
EGEPOSTASI - İzmir siyasetindeki gelişmeler ve Türkiye gündemini sarsan fon krizi tartışılmaya devam ederken YENİ Parti İzmir Milletvekili Murat Bakan, NEO Haber'de ekranlarında önemli açıklamalarda bulundu.
Neo Politik programında Figen Avcıoğlu'nun konuğu olan Bakan, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılmasını, bu kararın seçmen iradesine etkilerini, yerel yönetim anlayışları arasındaki farklılıkları ve önümüzdeki süreçte İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi'nde nasıl bir tutum sergileyeceklerini değerlendirdi.
Tugay'ın parti değişikliğinin siyasi gerekçelerini ikna edici bulmadığını söyleyen Bakan, geçmişte aynı partide bulunmalarına rağmen aralarında fikir ayrılıkları yaşandığını da anlattı. Buca Cezaevi arazisi, Çeşme Turizm Projesi, Körfez Geçiş Projesi ve Meslek Fabrikası üzerinden Tugay'ın siyasi tutumunu eleştirdi.
YENİ Parti'nin kuruluş sürecine de değinen Bakan, CHP'de yaşanan değişim sürecinin ardından ortaya çıkan siyasi tabloyu değerlendirdi.
Programın diğer önemli başlığı ise fon krizi oldu. Bakan, fon işlemleriyle ilgili SPK, Borsa İstanbul, BDDK ve MASAK'ın çalışmalarının Meclis tarafından denetlenmesi gerektiğini belirtirken ekonomi yönetimine de sorular yöneltti.
Bakan, programın son bölümünde Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçmesinin ardından görevinden ayrılan Levent Üzümcü'nün tutumunu değerlendirirken Zafer Levent Yıldır'a yönelik dikkat çeken eleştirilerde bulundu.
Figen Avcıoğlu'nun Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişinin İzmir seçmeninin iradesini değiştirip değiştirmeyeceğine ilişkin sorusunu yanıtlayan Bakan, yerel seçimlerde yalnızca adayların değil, siyasi partilerin temsil ettiği değerlerin ve yönetim anlayışlarının da belirleyici olduğunu söyledi.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"Şimdi siz bir siyasi partiyi tercih ederken, oyunuzu verirken orada kimin adayı olduğu elbette önemli. Yani parti adına kimin aday olduğu da önemli ama daha önemlisi savunduğunuz değerler. O değerlere oy veriyorsunuz. Yani bir yerel yönetim anlayışına oy veriyorsunuz.
Siz oyunuzu AK Parti'ye verdiğinizde bir yerel yönetim anlayışına oy veriyorsunuz ya da vermiyorsunuz. AK Parti'nin yerel yönetim anlayışı nedir? AK Parti'nin yerel yönetim anlayışı, kentin gelişmişliğini AVM'lerden, rezidanslardan, büyük gökdelenlerden ibaret sanan, tarihi birkaç parça testi olarak gören bir anlayış.
Çünkü Sayın Erdoğan'ın böyle bir açıklaması var. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'yken, 'Biz insana önem veriyoruz, birkaç parça testinin ne önemi var?' minvalinde bir söz söylemişti."
Kendi siyasi anlayışlarının kentin doğal ve tarihî değerlerini korumayı esas aldığını belirten Bakan, Çeşme Turizm Projesi ve Körfez Geçiş Projesi üzerinden örnekler verdi.
"Bizim yerel yönetim anlayışımızda tarihe, kentin doğasına, toprağına, suyuna değer veren ve kentin gelişmişliğini sürdürülebilir gelişmişlik olarak değerlendiren bir anlayış var.
Yani biz Çeşme Turizm Projesi yapılırken bu projeden Katarlılara ne kadar arsa satarız diye bakmıyoruz. Bu proje florayı, faunayı, yani oranın bitki örtüsünü, hayvan popülasyonunu korur mu, oradaki habitatı, doğayı korur mu, denizi korur mu, buna bakıyoruz.
Ya da Körfez Geçiş Projesi, Körfez'deki su sirkülasyonunu kalıcı olarak önler ve oradaki biyolojik çeşitliliği azaltır mı, büyük bir sıkıntıya sokar mı diye bakıyoruz. Kent rantının nasıl halkın yararına kullanılacağını değerlendiriyoruz.
Dolayısıyla burada Cemil Tugay'a oy verirken insanlar aslında o dönem için, bugün YENİ Parti'nin, geçmişte Cumhuriyet Halk Partisi'nin kentle ilgili savunduğu değerlere oy verdiler."
İzmir'deki geçmiş yerel seçimleri hatırlatan Bakan, AK Parti'nin güçlü isimleri aday göstermesine rağmen Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanamadığını söyledi.
İzmir seçmeninin siyasi tercihini yalnızca hizmet ve yatırım vaatlerine göre belirlemediğini ifade eden Bakan, şöyle devam etti:
"Eğer tam tersini düşünselerdi, yani bu kent büyük AVM'lerle, gökdelenlerle gelişir diye düşünmüş olsalardı ya da İstanbul'daki rantın Yarımada'ya akıp Urla'yı, Çeşme'yi geri dönülmez şekilde dönüştürmesini istemiş olsalardı Hamza Dağ'a oy verirlerdi.
Burada daha önce Binali Yıldırım gibi, AK Parti'nin en güçlü olduğu dönemde, yüzde 50 oy aldığı dönemde en kudretli bakanını aday gösterdi Aziz Kocaoğlu'nun karşısında.
'Yollar yapacağım, otoyollar yapacağım, köprüler yapacağım, her şeyi yapacağım' dedi ama İzmir ona oy vermedi, Aziz Kocaoğlu'na oy verdi.
Arkasından Nihat Zeybekci'yi aday gösterdi. Nihat Zeybekci'nin karşısında Tunç Soyer vardı. Oyunu Tunç Soyer'e verdi. Zeybekci de güçlü bir bakandı, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmıştı.
