin yönetim organının görevden alınması sonucunu doğurmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı zamanda hukukçu kimliğiyle de görüşünü ifade ettiğini belirten Beştaş, siyasi partilerin Anayasa’da demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlandığını vurguladı. Beştaş, partilerin seçime girmesi, kongreleri, kurultayları ve buna ilişkin bütün işlemler konusunda yetkili organın Yüksek Seçim Kurulu olduğunu söyledi.
Beştaş, YSK kararlarının kesin olduğuna dikkat çekerek, “Yüksek Seçim Kurulu’nun daha önce 38. Kurultay’dan sonra yapılan kurultaylara dair herhangi bir olumsuz görüşü ya da kararı söz konusu değil. Hepsinde Özgür Özel ve yönetimine mazbatalar verilmiş, seçilmiş yönetime mazbatası teslim edilmiş ve bu yönetim CHP’nin yönetimi olarak büyük bir seçim süreci geçirmiştir. Yerel seçimler de bu yönetim döneminde yapılmıştır” dedi.
CHP yönetiminin birçok siyasi ve idari işleme imza attığını, partiyi yönettiğini belirten Beştaş, bir anda mutlak butlan kararının gündeme geldiğini ifade etti.
Beştaş, “Mutlak butlan kararının hukuken verilmesinin hiçbir olanağı yoktur. Eğer bir mutlak butlan kararıyla karşı karşıya kalırsak, bu yönetimin yaptığı işlemler ne olacak? Daha önceki tasarrufları ne olacak? Bütün bunların sorgulanması gerekiyor” dedi.
Kararın hukuki bir zemine oturmadığını savunan Beştaş, “Burada adeta bir sipariş karardan söz etmek mümkün. Mevcut yönetimin yerine Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve eski yönetimin göreve getirilmesi, YSK’nın bu konudaki tutumu ve müdahalesiyle birleşince bunun kesinlikle hukuki bir zemine oturmadığını, hukuktan uzak olduğunu ifade etmek istiyorum” diye konuştu.
Türkiye’nin büyük bir partisinin ve ana muhalefet partisinin bu şekilde mahkeme eliyle tartışmaların odağına alınmasının talihsiz olduğunu belirten Beştaş, CHP içinde geçmişte çekişmeler, sıkıntılar ve sorunlar yaşanmış olabileceğini ancak bunun yargı eliyle gündeme gelmesinin vahim bir tablo yarattığını söyledi.
Dosyanın Yargıtay aşamasında olduğunu hatırlatan Beştaş, CHP’de kurultay çağrılarının yapıldığını, 27 meclis üyesinin istifa ettiğini ve programa katılmadan önce Silivri Belediyesi’ne yönelik bir operasyon haberini gördüğünü belirtti. Beştaş, operasyonda 18 kişinin gözaltına alındığını ifade ederek, “Bu kıskaç devam ediyor ve devam ettirilecek gibi görünüyor” dedi.
DEM Parti ve Halkların Demokratik Kongresi olarak, CHP’de bir kurultay yapılması ve delege iradesinin sandığa yansıması gerektiğini ilk günden bu yana dile getirdiklerini kaydeden Beştaş, “Bir siyasi partideki bu tabloyu çözecek olan yine aynı partinin üyeleri ve mensuplarıdır” diye konuştu.
Yargıtay aşamasının uzun sürmemesini dilediklerini ifade eden Beştaş, Türkiye’de uzun yıllardır yargının adil, tarafsız ve bağımsız olmadığına ilişkin sayısız örnek bulunduğunu söyledi.
Beştaş, “Bu konuda en çok mağduriyet yaşayan ve bedel ödeyen bir partinin milletvekili olarak buna tanıklık etmiş bir yerden konuşuyorum. 4 Kasım 2016’da gözaltına alınan ve sonradan tutuklanan sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş hâlâ cezaevinde ve tutuklulukları devam ediyor” dedi.
Farklı bir partide farklı yöntem ve içerikle de olsa yargının siyasi süreçlere müdahale ettiğini dile getiren Beştaş, mevcut tabloda belirsizlik olduğunu ancak sonuçta siyasi bir durumla karşı karşıya bulunulduğunu ifade etti. Beştaş, “Bu konuda yine siyasi iradeler karar verecek. Mahkemelerin de bu konuda bağımsız bir şekilde karar vermesini diliyorum, umuyorum ve öneriyorum. Ancak tablo çok da bunu göstermiyor” değerlendirmesinde bulundu.
