Bir arazi meselesi olsa…
“Olabilir” der geçersiniz.
Bir stat tartışması olsa “Belediyeler arasında bürokratik anlaşmazlık” dersiniz.
Bir ecrimisil meselesi olsa “Mevzuat uygulanıyor” diye bakarsınız.
Bir reklam panosu meselesi olsa “Yetki kavgasıdır” dersiniz.
Ama hepsini yan yana koyduğunuzda?
İşte orada durmak gerekiyor.
Çünkü İzmir Büyükeşhir Belediye Başkanı Cemil Tugay ile Karşıyaka Belediye Başkanı Yıldız Ünsal arasındaki mesele artık iki belediye başkanının zaman zaman yaşadığı sıradan bir görüş ayrılığı olmaktan çıktı.
Ortada ciddi bir siyasi gerilim var.
Hem de giderek büyüyen bir gerilim.
Her şeyden önce şunu hatırlayalım: Cemil Tugay nereden geldi?
Karşıyaka’dan.
Beş yıl Karşıyaka Belediye Başkanlığı yaptı.
Sonra Büyükşehir Belediye Başkanı oldu.
Yani Karşıyaka'nın sokaklarını da biliyor, belediyenin ekonomik yapısını da biliyor, personel sorunlarını da biliyor.
Sonra Yıldız Ünsal geldi.
Ve dedi ki: “Ben çok ağır bir mali tablo devraldım.”
Ünsal, belediye ve şirketlerinin toplam borcunun 3 milyar 222 milyon liraya ulaştığını açıkladı.
Cemil Tugay ise bu anlatıma itiraz etti. Kendisinin bıraktığı borcun bu şekilde ifade edilemeyeceğini söyledi.
Peki.
Buraya kadar siyasi tartışmadır.
Biri bir şey söyler, diğeri cevap verir.
Rakamlar ortaya konur.
Kamuoyu kararını verir.
Ama mesele orada kalmadı.
Sonra Mavişehir arazisi çıktı.
Büyükşehir, Karşıyaka Belediyesi'nin söz konusu araziyi 200 milyon TL bedelle devretmeye yanaşmadığını açıkladı.
Karşıyaka cephesinde ise taşınmazın değerinin çok altında elden çıkarılmak istendiği itirazı yükseldi.
Şimdi soralım: Karşıyaka ekonomik olarak bu kadar sıkıntılıysa…
Belediyenin malı konusunda hassas davranması neden sorun oluyor?
Karşıyaka'nın malı Karşıyaka'nın değil mi?
Değer tartışması yapılamaz mı?
Yapılır.
Hatta yapılmalıdır.
Sonra stat…
Karşıyaka'nın yıllardır bitmeyen hikayesi.
Zübeyde Hanım Stadı.
Mayıs ayında Büyükşehir Belediye Meclisi Cemil Tugay'a gerekli protokolleri yürütmesi için yetki verdi.
Tugay da dönem bitmeden stadı açmayı hedeflediğini söyledi.
Ağustos ayına geldiğimizde ise Yıldız Ünsal çıktı ve belediyelerine henüz ruhsat başvurusu yapılmadığını açıkladı.
Büyükşehir de aynı günlerde teknik ve idari hazırlıkların devam ettiğini duyurdu.
Yani ortada yine iki ayrı anlatım…
Ve yine Tugay-Ünsal gerilimi.
Karşıyakalı ne istiyor?
Çok basit: Stat yapılsın.
Kimin yaptığı da umurunda değil.
Kim kurdeleyi kesmiş…
Kim fotoğraf vermiş…
Kim önce açıklamış…
Bunların hiçbirinin Karşıyakalı açısından önemi yok.
Stat yapılsın kardeşim.
Bu kadar.
Sonra Çatı Bostanlı…
Tahsis süresinin dolduğu gerekçesiyle Karşıyaka Belediyesi'nden 1 milyon 264 bin lira ecrimisil talep edildiği Büyükşehir Meclisi'nin gündemine kadar geldi.
Ardından reklam panoları…
Kent A.Ş.'ye 1 milyon 250 bin lira ceza.
Yaklaşık 30 pano için işlem…
Şimdi insan ister istemez soruyor: Ne oluyor?
Gerçekten ne oluyor?
Bir tarafta zaten ekonomik darboğazdaki Karşıyaka Belediyesi…
Diğer tarafta Büyükşehir…
Ve neredeyse her ay yeni bir dosya.
Yeni bir tartışma.
Yeni bir ceza…
Yeni bir restleşme.
Bunların hepsi tesadüf mü?
Hepsi birbirinden tamamen bağımsız idari işlemler mi?
Olabilir.
Ama siyasetçinin görevi sadece işlemin mevzuata uygun olduğunu söylemek değildir.
Siyasetçi ortaya çıkan siyasi tabloyu da açıklamak zorundadır.