Son seçimde Hamza Dağ medya ve tanıtımdan sorumluydu. İzmir'in tanınmış, kıdemli milletvekillerinden biriydi. Ona oy vermedi.
Burada yapılan tercih, ilkelere ve değerlere yönelik bir tercih."
İzmir'in siyasi geçmişine değinen Bakan, kentte geçmiş yıllarda sağ partilerin de önemli seçim başarıları elde ettiğini ancak AK Parti'nin aynı başarıyı Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde gösteremediğini savundu.
Bakan, şunları söyledi:
"CHP değil mi mevzu? Cumhuriyetin ilke ve değerlerine sahip çıkmak ya da çıkmamak.
Bakın 1950 seçimlerinden bu yana İzmir'de sağ iktidarlar seçim almıştır. Demokrat Parti, Adalet Partisi, daha sonra Anavatan, Doğru Yol burada güçlü seçim sonuçları almıştır.
Burada seçim kazanamayan tek parti AK Parti'dir. Çünkü Cumhuriyet'le kavgalılar.
Burada İzmir'deki seçmen için sol seçmen diyemezsiniz. İzmir'deki seçmen için cumhuriyetçi, demokrat seçmen dersiniz.
Dolayısıyla siz gittiniz Mustafa Kemal Atatürk'ün sözünü Erdoğan'a atfettiniz. 'Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir' diye. Bunu dediniz diye kimse size oy vermeyecek."
Cemil Tugay'ın daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti hakkında kullandığı ifadeleri hatırlatan Bakan, kısa süre içerisinde gerçekleşen siyasi değişimin inandırıcı olmadığını ileri sürdü.
Tugay'ın parti değiştirmesinin arkasında farklı gerekçeler bulunabileceğini iddia eden Bakan, şunları kaydetti:
"Dört ay önce 'tek adam' dediğiniz kişiyi bir anda 'büyük liderimiz' diye tanımladığınızda sizdeki değişim seçmene yansımaz. Çünkü insanlar bir günde, bir ayda, dört ayda değişmezler.
Bizim kimliğimizi, kişiliğimizi, değerlerimizi oluşturan şey yıllar içinde olur. Yani yıllar içinde sizin ideolojiniz, gençliğinizden, ergenlikten başlayarak yetişkin bir insan oluncaya kadar değerleriniz oturur.
Siz 50 yaşında, 60 yaşında bir insanın bir günde siyasi ideolojisini, Cumhuriyet'e bakışını, değerlerini değiştirebilmesini mümkün görüyorsanız bunun psikolojide bir adı vardır ama bu normal bir şey değildir.
Bunun arkasında mutlaka bir gerekçe var. Bu gerekçe korku olabilir. 'Benim bir dosyam gelir, ben bundan dolayı bir yargı baskısıyla karşı karşıya kalabilirim' düşüncesi olabilir.
Yoksa 'Ben Erdoğan'a gittim, çok etkilendim, çok beğendim ve AK Parti'ye geçmeye karar verdim' demek bizim aklımızla alay etmek.
Böyle bir şey mümkün değil. Yani siz Erdoğan'la görüşerek siyasi düşüncenizi, 50 yılda inşa ettiğiniz siyasi düşüncenizi değiştiremezsiniz.
Yüz yüze gelmek mi gerekiyor birtakım ilkelere ve değerlere inanmak için?
Dolayısıyla burada Cemil Tugay'ın söyledikleri ikna edici değil."
YENİ Parti'nin siyasi yaklaşımını da anlatan Bakan, farklı dünya görüşlerinden insanlarla demokrasi, hukuk devleti ve temel özgürlükler çerçevesinde bir araya gelebileceklerini söyledi.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"İzmir seçmeni daha büyük bir çoğunlukla önümüzdeki seçimde bize oy verecek. Yani bizim savunduğumuz değerlere oy verecek.
Biz esas itibarıyla merkez sol bir partiyiz, evet. Ama Türkiye'de tüm demokratları kucaklamaya çalışan, insanlığın üzerine inşa edildiği ortak değerleri savunan, düşünce özgürlüğünü, temel hak ve özgürlükleri, hukuk devletini, yargının bağımsızlığını savunan ve bunları savunan herkesle bir araya gelebilecek bir partiyiz.
Muhafazakâr mı? Hiç önemli değil. Liberal mi? Önemli değil. Milliyetçi mi? Önemli değil. Türk mü, Kürt mü, Alevi mi, Sünni mi? Önemli değil.
Önemli olan bu ülkenin geleceğiyle ilgili bizimle ortak değerleri paylaşması.
Bizim öncelikli sorunumuz Türkiye'de demokrasidir, yargının bağımsızlığıdır, hukuk devletidir. Bunları halledecek insanlarla biz bir arada hareket edeceğiz."
Aydın Büyükşehir Belediyesi'ndeki parti değişikliğini örnek gösteren Bakan, AK Parti'nin oylarında düşüş olduğunu öne sürdü.
Bakan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Bu noktada Aydın çok önemli bir örnektir. Aydın Büyükşehir'de AK Parti'nin oyu 12 puan düştü. Yani 36'lardan 24'lere düşmüş olması lazım.
Siz birisini transfer ederek onunla beraber seçmeni transfer edemiyorsunuz. Böyle bir şey yok.
Seçmen diyor ki 'Sen benim oyumu cebine koyup gidemezsin. Ben oyumu sana istediğin yere götür diye vermedim. Ben senin savunduğun değerler ve verdiğin sözler için bu oyu verdim.'
İki, ona oy vermemiş seçmen de diyor ki 'Kardeşim ben sana oy vermemiştim. Benim savunduğum değerleri sen savunmuyordun.' Dolayısıyla o da böyle bir geçişe sıcak bakmıyor.