Anayasa değişikliği tartışmalarının uzun yıllardır gündemde olduğunu belirten Beştaş, ittifaklar ve farklı siyasi yorumlarla bugüne gelindiğini söyledi. Bu konuda kesin bir kanaat belirtmektense mevcut tabloya bakılması gerektiğini ifade eden Beştaş, Kılıçdaroğlu yönetiminin açıklama ve tutumlarının da sorgulanması gerektiğini dile getirdi.
Beştaş, “Bu tablonun kime güç kattığını, kime güç kaybettirdiğini yorumlarsak, bu sorunun yanıtı da aslında ortaya çıkmış olur” dedi.
AK Parti kanadından uzun yıllardır anayasa değişikliğiyle ilgili açıklamalar yapıldığını ancak somut bir taslak ortaya konulmadığını belirten Beştaş, “Ete kemiğe bürünmedi, bir taslak gelmedi. En son geçen hafta AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı bir açıklama yaptı. Bu hafta da Meclis Başkanı bir açıklama yaptı. Gelecek yıl anayasa gündeme girmişti” ifadelerini kullandı.
Beştaş, farklı partilerden AK Parti’ye katılımlar olduğunu, İYİ Parti’den, CHP’den ve diğer partilerden milletvekillerinin katılımları için törenler düzenlendiğini belirterek, “Bunları bütünlüklü şekilde yorumlamak ve bunun kime fayda sağladığını, iktidara nasıl bir güç kattığını görmek gerekir. Bunu inkâr edemeyiz” dedi.
“Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan Beştaş, sözlerine tanımlama meselesinden başlamak istediğini söyledi. DEM Parti olarak bu süreci hiçbir zaman “Terörsüz Türkiye” şeklinde tanımlamadıklarını vurgulayan Beştaş, “Bu süreç bir barış ve demokratik toplum sürecidir. Demokratikleşme süreci de denilebilir, barış süreci de denilebilir. Ancak ‘Terörsüz Türkiye’ kavramıyla servis edilmesi ve kamuoyuna bu şekilde kabul ettirilmeye çalışılması, güvenlikçi anlayışın bir sonucudur” dedi.
Türkiye’nin en önemli sorunlarının başında barış, hak, özgürlük ve adalet meselesinin geldiğini söyleyen Beştaş, bir buçuk yılı aşkın süredir negatif barış ortamının yaşandığını ifade etti. Beştaş, “Memnuniyetle ifade edebilirim ki insanlar ölmüyor, ağıtlar duymuyoruz, can kayıpları yok. Bu konuda pozitif bir iklim var. Ancak bu tek başına barışı inşa etmeye yetmez” diye konuştu.
Barışın pozitif aşamaya taşınması gerektiğini belirten Beştaş, insanların güven duyması için somut adımların atılmasının zorunlu olduğunu söyledi.
İçinde bulunulan aşamada bir çerçeve yasa tartışması olduğunu belirten Beştaş, silah bırakan militanların ülkeye dönüşleri, toplumsal, sosyal ve siyasal hayata katılımları önünde hâlâ ciddi yasal engeller bulunduğunu söyledi.
Beştaş, “Demokratik siyaset yaptığı için cezaevlerinde binlerce siyasi tutuklu ve hükümlü var. Hâlâ gazeteciler gözaltına alınıyor. Hâlâ demokratikleşme yönünde değil, başka uygulamalara tanıklık ediyoruz” dedi.
Meclis komisyonunun bir üyesi olarak, komisyonda yapılan tartışmalarda barış ve demokrasinin birbirinden ayrılamayacağını sürekli ifade ettiklerini belirten Beştaş, sonuç raporunda da bunun net şekilde yer aldığını söyledi. Beştaş, “Atılması gereken adımların ve siyasi iradenin ortaya konulması gerektiğini ifade ettik. Bu da yazılı hale dönüştü” diye konuştu.
