Yıllardır bu mesleğin içindeyim…
İzmir siyasetinde onlarca belediye başkanı gördüm.
Kimi başarılı oldu…
Kimi hayal kırıklığı yarattı…
Kimi koltuğa oturduğu gün tartışılmaya başladı.
Ama bir belediye başkanının iki yıllık performansı değerlendirilirken, belediyecilikten çok kulislerin konuşulduğu yazılar görünce insan ister istemez durup düşünüyor.
Çünkü belediyecilik dediğiniz şey;
kim kime kırılmış…
kim kimi desteklemiş…
kim masa yumruklamış…
kim kimin arkasından konuşmuş…
bunlardan ibaret değildir.
Tam da bu yüzden sevgili Ümit Kartal’ın Çiğli yazısını dikkatle okudum.
Ve açık söyleyeyim…
Yazının adı “Çiğli’nin iki yılı” olsa da…
İçeriği daha çok CHP Çiğli’nin siyasi kulis günlüğü gibiydi.
Daha girişte niyet belli oluyor zaten.
Ne diyor Kartal?
“Başkanın yüzüne kimse gerçekleri söylemiyor, o görev bize düşüyor.”
Bak sen şu misyona…
Sanki belediyelerde siyasal danışman değil, psikolojik rehber eksikliği var!
İnsan ister istemez soruyor:
Gerçekleri mi anlatacaksınız…
Yoksa CHP kulislerini mi toparlayacaksınız?
Çünkü yazının devamına bakıyorsunuz…
Projeler yok…
Hizmet analizi yok…
Mali tablo yok…
Kent vizyonu yok…
Vatandaş memnuniyeti yok…
Ne var?
“Kılıçdaroğlu kontenjanı…”
“Özgür Özel değişimi…”
“Kim elendi…”
“Kim küstü…”
“Kim birleşti…”
Yani anlayacağınız, retrospektif değil, resmen CHP içi siyasi magazin.
Ama asıl bomba nerede biliyor musunuz?
Çelişkinin tam göbeğinde.
Ümit Kartal diyor ki: “Uygar Yıldırım başarılı bir aday adaylığı kampanyası yürüttü. Sokak röportajları, esnaf ziyaretleri ve sosyal medyanın profesyonel kullanımı etkili oldu.”
İyi güzel…
Peki, sevgili Kartal…
Madem bu kadar profesyonel bir süreç vardı, bu kadar etkili bir kampanya yürütüldü, sokakta bu kadar güçlü bir çalışma yapıldı, O dönem yazılanları hiç mi görmediniz?
Çiğli’yi yakından takip eden bir gazeteci olarak…
Bu kampanyanın nasıl yürüdüğünü gerçekten fark etmediniz mi?
İnsan burada ister istemez şunu düşünüyor: O gün görmeyen gözler, bugün mü retrospektif görüyor?
Bakın…
Gazetecilik başka bir şeydir.
Sonradan olup biteni “ben zaten biliyordum” havasıyla anlatmak başka bir şey.
Hele hele…
Süreç yaşanırken bazı detayları görmeyip, aradan zaman geçince “analiz” diye önümüze koymak…
İşte orada ortaya gazetecilik değil, siyasi pozisyon alma çıkıyor.
Ve kusura bakılmasın…
Bir belediye başkanının iki yıllık performansını değerlendirirken insanların aklına ilk gelen şey hizmet olmalı.
Yol…
Park…
Kent dönüşümü…
Borç yönetimi…
Sosyal belediyecilik…
Krize müdahale…
Vatandaş memnuniyeti…
Ama biz ne okuyoruz?
Kim kimi destekledi…
Kim kime kırıldı…
Kim hangi ekiptendi…
Allah aşkına, bu mu retrospektif?
İzmir’de artık bazı gazetecilerin şunu net şekilde ayırması gerekiyor: “Siyaset analizi yapmak başka, siyasi kulis yazarlığı yapmak başka.”
Çünkü ikisini karıştırdığınız anda…
Ortaya ne tam gazetecilik çıkıyor…
Ne de tam analiz.
Sadece bol çelişkili bir “ben demiştim” hikayesi kalıyor geriye.
Bir de yazının en dikkat çekici kısmı var…
Sevgili Ümit Kartal diyor ki: “Sürpriz şekilde Uygar Yıldırım’ın adı Parti Meclisi’nde açıklanınca örgüt ayağa kalktı…
O akşam oradaydım.”
Bakın… “O akşam oradaydım” cümlesi önemli bir cümledir.
Çünkü gazetecilikte bu cümle şunu anlatır: “Ben sadece duyum yazmıyorum, tanıklık ediyorum.”