Bugün tutuklanan arkadaşlarımız, gözaltına alınan, tutuklanan, görevden alınan ve görevden alındığı için yerine meclisten, AK Parti'nin transferleriyle ya da tutuklayıp gözaltına almalarıyla meclis üyelerinin dengesi değiştirilerek Ataşehir gibi, Adalar gibi yerlerde seçtirilen belediye başkanları göreceksiniz inanılmaz düşük oy alacaklar.
Çünkü seçmen tercihleri bu transferlerle beraber değişmiyor, değişmedi.
Ekrem İmamoğlu cezaevinde olduğu için İstanbul'un tercihleri değişmiyor. Ekrem Bey yarın cezaevinden çıksın, son seçimde aldığı oyun üzerine bir milyon daha koyun. Bu böyle."
Cemil Tugay ile geçmişte iyi ilişkiler içerisinde olmadıklarını belirten Bakan, aynı partide görev yaptıkları dönemde de kamuoyu önünde görüş ayrılıkları yaşadıklarını anlattı.
Buca Cezaevi arazisi konusunda Tugay'ın kendisine karşı çıktığını hatırlatan Bakan, şu açıklamalarda bulundu:
"Burada büyük bir hayal kırıklığına uğradık mı? Uğradık.
Cemil Tugay benim çok iyi ilişkilerim olan bir insan değildi. Bunu İzmirli biliyor zaten, saklamama gerek yok.
Bizim partimizdeyken de benimle çatışırdı kamuoyunda. Benim söylediklerimin hilafına açıklamalar yapardı.
Mesela Buca'da biliyorsunuz cezaevi alanının ben yeşil alan olması gerektiğini söyledim. Bununla ilgili Murat Kurum'u hedef almıştım.
Cemil Tugay bana cevap vermişti. Çok sert bir cevap. Aynı partiden, ben o zaman genel başkan yardımcısıydım. Genel başkan yardımcısına cevap verip Murat Kurum'u korumuştu.
Demek ki ilişki o zaman kurulmuş."
Tugay'ın daha önceki bazı projelere ilişkin tutumunu da eleştiren Bakan, iktidarla siyasi yakınlaşmanın geçmişte başladığını ileri sürdü.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"Yani siz eğer Buca Cezaevi'nde, cezaevi arazisinin yeşil alan olmasını istemiyorsanız, ki zaten bu iş böyledir, orada bir düzenleme yaparsanız düzenleme ortaklık payı olarak zaten yüzde 45'ini vermesi gerekir.
Ya da Körfez Geçişi'ne, Binali Yıldırım'ın 35 projesine 'Benim hayalim' diyorsanız ya da Çeşme Turizm Projesi'ni sahipleniyorsanız iktidarla zaten iş tutmaya başlamışsınız demektir.
Buna rağmen tabii yine de sizin içinde olduğunuz MYK'da seçilmiş bir insan.
Son derece üzgünüm, kırgınım, öfkeliyim. Ne diyeyim? Bunun topluma anlatılabilir bir tarafı yok.
Bunun en büyük sorumluluğu elbette kendisinin. Ama ben de bir sorumluluk hissediyorum bundan dolayı."
Tugay'ın Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak belirlenmesi sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakan, adaylık aşamasında birçok kriteri incelediklerini ancak siyasi ve yargısal baskılar karşısında nasıl bir tutum sergileneceğini öngörmediklerini söyledi.
Bakan, şunları kaydetti:
"Biz aday belirlerken çok kritere baktık. Yerel yönetimlerde nasıl olur, başarılı olabilir mi, daha önceki deneyimi nasıldır vesaire, birçok şeye baktık.
Ama 'Bu adam gerçekten dik durabilir mi bir siyasal baskı altında, yargı baskısı altında, cezaevi tehdidi altında dik durabilir mi?' diye bir değerlendirme yapmadık.
Çünkü bizden önceki hiçbir yerel yönetim seçilirken de bir genel merkez buna bakmamıştı. Çünkü böyle bir şey yoktu Türkiye'de. İlk defa böyle bir şey yaşıyoruz.
Belediye başkanlarının 'Yarın ben gözaltına mı alınacağım, tutuklanacak mıyım?' diye yaşadığı bir ülkeye döndük.
Ve burada sizin o uzun yol yürüyüşünüzde bazıları yolda kalıyor. Bazıları o direnci gösteremiyor. Bazılarının ahlakı daha zayıf oluyor, kişiliği daha zayıf oluyor, karakteri daha zayıf oluyor. Onlar siyasi parti değiştiriyorlar.
Ama bizim yolculuğumuz devam ediyor. Netice itibarıyla hedefiniz iktidar olmaksa o iktidar yolculuğuna aynı şekilde devam ediyorsunuz.
Biz yolumuza devam ediyoruz. Yolda düşenler oluyor, dönenler oluyor.
Toplum onların da notunu veriyor ama İzmirli seçmenin bize bakışında, tercihlerinde bir değişiklik olduğunu sanmıyorum."
Programda Figen Avcıoğlu, Tugay'ın AK Parti'ye geçişini İzmir'e daha fazla hizmet etmek amacıyla gerçekleştirdiği yönündeki açıklamalarını hatırlatarak Bakan'a istifa çağrısının devamında nasıl bir yol izleneceğini sordu.
Bakan, Tugay'ın sunduğu gerekçeleri inandırıcı bulmadığını belirterek şöyle konuştu:
"Figen Hanım, ben şunu söyleyeyim. Bir defa Cemil Tugay'ın siyasi parti değiştirmek için sunduğu argümanların hiçbirisi ikna edici ve doğru değil.
'Ben İzmir ve İzmirliler için doğru karar aldım.' Kardeşim, o kararı seçmen sandıkta aldı zaten.
Sen öyle bir karar alamazsın. Sen siyasi parti değiştirerek sana oy veren seçmenlerin tercihini değiştiremezsin.
Yani aklı yok mu oy veren seçmenin?
Oy kullanmaya giderken Alsancak Kültür Mahallesi'ndeki seçmenin, Gültepe Çınartepe Mahallesi'ndeki seçmenin, Buca Göksu'daki seçmenin aklı fikri yok mu?
