10 Ocak Gazeteciler Günü…
Ama lütfen…
Kimse bana İzmir’de gazeteciliğin “özgürlüklerin dibine kadar yaşandığı” bir alan olduğunu anlatmasın.
Anlatmasın çünkü ayıp oluyor.
Hem de gözümüzün içine baka baka ayıp oluyor.
Bugün mikrofonun başına geçip;
“Basın özgürlüğü”,
“İfade özgürlüğü”,
“Gazetecinin eleştiri hakkı”,
“Demokrasi vazgeçilmezimizdir”
gibi süslü cümleler kuracak olanlara peşinen söyleyeyim:
Bizi kandırmaya çalışmayın.
Çünkü biz o cümlelerin arkasını biliyoruz.
Mesela…
Gazeteciler Günü programlarına nasıl davet edildik biliyor musunuz?
Ne nezaket var,
ne muhatap alınma hissi…
Bir mail atılmış.
Bazen o da yok.
SMS gelirse şanslısın.
Evet evet…
Bir SMS.
Bu bile, İzmir’de gazetecilere verilen değeri anlatmaya tek başına yeter de artar bile.
Bir de işin daha “komik” tarafı var.
Aynı kürsülerden özgürlük nutukları atanlar…
Eleştirilince ne yapıyor biliyor musunuz?
– Belediyenin ilanını kesiyor.
– Art arda davalar açıyor.
Telefonlar susuyor.
Kapılar kapanıyor.
“O gazeteciyle çalışmayın” fısıltıları başlıyor.
Ama kürsüye çıkınca?
Özgürlük aşığı.
Demokrasi sevdalısı.
Basın dostu.
Kusura bakmayın ama bu tabloya ancak gülünür.
İzmir’de bugün en çok “basın özgürlüğü” diyenler,
en çok basınla kavga edenler.
En çok “ifade özgürlüğü” diyenler,
en az eleştiriye tahammülü olanlar.
En çok “gazeteci başımızın tacıdır” diyenler,
ilk fırsatta gazeteciyi cezalandıranlar.
O yüzden bu yıl 10 Ocak’ta şunu netleştirelim:
Sorunumuz özgürlük değil,
sorunumuz samimiyet.
Gazeteciler Günü’nü kutlamak kolay.
Gazeteciye katlanmak zor.
İzmir’de mesele tam olarak bu.
Ve biz, bu samimiyetsizliğin altını çizmeye devam edeceğiz.
Davayla, ilan keserek, SMS’le, suskunlukla susturulamayacak kadar uzun zamandır bu mesleğin içindeyiz.
Kutlama istemiyoruz.
Alkış da istemiyoruz.
Sadece dürüst olun.
Bu bile yeter.