Tamam…
Peki o zaman insan daha büyük bir tutarlılık bekliyor, Kartal devam ediyor…
CHP Çiğli İlçe Başkanlığı önünde yüzlerce kişinin toplandığını…
Yolların kapandığını…
Polisle tartışmalar yaşandığını… “Çocuk başkan istemiyoruz” sloganlarının atıldığını anlatıyor.
Sonra ne oluyor?
Uygar Yıldırım’ın adaylığı “yeniden değerlendirilmek üzere” askıya alınıyor.
Yani örgütün baskısı sonuç veriyor.
Ardından Ankara trafiği başlıyor…
Telefonlar…
Kulisler…
Genel Merkez görüşmeleri…
Ve sonunda formül üretiliyor: “Onur Emrah Yıldız başkan olsun, birlikte yürüsünler.”
Buraya kadar anlattıkları doğru olabilir…
Ama asıl mesele şu: Sevgili Ümit Kartal bunu sanki Çiğli tarihinde ilk kez yaşanmış olağanüstü bir siyasi kırılma gibi anlatıyor.
Oysa Çiğli siyasetini gerçekten bilen herkes şunu bilir: Bu film daha önce defalarca izlendi!
Hatırlayalım…
Bir dönem Aziz Buğa atanmıştı, sonra örgütün ve dengelerin baskısıyla Hasan Arslan ismi gelmişti.
Geçen dönem?
Ali Engin atanmıştı…
Tepkiler yükselmişti…
Sonuçta adaylık Utku Gümrükçü’ye verilmişti.
Yani CHP Çiğli’de aday değişiklikleri…
Örgüt baskıları…
Son dakika PM revizyonları…
Ankara’nın geri adımları…
Bunlar yeni şeyler değil ki!
Çiğli siyasetinin adeta “klasiği.”
Şimdi insan ister istemez soruyor: Madem bu kadar “Çiğli’yi yakından takip eden” bir gazetecisin, bu tarihi örnekleri neden yazının merkezine koymadınız?
Çünkü o zaman ortaya dramatik bir “kriz hikayesi” değil…
CHP’nin yıllardır süregelen örgüt refleksi çıkacaktı.
Ama belli ki bazı yazılarda amaç tarihi bütünlüğü anlatmak değil…
Siyasi atmosfer üretmek…
Bakın…
Bir ilçede örgütün aday dayatmasına tepki göstermesi haber olabilir.
Ama bunu sanki sadece bugünkü yönetime özgüymüş gibi anlatırsanız…
İşte orada analiz eksik kalır.
Çünkü gazetecilik biraz da hafıza işidir.
Dünü unutarak bugün anlatılmaz.
Hele Çiğli gibi…
Her aday belirleme sürecinin ayrı bir siyasi deprem ürettiği bir ilçede… Hiç anlatılmaz.
Şimdi durup bir nefes alalım…
Çünkü yazının en ilginç tarafı tam burada başlıyor.
Dikkat edin…
Yazının neredeyse yarısı geçmiş aday krizleri…
Örgüt kavgaları…
Kim kimi destekledi…
Kim kimi istemedi…
Kim kimin arkasından ne konuştu…
Ve biz hala Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız’ın iki yıllık belediyecilik performansına gelememişiz!
Bakın…
Bir belediye başkanının iki yıllık ‘retrospektifi’ yazılıyorsa insan ne bekler?
Yapılan projeleri…
İlçeye katılan hizmetleri…
Mali tabloyu…
Kent vizyonunu…
Sosyal belediyeciliği…
İmar politikalarını…
Vatandaş memnuniyetini…
Ama yazıya bakıyorsunuz…
“Şu bunun arkasından konuştu…”
“Bu buna kırgın…”
“Ortaklık sallanıyor…”
“Birbirlerinin gıyabında ağır sözler söylüyorlar…”
Allah aşkına…
Bu belediye retrospektifi mi…
Yoksa CHP Çiğli backstage kulisi mi?
Ümit Kartal diyor ki: “Onur Emrah Yıldız’ı isteyen az sayıda isim, Niyazi Arslan desteğiyle enkazı kaldırdı.”
Bakın kullanılan dile bakın…
“Enkaz…”
Ortada seçim kaybetmiş bir parti yok.
Belediye AK Parti’ye geçmiş değil.
Çiğli CHP’de kalmış.
Ama kullanılan siyasi atmosfer dili sanki ilçeden Birleşmiş Milletler çıkmış!
Sonra ne diyor?
“Başkanı kimin belirlediği sorusu hala ortada.”
İyi de sevgili Kartal, Türkiye’de hangi belediye başkanı sadece tek bir kişinin kararıyla aday oluyor?
Siyaset dediğiniz şey zaten dengeler işi.
Örgüt var.
Genel merkez var.
PM var.
İl başkanı var.
Milletvekilleri var.
Ankara trafiği var.