Oy verirken, o tercihleri yaparken senin düşündüğünü düşünemiyor mu o?
'Ben AK Parti'ye gidersem daha çok İzmir'e para gelir, İzmir'de daha çok hizmet olur' diye düşünseydi Hamza Dağ'a oy vermez miydi?
Yani sana mı bıraktı?
'Ben sana vekâlet veriyorum, sen istediğin siyasi partiye geç' mi dedi seçmen?
Böyle bir şey kimseyi ikna etmiyor açıkçası."
Bakan, Tugay'ın parti değişikliğini açıklamakta zorlandığını öne sürerek eleştirilerini sürdürdü.
"Üretebileceği başka argüman olmadığı için böyle bir dönüşün, böyle bir fırıldaklığın... Çünkü fırıldak dediğiniz şey olduğu yerde dönendir.
Siz bir siyasi partiden diğerine dönüyorsanız bunun bir açıklaması olamaz. Yani bunu bu şekilde kimseyi ikna edemezsiniz."
Figen Avcıoğlu'nun "Bunları bahane olarak mı görüyorsunuz?" sorusuna da Bakan şu yanıtı verdi:
"Ya tabii. O kafasına koymuş geçmeyi, kendisine bir argüman üretiyor. Şu sebeple geçtim, bu sebeple geçtim. Ama bu sebeplerin hiçbirisi ikna edici bir sebep değil. Kimse de ikna olmuyor."
Cemil Tugay'ın CHP içerisindeyken yeterli destek görmediği yönündeki açıklamalarına da yanıt veren Bakan, Büyükşehir Belediyesi ile merkezi yönetim arasında yaşanan tartışmalarda Tugay'ı desteklediklerini anlattı.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"Diğer taraftan 'Biz kendi içimizde muhalefet ediyorduk.' Yani Cemil Bey ile bizim bir şeyimiz yok. Biz ona hep destek olduk. Herkes destek oldu.
Bakın Körfez'in temizliğiyle ilgili Murat Kurum'a karşı onu savunan benim Meclis'te, benim arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım.
Biz kavga ettik Meclis'te. Benim açıklamam var. Yapay zekâ ile İzmir'i, Körfez'i paylaşarak 'İzmir böyle, geleceği böyle olacak' diye paylaşım yaptılar.
Biz de dedik ki 'Eğer yatırım yapılırsa İzmir'in, Körfez'in geleceği böyle olur.'
Biz ona karşı, iktidarın saldırılarına karşı onun yanındaydık.
Meslek Fabrikası'nda da bir direniş oldu biliyorsunuz. Meslek Fabrikası Vakıflara devredildiğinde o direnişte onun yanında AK Partililer yoktu.
Meslek Fabrikası'nı onun elinden alan iktidardı.
Onun yanında Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, belediye başkanları, Cumhuriyet Halk Partililer vardı o zaman için.
Şimdi bize 'Hep muhalefet yapıyorlar, bizim yanımızda olmadılar' falan diyor. Bu argümanların hiçbirisi doğru değil."
Büyükşehir Belediye Başkanlığı makamının ve belediyenin imkânlarının başlı başına önemli bir destek olduğunu vurgulayan Bakan, Tugay'ın parti içerisindeki eleştirilere yönelik gerekçelerini kabul etmediğini söyledi.
"Üstelik sizin kimseye ihtiyacınız yok ki. Sizin elinizde dev bir bütçe, on binlerce çalışan, genel sekreter, genel sekreter yardımcıları, daire başkanları, müdürler, onlarca şirket, korkunç bir bütçe var.
Zaten biz onu vererek sana en büyük şeyi yapmışız.
Yani sana İzmir'in belediye başkanı olma şansını vermişiz. Seni aday yapmışız, seçilmeni sağlamışız.
O noktadan sonra 'Bana şöyle yapsalardı, böyle yapsalardı' bunların hepsi saçmalık açıkçası.
Bunların hiçbirisi ikna edici değil. Kimse de ikna olmayacak."
Figen Avcıoğlu'nun, Tugay'ın AK Parti'ye katılmasının ardından İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi'nde YENİ Parti grubunun nasıl hareket edeceğini sorması üzerine Bakan, belediye meclisinin görev ve yetkilerini anlattı.
Meclisin bütçe, imar ve denetim konularındaki önemine işaret eden Bakan, kamu yararını esas alacaklarını belirtti.
Bakan, şu açıklamalarda bulundu:
"Figen Hanım, şimdi belediyelerde sistem başkanlık sistemidir. Belediye başkanı Meclis'in kararına ihtiyaç duymadan birçok şeyi yapabilir, bütçesini kullanabilir, proje üretebilir.
Meclis karar organıdır. Yani Meclis'e gelen kararlar, mesela imar planlarında Meclis kararına ihtiyaç vardır plan geçirirken. Bütçeyi Meclis'ten geçirmesi gerekir. Denetim komisyonu vardır, yapılan işleri denetler.
Ama bizim bakışımız şu, benim şahsen bakışım; tabii orada bizim il başkanımız grup başkanıdır. Grup başkanvekilimiz, meclis üyelerimiz var. Biz de milletvekilleri olarak destek oluruz.
Ben de oradan gelen birisiyim. Ben beş sene Büyükşehir'de grup sözcülüğü yaptım.
Ama benim siyasette yaklaşımım şu: Bütün çalıştığım komisyonlarda, Milli Savunma Komisyonu'nda, İçişleri Komisyonu'nda Süleyman Soylu'yla birlikte görev yaptım. Hulusi Akar'la Milli Savunma Komisyonu'nda görev yaptım.
Bunlar benim sevdiğim, beğendiğim, takdir ettiğim siyasetçiler değil. Tam tersine mücadele ettiğim siyasetçilerdi.
Ama mesela Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda birçok maddeyi biz beraber uzlaşarak geçirdik.
Ben kamunun yararına olan konularda, mutlak kamu yararı olduğunu düşündüğümüz konularda destek veririz, o ayrı.
