Marka mı arıyorsun, emek mi?
Yoksa sahnede rol mü kapıyorsun Mustafa Bey?
Bazı insanlar vardır…
Size cevap veriyor gibi görünürler.
Ama aslında aynaya bakıp kendilerini alkışlarlar.
Ben bir yazı yazdım.
Konusu gayet açıktı.
Ortada bir marka vardı.
O markanın bir geçmişi vardı.
Bir emeği vardı.
Bir birikimi vardı.
Bir hafızası vardı.
Bir de o emeğin üstüne sonradan yapılan bir hamle vardı.
Ben de tam buna dikkat çektim.
Dedim ki: Bir isim, yıllardır sokakta, dijitalde, kamuoyunda, reklam panolarında, sosyal medyada, hafızalarda yer etmişse…
Siz kalkıp o isim için, üstelik başka sınıflardan da olsa, sonradan başvuru yapıyorsanız…
Burada “hukuki kılıf” tartışılır belki…
Ama ahlaki mesele çok nettir.
Şimdi dönüp bakıyoruz…
Ne olmuş?
Benim yazıma cevap vermesi gereken zat, yazının özüne cevap vermek yerine oturmuş kendisini anlatmış.
Yok efendim 1992’den beri gazetecilik yapıyormuş.
Yok efendim şu gazetede çalışmış, bu gazetede görev almış.
Muhabirlik yapmış.
Editörlük yapmış.
İstihbarat şefliği yapmış.
Yazı işleri müdürlüğü yapmış.
İyi de kardeşim…
Ben senin gazeteciliğini sorgulamadım ki.
Ben sana “gazeteci değilsin” demedim ki.
Tam tersine…
İyi gazeteci olduğuna ben de kefilim.
Adını yazdığın yerde okunursun da.
Bunun için kimsenin itirazı yok.
Ama mesele bu değil.
Mesele senin kaç yıllık gazeteci olduğun da değil.
Mesele, senden aylar önce tescil süreci başlamış, yıllardır kamuoyunda karşılığı oluşmuş bir isme neden bu kadar ısrarla yanaştığın.
İşte cevap verilmesi gereken yer tam burası.
Ama oraya gelince bir suskunluk…
Oraya gelince bir duman…
Oraya gelince top çevirmeler…
Bir de ne diyor?
“Umutoğulları’nın kim olduğunu Google’a yazın, sorun, öğrenin.”
Bak sen şu zarafete.
Bak sen şu üst perdeden konuşmaya.
Bak sen şu küçümseyici satır aralarına.
Sevgili Mustafa Yılmaz…
İnsan bazen karşısındakini küçümsemeye çalışırken kendi derdini ele verir.
Ben kendimi anlatmak zorunda değilim.
Ama madem mevzu oraya çekildi, iki cümle de ben kurayım.
Uzun zamandır bu mesleğin içindeyim.
2009’dan bu yana Egepostası’nın kurucusuyum.
TV35 ve NEO TV gibi iki televizyonda yönetim kurulu başkanlığı yapmış biriyim.
Bugün İzmir medyasında çalışan birçok gazeteci bizim mutfağımızdan çıktı.
Biz bu meslekte sadece haber yapmadık.
İnsan yetiştirdik.
Alan açtık.
Okul olduk.
Ama dönüp de her cümlenin başına kariyer dizmedik.
Her eleştiriye özgeçmişle cevap vermedik.
Her tartışmada “Ben kimim biliyor musun?” tonuna sığınmadık.
Çünkü biliriz: Gazetecilik, insanın kendini pofpoflama sanatı değildir.
Gazetecilik, meseleye cevap verme işidir.
Şimdi sadede gelelim.
Sen benim yazımın merkezindeki soruya cevap vermedin.
Şunu söylemedin: “Evet, bu isim benden önce vardı ama ben şu gerekçeyle başvurdum.”
Şunu da söylemedin: “Bu isim yıllardır başka bir yapıyla özdeşleşmiş olabilir ama benim burada ahlaki bir hassasiyetim var.”
Onun yerine ne yaptın?
Kendini anlattın.
Geçmişini sıraladın.
Bana laf çarptın.
İmalı cümleler kurdun.
Peki sonuç?
Asıl mesele yine ortada kaldı.
Bak Mustafa Bey…
İyi gazeteci olmak başka şeydir.
Başkası tarafından yıllarca büyütülmüş bir isim etrafında hak iddiasına girişmek başka şeydir.
Bunları birbirine karıştırmayalım.
Senin gazeteciliğin ayrı bahis…
Ama senden dört ay önce alınmış bir marka başvurusunun ardından, aynı isim etrafında başka maddelerden müracaatta bulunmak…
Benim gözümde de, vicdanımda da, kamuoyunun sağduyusunda da başka bir yere çıkmaz.
Adı ne olursa olsun…
Bunun kokusu hoş değildir.
Çünkü mesele sadece hukuk değildir.
Mesele emektir.
Mesele alın teridir.
Mesele yılların inşasıdır.
Mesele şudur: Ortada yıllardır büyüyen bir sahne varsa…
O sahneye sonradan çıkıp başrolü kapmaya çalışmak, gazetecilik refleksi değil, düpedüz rol çalma hevesidir.
Tam da bu yüzden ben buna hala aynı yerden bakıyorum: Bu iş, ince bir hukuki manevradan çok…
Kalın bir emek tartışmasıdır.
Ve kusura bakılmasın…
Yıllardır İzmir sokaklarında reklamı yapılmış, hafızalara kazınmış, dijitalde karşılığı oluşmuş bir isme sonradan uzanan el, bana gazetecilik cesareti değil, 'hazıra konma ısrarı' gibi görünüyor.
O yüzden mesele marka değil Mustafa Bey.
Mesele çok daha basit.
Kimin kurduğu değil…
Kimin büyüttüğü meselesi.