Gelelim meselenin siyasi tarafına…
Aylardır İzmir'de bir iddia konuşuluyor:
Cemil Tugay AK Parti'ye geçecek mi?
Bu konuda şu ana kadar gerçekleşmiş resmi bir transfer yok.
Ama...
Ama başka bir şeyi tartışabiliriz: Cemil Tugay'ın siyasi çizgisi nereye gidiyor?
Bence asıl soru budur.
Çünkü siyaset sadece parti üyelik kartından ibaret değildir.
Siyaset tavırdır.
Siyaset yöntemdir.
Siyaset yönetim anlayışıdır.
Ve en önemlisi…
Siyaset, gücü elinize aldığınızda o gücü nasıl kullandığınızdır.
Burada özellikle bir noktaya itirazım var.
Bir belediye başkanını eleştirmek başka şeydir.
Onu idari mekanizmalar üzerinden sıkıştırdığı görüntüsünü vermek başka şeydir.
Yıldız Ünsal yanlış yapıyorsa çıkarsınız söylersiniz.
Karşıyaka Belediyesi mevzuata aykırı hareket ediyorsa gereğini yaparsınız.
Ama arka arkaya yaşanan bütün bu hadiseler sonunda kamuoyunda şu soru oluşuyorsa…
“Büyükşehir Karşıyaka'yı cezalandırıyor mu?”
O zaman bunun cevabını da Cemil Tugay vermek zorundadır.
Çünkü siyasette algıyı sadece muhalifler oluşturmaz.
Bazen yaptığınız işlerin toplamı o algıyı kendiliğinden oluşturur.
Bir de işin vefa tarafı var.
Cemil Tugay bugün İzmir Büyükşehir Belediye Başkanıysa siyasi kariyerindeki en önemli basamaklardan birini Karşıyaka'da çıktı.
Karşıyakalı ona güvendi.
Oy verdi.
Belediye başkanı yaptı.
Oradan Büyükşehir'e yürüdü.
Şimdi aynı Karşıyaka ekonomik sıkıntı içerisindeyken Büyükşehir ile sürekli kavga görüntüsü veriyorsa…
İnsan sormaz mı?
Bu mudur Karşıyaka'ya vefa?
Karşıyaka Büyükşehir'den ayrıcalık istemiyor.
Hukuksuzluk hiç istemiyor.
Ama ceza üzerinden konuşan değil, çözüm üzerinden konuşan bir Büyükşehir görmek istiyor.
Ve gelelim o meşhur AK Parti meselesine…
Ben artık “Cemil Tugay AK Parti'ye geçecek mi?” sorusunun tek başına yeterli olmadığını düşünüyorum.
Çünkü siyasi değişim her zaman rozet takma töreniyle başlamaz.
Önce eski yol arkadaşlarınızla mesafeniz açılır.
Sonra siyaset diliniz değişir.
Sonra yönteminiz değişir.
Sonra yanınızda duranlar değişir.
Ve gün gelir insanlar size şunu sormaya başlar: “Siz hala aynı yerde misiniz?”
İşte Cemil Tugay'ın cevaplaması gereken soru bence budur.
AK Parti'ye geçip geçmeyeceğini kendisi bilir.
Ama İzmir kamuoyunun sorguladığı şey artık yalnızca parti üyeliği değil.
Siyasi istikamettir.
Çünkü siyasette bazen önce istikamet değişir.
Siyasette kulisler bir süredir Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçip geçmeyeceğini tartışıyor. Ancak rozetin renginden bağımsız olarak, sergilenen bu yönetim anlayışı, icraat biçimi ve dayanışmadan uzak "cezalandırıcı" üslup gösteriyor ki; “Cemil Tugay ruhen CHP’nin kamucu, dayanışmacı ve yerel yönetim ilkelerinden kopmuş durumdadır.”
Kendi partisinin ilçe belediyesini mali ve bürokratik kıskaca alarak nefes aldırmamaya çalışmak, rakip siyasi partilerin belediyeler üzerindeki baskıcı yöntemlerini aratmamaktadır. Karşıyakalıların oyunu alıp Büyükşehir’e yükseldikten sonra Karşıyaka’ya sırtını dönmek, her fırsatta borçlu bıraktığı ilçeye zorluk çıkarmak siyasi ve vefai bir tutarsızlıktır.
İzmir halkı, hizmette koordinasyon ve samimiyet beklerken; masada uzlaşmak yerine kriz üreten, kendi geçmişini temizlemek adına halefini yıpratmayı seçen ve AK Parti yönetim anlayışının metodolojisini CHP çatısı altında uygulayan bir Büyükşehir Başkanı profiliyle karşı karşıyadır.
Ve Karşıyaka ile kavga etmesinin bence artık bir tek anlamı var: “Cemil Tugay ruhen ak partiye” gittiğinin göstergesidir…” bu nedenle rozetin ne zaman takacağının Karşıyaka ve İzmir halkı nezdinde pek bir hükmü kalmamıştır.