Ama bu Cemil Tugay diye değil, bizim devlet anlayışımız bu olduğu için."
Bakan, mecliste kamu yararına olan kararlara destek verebileceklerini ancak yönetim anlayışındaki değişim nedeniyle imar ve ihale süreçlerini yakından takip edeceklerini söyledi.
Bakan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ama her gelen öneride, önergede... Çünkü orada zihniyet değişti artık. AK Parti zihniyeti var yönetimde. Bundan sonra o zihniyetle gidecek.
O rant projesidir, kentsel rantın yandaşlara paylaştırılmasıdır, yapılan kamu ihalelerinin denetlenmesidir...
Ne yapılıyorsa bu konuda da gerekli hassasiyeti gösteririz.
Bir yanlış gördüğümüzde mücadeleyi de çok güçlü bir şekilde yaparız.
Elbette bizim belediye başkanımız olduğu gibi ya da bağımsızken bizim arkadaşlarımızla çalıştığı gibi çalışması mümkün değil. O uyumun sağlanması mümkün değil.
Çünkü arkadaşlar kendini ihanete uğramış hissediyorlar. Haklı olarak. Uğradılar zaten."
Figen Avcıoğlu'nun YENİ Parti'nin CHP'den hangi politikalarla ayrıldığına yönelik sorusunu da yanıtlayan Bakan, muhalefet partileri arasında tartışmaya girmeyi doğru bulmadığını söyledi.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"CHP ile YENİ Parti tartışmasının bir anlamı yok. Yani bir muhalefetse eğer Cumhuriyet Halk Partisi, muhalefete muhalefet etmenin bir anlamı yok.
Biz neticede iktidarı değiştirmeyi hedefliyoruz Figen Hanım. Dolayısıyla bizim muhatabımız iktidar.
Dönüp her olayda 'YENİ Parti şunu yaptı, CHP bunu yaptı' demek doğru bir şey değil.
Eğer ülkede iktidarı değiştirmek, Türkiye'de yeniden demokrasiyi, hukuk devletini hâkim kılmak istiyorsanız hedefiniz bellidir. Hedefiniz iktidardır.
Eğer iktidara laf söylemeyip Türkiye'nin ana muhalefet partisini eleştiriyorsanız her fırsatta, orada iktidarla iş birliği yapıyorsunuz demektir.
Dolayısıyla ben o tip tartışmalara girmeyi kendi adıma doğru bulmuyorum.
Butlan'ın il başkanına da cevap vermiyorum. Muhatap kabul etmiyorum onu. Benimle ilgili de açıklama yapıyor, onu muhatap kabul etmiyorum."
YENİ Parti'nin kuruluş sürecini anlatan Bakan, 2023 genel seçimlerinin ardından CHP yönetiminin değişmesini hedeflediklerini belirtti.
Bakan, Özgür Özel öncülüğündeki değişim hareketini ve sonrasında yaşanan siyasi gelişmeleri değerlendirerek şöyle konuştu:
"Biz YENİ Parti'yi kendiliğimizden, durduk yere 'Bir parti kuralım' deyip kurmadık.
14 Mayıs seçimlerinden sonra, genel seçimlerden sonra, arkasından 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinden sonra Türkiye'de iktidarı değiştirmenin CHP'yi değiştirmekten geçtiğini düşündük.
Öncelikle hedefimiz CHP'yi değiştirmekti. Yani Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimini değiştirip arkasından partiyi iktidar yolculuğuna götürmekti.
Biz iktidar yolculuğumuzun amacına ulaşmak için önce CHP'de değişimi hedefledik ve onu başardık.
Arkasından girdiğimiz ilk yerel seçimlerde 2002'den bu yana AK Parti'ye ilk defa yenilgiyi tattırdık. 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi'ni birinci parti yaptık.
Ama zaten bütün problem burada başladı."
CHP'deki yönetim değişikliğinin ardından yaşanan yargısal ve siyasi sürece değinen Bakan, iktidarın partinin kurumsal kimliğini hedef aldığını savundu.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"Bu kadar başarılı bir yönetim... Yerel yönetimlerle ilgili yaptığınız kamuoyu araştırmalarında İstanbul'da yüzde 60'lar, Mersin'de yüzde 70'ler, Muğla'da çok yüksek oranlara ulaşan bir oy oranına sahip olduğunuzda iktidar sizin belediyelerinizi hedef aldı.
O Cumhuriyet Halk Partisi'ndeki yönetimi, yani bizleri değiştirmek için partinin kurumsal kimliğini hedef aldı.
Ben Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'nden biber gazıyla ve plastik mermiyle çıkarıldım.
Dolayısıyla biz YENİ Parti'yi kendiliğimizden kurmadık.
Üyesi olduğumuz, mücadele ettiğimiz, demokratik bir seçimle kazandığımız siyasi partiyi iktidar yargısı, yargı vesayetiyle bizim elimizden aldığı için biz mecburen bir siyasi parti kurduk.
Bizim partimizin çizgisi bellidir."
YENİ Parti'nin yalnızca geçmişte CHP'ye oy veren seçmenlere değil, toplumun farklı kesimlerine ulaşmayı hedeflediğini ifade eden Bakan, parti programlarının açık olduğunu söyledi.
"Biz Mustafa Kemal Atatürk'ün ilke ve değerlerine inanan, onu kendine esas kabul eden ama geçmişte CHP'ye oy veren seçmenin daha ötesinde bir toplumsal muhalefeti örgütlemeyi hedefleyen bir partiyiz.
Az önce tarif ettim; muhafazakârını, liberalini, sosyalistini, devrimcisini, bütün demokratları, bu ülkedeki Türk'ünü, Kürt'ünü, Alevi'sini, Sünni'sini davet eden ve bu ülkedeki iktidarı birlikte değiştirmeyi hedefleyen bir siyasi partiyiz.
Zaten parti programımız açık."
