Bugün biraz hafızalarımızı tazeleyeceğiz.
Ama öyle birkaç gün öncesine falan gitmeyeceğiz.
Biraz geriye...
İzmir siyasetinde bazı isimlerin henüz ne olacağını bilmediği, bazılarının ise bugün söylediklerinin tam tersini savunduğu günlere gideceğiz.
Ve özellikle de kendilerini gazeteci olarak tanıtan bazı arkadaşların geçmişte yazdıklarına bakacağız.
Çünkü benim uzun zamandır içimde tuttuğum bir hesap var.
Yanlış anlaşılmasın.
Kimseyle kişisel bir hesabım yok.
Ama gazetecilik adına sorulması gereken sorularım var.
Meslek ahlakı adına söylenecek sözlerim var.
Ve en önemlisi...
Bana gazetecilik dersi vermeye kalkan bazı isimlere hatırlatacaklarım var!
Öyle kolay değil bu işler.
Bir gazeteciyi günlerce hedef tahtasına koyacaksınız.
Yazdıklarını yalan ilan edeceksiniz.
Mesleki itibarını tartışmaya açacaksınız.
Sonra o gazetecinin söyledikleri gerçekleşince hiçbir şey olmamış gibi hayatınıza devam edeceksiniz.
Yok, öyle yağma!
Bu şehirde herkesin hafızası silinmiş olabilir.
Ama benim hafızam yerinde.
Üstelik arşivim de duruyor!
CEMİL TUGAY'A KİMSE İNANMAZKEN BEN İNANDIM!
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay...
Henüz Karşıyaka Belediye Başkanı’yken ve CHP kulislerinde adı bile geçmiyorken ben çıktım, “CHP’nin İzmir adayı Cemil Tugay olacak” dedim.
İzmir’de yer yerinden oynadı.
Bütün akıllılar, bütün “siyaset uzmanı” geçinenler, bütün kulisçiler bana güldü. “İmkansız, hayal görüyorsun” dediler.
Ben ne yaptım?
Süreci yakından takip eden, sahadaki dengeleri okuyan bir gazeteci olarak sözümün arkasında durdum.
Sonuç?
Tugay aday oldu ve seçildi.
O gün bana “atıyorsun” diyenler utandı mı?
Tabii ki hayır…
Ama bu daha başlangıçtı.
“AK PARTİ İLE FLÖRT EDİYOR” DEDİM, ÜZERİME ÇULLANDILAR
Seçim bitti, zaman geçti. İşlerin rengi değişmeye başladı.
Cemil Tugay CHP’den istifa etti. Ardından AK Partili isimlerle kare kare fotoğraflar gelmeye başladı.
Ben yine o gazetecilik refleksimle gerçeği haykırdım: “Cemil Tugay AK Parti ile İzmirliyi barıştırıyor... Tugay AK Parti ile flört ediyor ve bu gidişatın sonu transferdir!”
İşte dananın kuyruğu burada koptu!
Tugay’a yakın ne kadar çevre varsa, etrafındaki ne kadar tetikçi varsa üzerime çullandı.
Beni yalanladılar...
Beni “algı operasyonu yapmakla” suçladılar...
Beni “itibar suikastçılığı yapmakla” itham ettiler...
Günlerce, haftalarca organize bir linç kampanyası yürüttüler.
KARTLARI AÇTIM: GAZETECİLİĞİ BIKARIRIM!
Öyle bir dezenformasyon duvarı ördüler ki, ne AK Partililer inandı dediklerime ne de İzmir halkı. Çünkü karşımdaki mekanizma gerçeği boğmak için yemin etmişti.
Ben de gazetecilik namusumu koydum ortaya.
Restimi çektim: “Cemil Tugay AK Parti’ye geçmezse, ben bu mesleği, bu gazeteciliği bırakırım!”
Bu bir blöf değildi. Bu, gazetecilik öngörüsüne, kulis bilgisine ve hakikate duyulan sarsılmaz bir güvendi.
VE O GÜN GELDi... BUM!
Ne oldu peki?
Cemil Tugay pat diye AK Parti’ye geçti!
Maskeler düştü. Yalanlar patladı. Bütün o “algı yapıyor” diyenlerin suratsızlığı belgelendi.
Ben haklı çıktım. Hem de %100!
Gazetecilik dersi verdik mi?
Verdik.
Manşeti attık mı?
Attık.
Resmi geçidi tamamladık mı?
Tamamladık.
O HAYSİYETSİZ KALEMŞÖRLERE SESLENİYORUM
Şimdi bakıyorum da...
O dönem Cemil Tugay’ın etrafında pervane olan, besleme üsluplarıyla bana saldıran, o çanak yalayıcı tetikçilerden TIK YOK!
Sipariş yazılarla beni itibarsızlaştırmaya çalışan o kiralık kalemler şimdi deliklerine çekilmiş durumdalar.
Soruyorum size:
Hani ben algı yapıyordum?
Hani ben itibar suikastçısıydım?Hani Cemil Tugay asla AK Parti’ye geçmezdi?
Hani neredesiniz?
SİZ GAZETECİ DEĞİLSİNİZ, SİZ TETİKÇİSİNİZ!
Bir gram meslek onurunuz, bir gram haysiyetiniz varsa çıkarsınız ortaya: “Biz yanılmışız, okuyucularımıza yanlış bilgi verdik, kamuoyunu yanılttık” dersiniz...
En önemlisi de bu köşe üzerinden benden ve bu halktan ÖZÜR DİLERSİNİZ!
Ama dileyemezsiniz.
Çünkü siz gazetecilikle bir akalanız yok!
Siz sadece dönemin konjonktürüne göre pozisyon alan, kamuoyu baskısını dindirmek için görevlendirilen kullanışlı aparatlardan ibaretsiniz.
Ama O özrü seke seke diliyorsunuz!