Sürecin iki başlık altında değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Beştaş, bunlardan birinin yasa gerektiren adımlar, diğerinin ise yasa gerektirmeden atılması gereken adımlar olduğunu kaydetti.
Beştaş, yasa gerektiren adımlar konusunda tartışmaların hızlandığını, heyetlerin görüşmeler yaptığını ve aylardır bir an önce yasanın çıkarılması gerektiğini dile getirdiklerini söyledi.
“Temmuz’a girmeden bu yasayı ortak iradeyle, Meclis’teki diğer partilerin, komisyon üyesi partilerin onayı ve iradesiyle çıkarmamızın önünde hiçbir engel yok” diyen Beştaş, komisyon raporunun altında İYİ Parti dışındaki bütün partilerin imzası olduğunu belirtti. Beştaş, “Bu konuda kaybedecek zaman yok. Bir an önce bunu yapmalıyız” dedi.
CHP içinde yaşanan tartışmaların süreci olumsuz etkilediğini belirten Beştaş, barış sürecinin devam etmesi gerektiğini ve bu sürecin Türkiye’de 86 milyon yurttaşı ilgilendirdiğini söyledi.
Beştaş, ekonomik, toplumsal ve siyasi açıdan bir barış ikliminin yaygınlaşması gerektiğini vurgulayarak, insanların eşit ve kardeşçe bir ilişki içinde yaşamasını hedefleyen bir yaklaşımın esas alınması gerektiğini ifade etti.
HDK ve DEM Parti olarak barışın toplumsallaşması ve bu konuda rızanın üretilmesi için geniş halk buluşmaları yürüttüklerini belirten Beştaş, “Biz bunları yaparken iktidar, antidemokratik uygulamalar ve müdahalelerle sürece yönelik var olan güvensizliği derinleştiriyor” dedi.
Ana muhalefet partisine ve belediyelerine yönelik operasyonların sürece yaklaşımı etkilediğini söyleyen Beştaş, “Etkilemiyor diyemeyiz. Belediyelerde ve seçimlerde birinci olan partinin genel merkezine fişeklerle, plastik mermilerle, gazla, TOMA’yla girilmesi başlı başına büyük bir garabettir. Bu, süreci etkileyen unsurların başında geliyor” ifadelerini kullandı.
Atılması gereken siyasi adımlara da dikkat çeken Beştaş, AİHM ve AYM kararlarının neden uygulanmadığını sordu. Beştaş, “Sevgili Demirtaş, Yüksekdağ, Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman’ın bir saat bile cezaevinde tutulmaması gerekiyor. Çünkü ortada mahkeme kararları var ve bu kararlar uygulanmayı bekliyor” dedi.
Sürecin devam ettiğini ve masanın durduğunu belirten Beştaş, görüşmelerin sürdüğünü ancak sürecin yeterli hızda ilerlemediğini söyledi. Beştaş, “Bunu hızlandırmamız gerekiyor. Bu sadece iyi niyet ve destekle değil, gerçekten somut adımlarla daha fazla yaşam bulması gereken bir aşamadır” dedi.
Beştaş, bütün Türkiye yurttaşlarının barış ve demokrasi talebine sahip çıkmasının, sürecin olumlu sonuçlanması açısından hayati önemde olduğunu vurguladı.
Selahattin Demirtaş ve Abdullah Öcalan’a ilişkin tartışmalara da değinen Beştaş, bu tartışmalarda bazı noktaların ıskalandığını söyledi.
Önceki dönem eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın haksız ve hukuksuz şekilde cezaevinde tutulduğunu belirten Beştaş, her iki ismin de demokratik siyaset alanının aktörleri olduğunu ifade etti.
Beştaş, Abdullah Öcalan’ın ise çatışmalı sürecin çözümünde, barışa ve demokratikleşmeye evrilmesinde temel siyasi aktör olduğunu söyledi. “Dünyada çatışma süreçlerine çalışan, okuyan ve ilgi duyan herkes bilir ki savaşanlar barışır. Çatışma yaşayanlar arasında barış olur” diyen Beştaş, Öcalan’ın örgütüne silah bırakma çağrısı yapabilecek konumda olduğunu belirtti.