Siyasi çalışmalarının önemli bölümünü güvenlik politikaları alanında yürüttüğünü belirten Bakan, Meclis'te görev aldığı komisyonları ve kolluk personelinin özlük haklarına ilişkin girişimlerini anlattı.
Bakan, şöyle konuştu:
"Benim çalışma alanım güvenlik politikaları. Milli Savunma Komisyonu, İçişleri Komisyonu, şu an Milli Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu üyesiyim Meclis'te.
İçişlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı yaptım.
Ben de bu alanda Türkiye'de ilkleri yapan insanlardan birisiyim.
Mesela Türkiye'de ilk defa polis sendikasını dillendiren ve polis sendikasını tüm iktidar partilerinin, neredeyse onların bile artık tartıştığı noktaya getiren milletvekiliyim.
Jandarmanın özlük hakları, polisin özlük hakları, siber güvenlik alanlarında çalışan ve bunun Türkiye'nin önemli sorunu olduğunu söyleyen bir milletvekiliyim.
Kolluk kuvvetlerinin intiharları ile ilgili en çok Meclis araştırma önergesi veren milletvekiliyim.
Astsubayların, uzman çavuşların özlük hakları ile ilgili çalışan milletvekiliyim."
Programda Figen Avcıoğlu, belediye başkanlarının parti değiştirmesine yönelik tepkilerin genel seçimlere yansıyıp yansımayacağını da sordu.
Bakan, parti tarafından yaptırılan ve diğer araştırma şirketlerinin yayımladığı anketlere işaret ederek şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bizim yaptırdığımız kamuoyu araştırmaları, diğer kamuoyu şirketlerinin yaptığı kamuoyu araştırmalarına baktığımızda İzmir'de YENİ Parti'nin çok açık arayla birinci parti olduğunu görüyoruz.
Dolayısıyla seçmen tercihleri belediye başkanı gitti diye değişmediği gibi ona gösterilen tepki de, o seçmen tepkisi de sandıkta kendisini yeniden gösterecektir.
Bu bizim söylediğimiz bir şey değil, kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu bir şey."
Programın ikinci bölümünde Türkiye'nin gündemindeki fon krizine geçildi.
Figen Avcıoğlu'nun, "Meclis araştırma komisyonu kurulursa öncelikle kimleri dinlemek istersiniz?" sorusunu yanıtlayan Bakan, Meclis'in denetim yetkisinin etkin kullanılması gerektiğini söyledi.
Bakan, Türkiye'deki araştırma komisyonlarının yeterince etkili çalışmadığını düşündüğünü ancak buna rağmen fon kriziyle ilgili mutlaka komisyon kurulması gerektiğini belirtti.
Bakan, şunları söyledi:
"Bakın bu Meclis araştırma komisyonları dünyada... Mesela Amerika Birleşik Devletleri'nde görüyoruz. Meta'nın, Facebook'un sahibi Zuckerberg, Senato'da oluşturulan komisyona geliyor, ifade veriyor. Dünya bunu seyrediyor.
Neredeyse bir yargılama gibi, o meclislerin yaptığı araştırma komisyonları çok güçlü ve etkililer.
Bizde de bir darbe araştırma komisyonu vardı. Ben de farklı Meclis araştırma komisyonlarında görev yaptım.
Bizim darbe araştırma komisyonunun raporu yayımlanmadı.
Diğer taraftan daha önce yaptığımız Meclis araştırma komisyonlarının raporları bakanlıklara gönderildi ama hiçbir bakanlık onunla ilgili gereğini yapmadı.
Yani etkin çalışıyor mu Meclis araştırma komisyonu, çalışmıyor mu?
Fakat Meclis araştırma komisyonu mutlaka kurulmalı. Bütün bunlara rağmen kurulmalı.
Çünkü Meclis araştırma komisyonu kurduğunuzda iktidarın denetim alanı dışında, iktidarın kontrolü dışında sorular sorabilme imkânına sahip oluyorsunuz."
Fon işlemleri sırasında olağan dışı hisse değer artışlarının neden tespit edilmediğinin araştırılması gerektiğini savunan Bakan, Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul yöneticilerine sorular yöneltti.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"Adalet Bakanlığı bilgileri size veriyor, vermiyor. Kamuoyuyla paylaşıyor, saklıyor. Ya da İçişleri Bakanlığı yaptığı soruşturmalarla, operasyonlarla ilgili istediği bilgisini paylaşıyor.
Ama Meclis araştırma komisyonu kurduğunuzda SPK'nın başkanını getirip 'Kardeşim sen bu işlemleri gördün, niye müdahale etmedin?' diye sorabilirsiniz.
Dünyada ekonomik değeri olmayan bir hisse senedinin 500 kat, 1000 kat artıp da fark edilmemesi mümkün değil.
Sen nasıl fark etmedin?
Ya da Borsa İstanbul'a, 'Bu manipülatif hareketleri gördün, bir alarm vermedi mi sistem?' diye sorabilirsiniz.
Yani bu hisse senetlerinin, bu şirketlerin değerinin Türkiye'nin büyük, 50 yıllık, 80 yıllık sanayi kuruluşlarıyla aynı seviyeye geldiğini sen fark edemedin mi kardeşim?
Bu soruları sorabiliyor olmamız lazım.
Bakanlara, bakan yardımcılarına... Bu işle ilgili Mehmet Şimşek'in gelip açıklama yapması lazım.
Sen ekonomiden sorumlu olarak geldin."
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in fon krizinde denetim mekanizmalarına ilişkin sorumluluğunun sorgulanması gerektiğini savunan Bakan, ekonomi yönetiminin yaşanan süreç hakkında açıklama yapmasını istedi.
Bakan, şöyle konuştu:
"Sana doğrudan bağlı olmayan ama seninle doğrudan ilişkili olan bütün bu kurumlarla ilgili sen ne yaptın kardeşim?
Bir yıl önce burada manipülasyon var dedin, bir sene içinde bu fonlara para akmaya devam etti.