Sanki Çiğli’de yaşanan süreç Türkiye siyasetinde ilk kez görülmüş gibi anlatılıyor.
Daha da ilginci şu: Yazının hala hiçbir yerinde Onur Emrah Yıldız’ın nasıl belediye başkanlığı yaptığına dair somut bir analiz yok.
Ne yapılmış?
Ne eksik kalmış?
Hangi projeler başarılı olmuş?
Hangi alanlarda eleştiri var?
Yok.
Ama kulis var.
Dedikodu var.
Arka oda siyaseti var.
İşte tam da mesele bu…
Bazı gazeteciler artık belediyeciliği değil…
Belediye içi ilişkileri yazıyor.
Hizmeti değil…
Fısıltıyı anlatıyor.
Projeyi değil…
Kulis cümlelerini büyütüyor.
Sonra adına da “retrospektif” diyorlar.
Oysa gerçek retrospektif şudur: İki yılın sonunda vatandaş ne hissetti?
Çiğli’de yaşam kolaylaştı mı?
Borç azaldı mı?
Kent nefes aldı mı?
Belediye hizmet üretebildi mi?
Gazetecilik biraz da bunu sormaktır.
Yoksa herkes kulis bilir.
İzmir siyasetinde bir çay ocağına oturun…
İnanın size bir günde beş tane “retrospektif” çıkarırlar.
Ve nihayet…
Yazının ortalarında sevgili Ümit Kartal bize müjdeyi veriyor: “Biz adaylaşma sürecine dair özetten sonra Çiğli’nin iki yılının röntgenine dönelim.”
Şükür dedik…
Sonunda belediyeciliğe geldik.
Ama orada da bizi yine kulis değil…
Bu kez tam anlamıyla “siyasi hafıza problemi” karşıladı.
Kartal ne yapıyor?
Bir anda Yeşilçam’a bağlayıp Banker Bilo örneği veriyor…
Maho’nun “Sor bakalım niye yaptım” repliği üzerinden Başkan Onur Emrah Yıldız’ı eleştirmeye başlıyor.
Ve diyor ki: “Göreve gelince işten çıkarma yapacak mısınız?” diye sordum.
Başkan da: “Bizim dünyaya bakışımızda emekçinin ekmeğiyle oynamak olur mu?” dedi.
Ama mazbatayı alır almaz işten çıkarmalar başladı.
Bak bak bak…
Bir anda karşımızda tam bir emek savunucusu gazeteci profili çıktı!
İşçinin yanında duran…
Emekçinin hakkını savunan…
İşten çıkarmalara tepki gösteren bir Ümit Kartal…
İyi güzel de sevgili kardeşim…
Hayat gerçekten garip tesadüflerle dolu.
Çünkü aynı Çiğli’de…
Geçmiş dönemde Utku Gümrükçü göreve geldikten sonra işçi çıkarmaları başladığında…
Ben buna itiraz ettiğimde…
Sen ne diyordun hatırlıyor musun?
“Bunlar bankamatik işçi…”
Yani o gün işten çıkarmaları savunuyordun.
Bugün ise aynı mesele üzerinden vicdan ve emek edebiyatı yapıyorsun.
İşte mesele tam da bu.
Eleştiri yapmak başka şey…
Pozisyona göre ilke değiştirmek başka şey.
Eğer işçi çıkarmak yanlışsa…
Dün de yanlıştı.
Eğer bugün “emekçinin ekmeğiyle oynanmaz” diyorsan…
Dün de aynı şeyi söylemen gerekiyordu.
Ama bizde bazı yorumcuların ilkeleri sabit değil…
Dönemin siyasi iklimine göre güncelleniyor.
Dün “bankamatik” denilen işçi…
Bugün “emeğin kutsallığına” dönüşüyor.
Dün normal görülen tasfiye…
Bugün “180 derece dönüş” oluyor.
İnsan da ister istemez soruyor: Sorun gerçekten işçi meselesi mi?
Yoksa kimin işçiyi çıkardığı mı?
Çünkü Türkiye’de bazı siyasi yorumların özeti artık şu hale geldi: “Bizimkiler yaparsa reorganizasyon, başkası yaparsa emek düşmanlığı.”
İşte sevgili Ümit Kartal’ın yazısındaki en büyük çelişki de burada ortaya çıkıyor.
Sonuçta sevgili Ümit Kartal’ın yazısını okuyunca şunu anlıyoruz: Çiğli’de kim kime kırılmış, kim kiminle küsmüş, kim masaya vurmuş, vs vs vs … Hepsini öğreniyoruz.
Ama iki yılda Çiğli’ye ne yapılmış?
Onu öğrenemiyoruz.
Yazının adı “Çiğli’nin iki yılı” ama içeriği daha çok “CHP Çiğli’nin dedikodu defteri.” gibi…