Öcalan’ın barış ve demokrasi yönünde temel siyasi aktör olarak rolünü oynadığını ifade eden Beştaş, Demirtaş ile Öcalan arasında iddia edildiği gibi bir çelişki ya da çatışma olmadığını söyledi.
Beştaş, Demirtaş’ın 27 Şubat çağrısına ilk destek verenlerden biri olduğunu, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğunu ve Öcalan’ın bu konudaki açıklamalarını desteklediğini kamuoyuna açıkladığını belirtti.
Devlet Bahçeli’nin “koordinatörlük” ya da “başmüzakerecilik” rolüne ilişkin tartışmaların da gündeme geldiğini hatırlatan Beştaş, sürecin devam etmesi, olgunlaşması ve umut hakkının tanınması için atılması gereken adımlar olduğunu söyledi.
Beştaş, “Öcalan açısından atılması gereken adımlar vardır. Ancak diğer yandan Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere, kesinlikle hiç tutuklanmamaları gereken isimlerin absürt iddialarla 10 yıldır cezaevinde tutulmalarının hiçbir izahı ve kabulü söz konusu olmamalıdır” dedi.
Parti içinde bir ikilik ya da çelişki varmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışıldığını söyleyen Beştaş, Demirtaş ile sürekli temas ve iletişim bulunduğunu ifade etti.
Demirtaş’ın HDP’li ve şimdi DEM Partili olduğu için cezaevinde olduğunu belirten Beştaş, “Bu çelişki var diyenlerin bir kısmını, uzun yıllar Sincan Cezaevi’nde yapılan yargılamalarda görmedik. Ben de o davaları takip edenlerden biriydim, sıklıkla gidiyorduk. Bugün eleştiri yapanları Demirtaş’ın duruşmalarında ya da yanında pozitif bir yerde görmedik” dedi.
Bu nedenle bir ayrıştırma çabası bulunduğunu gönül rahatlığıyla ifade edebileceğini söyleyen Beştaş, böyle bir çelişkinin olmadığını vurguladı.
Beştaş, “Hepimiz aynı amaç etrafında, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barışına kavuşması için mücadele ediyoruz. Herkesin eşit ve özgür şekilde bu topraklarda Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Alevi’siyle, Sünni’siyle bir arada yaşaması için mücadele eden bir geleneğiz” dedi.
Kürt meselesinin bugünün meselesi olmadığını belirten Beştaş, Türkiye nüfusunun önemli bir bölümünün Kürt halkından oluştuğunu ifade etti. Kürtlerin diliyle, kültürüyle ve kimliğiyle büyük bedeller ödediğini dile getiren Beştaş, bu meselenin çözümünde demokratik entegrasyon, birlikte yaşam ve demokratik seçenek dışında bir yol olmadığını söyledi.
Beştaş, sürecin başarıya ulaşması için herkese büyük görev ve sorumluluk düştüğünü kaydetti.
Sürecin yeniden akamete uğrama ihtimalinin tamamen yok sayılamayacağını belirten Beştaş, 2013-2014 yılları arasında yaşanan acı deneyimlere ve 4 Kasım 2016 sürecine dikkat çekti.
Daha önce de benzer süreçlerin yaşandığını ve bunların maalesef akamete uğradığını ifade eden Beştaş, bu dönemin aynı sonuca ulaşmaması için sürecin büyük bir titizlikle yürütüldüğünü söyledi.
Beştaş, İmralı’da heyetin yaptığı görüşmelerden partinin, HDK’nin ve diğer kurumların katılımına kadar çok büyük oranda sürecin başarıya ulaşması için çaba gösterildiğini belirtti.
Bu sürecin önceki dönemlerden farklı olduğunu ifade eden Beştaş, daha önce MHP ve CHP’nin sürecin karşısında yer aldığını ancak bu dönem Özgür Özel yönetimindeki CHP’nin ve MHP yönetiminin sürece destek verdiğini söyledi.
Beştaş, “İlk defa Türkiye tarihinde Meclis iradesinin yüzde 99’u o masada temsil edildi. Bu nedenle başarıya ulaşması gerekiyor. Tüm çabamız, mücadelemiz, direncimiz ve çalışmamız bu yönde” dedi.