Burada senin sorumluluğun yok mu, dememiz lazım.
Yani bir Meclis araştırma komisyonu kurulmalı ve o Meclis araştırma komisyonu tüm bilgileri, belgeleri de kamuoyuyla paylaşmalı."
Fon krizinin yalnızca sermaye piyasalarıyla sınırlı olmadığını savunan Bakan, kamu görevlilerinin mal varlıklarındaki artışların da incelenmesi gerektiğini söyledi.
MASAK'ın finansal istihbarat kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"BDDK'sı, SPK'sı, Borsa İstanbul'u... MASAK'ın bir finansal istihbarat kurumuna dönüşmesi gerektiğini biz savunuyoruz YENİ Parti olarak.
Dolayısıyla tüm kamu personelindeki servet artışlarının MASAK tarafından incelenmesi gerekir.
Yani 'Nasıl sen bu servete sahip oldun?' diye sorulmalı.
Adam kamu personeliyken, işte Şırnak'ta sağlık personeliyken 20 milyar liralık şirket sahibi oluyor, büyüyor ve en son bu fon vurgunundan 20 milyarı alıyor, yurt dışına çıkarıyor.
Osman Nacar adı adamın ismi sanırım.
Dolayısıyla tüm bunların hesabının sorulacağı yer Meclis araştırma komisyonudur.
Onun için kurulmasını istemiyorlar."
Bakan'ın sözünü ettiği kişi ve para transferlerine ilişkin iddialar bağımsız olarak doğrulanmış değil.
Figen Avcıoğlu'nun fon krizindeki ilişkiler ağının ortaya çıkarılması gerektiğini hatırlatması üzerine Bakan, iktidarın bilgileri kamuoyundan sakladığını ileri sürdü.
Bayraklı Belediyesi'ne yönelik operasyonla fon soruşturmasını karşılaştıran Bakan, şöyle konuştu:
"Böyle bir siyasi irade yok.
Siyasi irade tam tersine olan biteni saklamaya çalışıyor. Az bilgi paylaşıyor. Paylaşması gereken listeleri hâlâ paylaşmıyor.
Bakın Bayraklı'da operasyon oldu. Önceki dönem belediye başkanı, 48 kişi gözaltına alındı.
Türkiye'nin en büyük yolsuzluk operasyonu, en büyük vurgun operasyonudur bu fon krizi.
Ponzi dediğimiz iş... En son 85'ti, herhâlde şimdi 120'lere çıkmıştır.
Binlerce insan var bu işin içinde bir defa. Bu şirketler, bu şirketlerin yönetim kurulları, bu hisseleri satın alan insanlar...
Sadece fon değil. Bu manipülasyon yapılan hisseleri alan satan insanlar, bunlara bilgi verenler, bu vurgunun bir şekilde parçası olanlar kimlerse, nereye kadar gidiyorsa bunun gitmesi lazım.
Çok insan, kamu bürokrasisinde çok insan bu fonlara girdi çıktı.
Hisseleri aldılar, paralarını yatırdılar.
Dolayısıyla doğrudan kimin dahli varsa bu işte hepsinin gözaltına alınması, tutuklanması lazım."
Fon soruşturması kapsamında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın oğlu Mustafa Yazıcı hakkındaki mal varlığı tedbirinin kaldırılmasını da değerlendiren Bakan, yargının herkese eşit davranmadığını savundu.
Bakan, şunları söyledi:
"Hayati Yazıcı'nın oğlu olmasaydı şu an mal varlığında istediği gibi hareket edebilir noktada olur muydu?
Tedbiri kaldırdılar aynı gün.
Yani sıradan bir vatandaş için bu mümkün mü? Değil.
Türkiye'de adalet herkese eşit işlemiyor.
Türkiye'de kanunlar aynı kanun ama o kanun AK Partili için farklı, muhalefet üyeleri için, muhalifler için farklı işliyor."
Yargı uygulamalarında siyasi kimliğe göre farklılıklar olduğunu ileri süren Bakan, muhalif gazetecilerin ve kamuoyunu bilgilendiren isimlerin karşılaştıkları adli süreçleri eleştirdi.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"Yani hâkim, savcı vicdanına göre karar vermiyor.
Eğer sen yandaşsan, iktidar yanlısıysan vicdanı onu özgür bırakmaktan yana.
Eğer sen Deniz Göktaş'san, muhalif komedyensen, muhalif yazarsan, gazeteciysen onun gönlü seni tutuklamaktan yana.
Şimdi İsmail Saymaz ikinci kere ev hapsinde. Murat Ağırel ev hapsinde.
Şaban Bey biliyorsunuz tutuklandı. Diğer gazeteci arkadaşımız da tutuklandı.
Çok sayıda gazeteci var şu an.
Bu fonla ilgili haber yapan gazeteciler, kamuoyunu aydınlatan gazeteciler tutuklu.
Bu fon krizinin arkasında yatan, milyarları götürenler serbest. Onlar davet üzerine gidiyorlar.
Bunlar 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçlamasından tutuklanıyorlar.
Olacak iş değil.
İkili bir yargı sistemi var Türkiye'de şu an."
Programın son bölümünde Figen Avcıoğlu, Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişinin ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Levent Üzümcü ile Büyükşehir Belediye Başkanvekili Zafer Levent Yıldır'ın görevlerinden ayrılmalarını sordu.
Bakan, Levent Üzümcü'nün kararını desteklediğini belirterek şöyle konuştu:
"Levent Üzümcü muhalif bir sanatçıdır. Dolayısıyla onurlu bir duruş sergilemiş oldu.
Bir AK Partili belediyede sanat icra edemeyeceği çok açık.
Kendisi daha geçenlerde gözaltına alınmıştı AK Parti iktidarınca.
Dolayısıyla muhalif kimliğinden dolayı baskı altında olan sanatçıların böyle bir, yani iktidar yanlısı bir belediye başkanı ile çalışmaları mümkün değil."
Levent Üzümcü'nün istifasını değerlendirdikten sonra Zafer Levent Yıldır'a yönelik eleştirilerini dile getiren Bakan, Yıldır'ın siyasi tutumunu yeterli bulmadığını söyledi.
Bakan, şu ifadeleri kullandı:
"Levent Yıldır'la ilgili bir değerlendirme yapmak istemiyorum.
Şu an kimlikli, kişilikli, karakterli bir duruş sergilediğini ben şu ana kadar görmedim açıkçası.
Yani bu olan bitenin arkasında onun da vebali var.
Hâlâ kendince burada muhalefetin içinde kendisine bağlı bir yapı oluşturmaya çalışıyor.
Meclis üyeleriyle görüşüyor, toplantı yapıyor, bir şeyler yapıyor.
Bir siyasi parti... Bağımsız, neyin bağımsızı?
Niye bağımsız oldu Cemil Tugay? AK Parti'ye geçmek için bağımsız oldu.
Sen niye bağımsızsın?
Senin bağımsız olma gerekçen ne?"
Yıldır'ın belediye şirketlerinde veya yönetim kurullarında görevlerinin devam edip etmediğinin araştırılması gerektiğini savunan Bakan, Tugay'la ilişkilerine yönelik bir dizi soru yöneltti.
Bakan, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Bu şirket görevleri devam ediyor mu mesela? Onları da sorgulamak lazım.
Yönetim kurulu üyelikleri devam ediyor mu? Kimlerin devam ediyor?
Yani Cemil Bey'le kamuoyu önünde kavga etmeyip arka planda görüşmeye ve iş tutmaya devam ediyor mu?
Haberi var mıydı mesela bunlardan?
Bütün bu olup bitenden haberi var mıydı Levent Yıldır'ın?
Bunları bilmek lazım.
Kendisini temize çekmesi lazım. Onurlu bir duruş göstermesi lazım.
Bu yükü sırtında taşımaması lazım."
Figen Avcıoğlu'nun Yıldır'ın henüz yeterince güçlü bir siyasi tavır ortaya koymadığını düşünüp düşünmediğine ilişkin sorusunu yanıtlayan Bakan, eleştirilerini daha da sertleştirdi.
Bakan, şunları söyledi:
"Henüz düşünmüyorum. Öyle bir duruş görmedim.
Açıkçası çıksın Cemil Tugay'ı eleştirsin.
Cemil Tugay'ın sağ koluydu, sol koluydu, her şeyiydi.
Bir öz eleştiri yapsın. Tüm bu olan bitenler...
İnsanları ötekileştirdi, partiyi böldü, parçaladı. Burada bugüne kadar çok hatalı işler yaptı.
Bununla ilgili bir öz eleştiri yapsın yani.
Hayatında bunu sırtlayıp gidecek mi, bu yaşananları?
Yani geleceğe, yakınlarına... Bilmiyorum çocuğu var mı? Eşine, çocuğuna, kendinden sonraki kuşaklara bu tabloyu mu miras bırakacak, bu utancı mı miras bırakacak?
Cemil Tugay'ın en yakın yoldaşı olma, onun akıl babası, fikir babası olma durumunu mu bırakacak?
Yoksa burada gerçekten onurlu, haysiyetli bir duruş sergileyip...
İşte meclis üyeliğinden de istifa etmesi lazım.
Bunu yapabilir. Atilla Baysak'ın yaptığını yapabilir yani."
Yıldır'ın bundan sonraki siyasi tutumunu takip edeceğini ifade eden Bakan, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
"Hâlâ meclis üyeleriyle toplantılar yapıp Cemil Tugay'la iş tutup tutmadığını ben bilmiyorum açıkçası.
Levent Yıldır'ı ayrı bir yere koymak lazım.
Duruşuna göre değerlendireceğim onu."
Programın sonunda Figen Avcıoğlu'nun İzmir ve Türkiye siyasetine ilişkin son mesajını sorması üzerine Bakan, siyasi hayatında yaşadığı zorlu dönemleri anlattı.
Ön seçimle milletvekili seçildiğini hatırlatan Bakan, darbe girişimi dönemindeki deneyimlerini ve siyasetçilerin topluma öncülük etmesi gerektiği yönündeki görüşünü paylaştı.
Bakan, şöyle konuştu:
"Zor günlerden geçiyoruz.
Ben tabii ön seçimden geldim biliyorsunuz. Ön seçimden gelen bir milletvekiliyim. Herhâlde şu an ön seçimden çıkmış, hâlâ milletvekili olan tek milletvekiliyim.
Zor zamanlar yaşadık.
Darbe girişimini gördük. Yani ben o yollarda tankların, araçların ezildiği dönem, hemen darbe girişiminin ertesi günü Ankara'ya gittim. Meclis'e her gün gittim geldim.
Akıncı Hava Üssü'nden dolayı uçaklar kalkmıyordu.
O günlerden çok seçim yaşadık, çok zor günler yaşadık.
Şimdi yine zor günler yaşıyoruz.
Ama siyaset cesaret işidir. Siyaset mücadele işidir.
Her şeye rağmen cesaretle mücadele eden insanlar başarırlar.
Asıl burada öncülük yapması gereken politikacılar.
Biz politikacılar halka öncülük yapacağız.
Biz cesaret göstereceğiz ki arkamızdan sivil toplum örgütleri de aynı cesareti, sendikalar da aynı cesareti, halk da aynı cesareti gösterebilsin."
Bakan, sözlerini siyasi mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek tamamladı:
"Biz aynı azim ve kararlılıkla mücadelemize devam ediyoruz.
Yolumuz iktidar yolu.
Sandık bu halkın önüne gelecek.
Bu iktidar değişecek.
Kimse sonsuza kadar kazanamaz Figen Hanım.
İzmir'de de mücadeleyi aynı minvalde devam ettireceğiz."
Haberin Videosu
Sayfa başına git