Ancak Türkiye’de her şeyin olabileceğini belirten Beştaş, “Bizlere, Türkiye yurttaşlarına ve siyaset kurumuna düşen, bu sürecin tekrar başarısızlıkla ya da çözümsüzlükle sonuçlanmaması için var olan gücümüzle yüklenmektir” ifadelerini kullandı.
Erken seçim tartışmalarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Beştaş, bu yıl için bir seçim ihtimali görmediğini söyledi.
CHP’ye yönelik mutlak butlan tartışmalarından sonra baskın seçim iddialarının yoğun şekilde gündeme geldiğini belirten Beştaş, “Bu iktidarın kendi iktidarını sürdürmek için yaptığı bir hamle olarak tartışılıyor. Ancak ben iktidarın şu anda bir seçime ihtiyacı olmadığı kanaatindeyim” dedi.
2027 sonbaharında bir seçim olma ihtimalinin daha sık konuşulduğunu ifade eden Beştaş, Türkiye’nin içinde bulunduğu tablo, Orta Doğu’da İran, İsrail ve ABD arasında yaşanan süreçler ve diğer parametreler nedeniyle bu yıl seçim olasılığını kişisel kanaati olarak değerlendirmediğini söyledi.
Beştaş, seçim tartışmalarının devam edeceğini belirterek, “Burada önemli olan, bu süreçte var olan tabloyu değiştirecek ve dönüştürecek siyasi mücadelenin, muhalefetin güçlenmesi ve ortaklaşmasıdır” dedi.
İktidarın muhalefeti bölmek ve ayırmak için yoğun mesai harcadığını savunan Beştaş, farklı siyasi partilerdeki belediye başkanları, milletvekilleri ve başka görevlerdeki isimlerin transfer edildiğini söyledi.
Beştaş, “Seçim tartışmaları Türkiye’de hiç bitmez. Son güne kadar da devam eder. Bu tartışmaların içinde seçime doğru gidiyoruz” diye konuştu.
DEM Parti’nin Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin bir tartışması ya da gündemi olmadığını belirten Beştaş, bugüne kadar böyle bir değerlendirme yapılmadığını söyledi.
Merkez Yürütme Kurulu’nda olmadığını, HDK Eş Sözcüsü olarak görev yaptığını hatırlatan Beştaş, “Böyle bir tartışma ve değerlendirme olsaydı duyacağımı tahmin ediyorum” dedi.
Beştaş, DEM Parti’nin şu anda bütün gücüyle Türkiye’nin barışını aradığı bir dönemde barış ve demokrasiyi inşa etmeye yoğunlaştığını belirterek, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı şu an itibarıyla gündemimizde değil. Zaman yaklaştıkça bizim de gündemimize gelecektir” ifadelerini kullandı.
Yasa yapma tekniğinin bugüne kadar sorunlu şekilde sürdüğünü belirten Beştaş, taslakların Meclis’e sunulmadan önce servis edildiğini ve kamuoyunun nabzının ölçüldüğünü ifade etti.
Beştaş, özellikle nafaka tartışmalarına dikkat çekerek, kadınların ekonomik güvencesizlik içinde yaşadığı bir dönemde düşük miktarlarda aldıkları nafakanın hedef haline getirildiğini söyledi. Süresiz nafakanın kaldırılması tartışmalarının gündeme geldiğini belirten Beştaş, kadınların yaşam hakkının ciddi risk altında olduğunu vurguladı.
“Türkiye’de her gün kadınlar katlediliyor, şiddet çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda” diyen Beştaş, cezasızlık politikalarının bu tabloyu derinleştirdiğini ifade etti.
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin kadınlar açısından büyük bir tepki sebebi olduğunu belirten Beştaş, LGBTİ+’ların varoluşuna yönelik saldırılar ve nefret söyleminin de arttığını söyledi.
Beştaş, “Biz insan onurunu esas alan, temel hak ve özgürlüklerin herkes için olduğu inancıyla buna karşı çıkıyoruz” dedi.
Pakette çocuklara ilişkin düzenlemeler ve IBAN düzenlemeleri gibi başka başlıkların da bulunduğunu söyleyen Beştaş, “Neticede buna bir reform diyemeyiz, ileriye atılan bir adım diyemeyiz” değerlendirmesinde bulundu.
Sayfa başına git







