Şimdi duralım.
Bir nefes alalım.
Ve şu soruyu sakin sakin soralım: Bu yaşanan sadece bir “görevden alma” mıydı?
Yoksa CHP’nin örgüt hafızasında açılan derin bir çatlak mı?
CHP Genel Merkezi tarafından görevden alınan Çağdaş Kaya,
resmi yazı bile gelmeden “Ben bu tartışmayı örgüt taşımayayım” diyerek
yönetimiyle birlikte istifa etti.
Etti etmesine ama…
CHP örgütleri bu meseleyi yutmadı.
Çünkü bu iş,“basit bir idari tasarruf” olarak görülmedi.
Tam tersine…
CHP İÇİNDE BİR HESAPLAŞMA OLARAK OKUNDU.
Neden mi?
Çünkü Çağdaş Kaya, çok değil, kısa süre önce İzmir İl Başkanlığı için örgütün ciddi bir bölümünün desteğini almıştı.
Aday olmak istedi.
Ama sonra ne oldu?
Bizzat Özgür Özel devreye girdi.
Telefon açıldı.
Ve Çağdaş Kaya adaylıktan çekildi.
Sonuç?
İl başkanlığına tek aday girdi: Çağatay Güç
Ve koltuğa oturdu.
İşte o gün, CHP’nin omuzlarında sessiz bir yük kaldı.
Adı şuydu: Vicdani borç.
ÇÜNKÜ ÇAĞDAŞ KAYA SIRADAN BİR İSİM DEĞİLDİ.
Buca’da üç yerel seçim.
Üçünde de CHP kazandı.
Örgütün başında hep o vardı.
Uzun yıllar partisine hizmet etmişti.
Sahada vardı.
Sandıkta vardı.
Örgütte vardı.
CHP’lilik açısından “önemli” değil, temsil gücü olan bir isimdi.
Abartı mı olur bilmiyorum ama şunu söylemek yanlış olmaz:
Çağdaş Kaya,
CHP’li doğmuştu.
CHP’li yaşamıştı.
Ve CHP’nin kimliğini temsil eden figürlerden biriydi.
PEKİ NE OLDU?
Seçilerek gelmiş bir ilçe başkanı,MYK kararıyla, bir imzayla,kolayca gönderildi.
Ve işte tam burada durup sormak gerekiyor:
- CHP’nin demokrasi vurgusu nereye gitti?
- Örgüt iradesi hangi ara devre dışı kaldı?
- Sandığın değeri, imzanın gerisine ne zaman düştü?
Bu tablo şunu söylüyor: Artık sokağın sesi değil, örgütün nabzı değil, merkezin takdiri belirleyici.
YANİ NEYE GEÇİLDİ?
Örgütlü mücadeleden,teslimiyetçi örgüt modeline…
Seçilmişlerden,atanmışlara…
Sokağın siyaseti yerine, liderin kolları arasında şekillenen bir örgüt yapısına…
Bu bir ilçe başkanı meselesi değil.
Bu bir Buca meselesi hiç değil.
Bu, CHP’nin gelecekte nasıl bir parti olacağının küçük ama çok net bir fotoğrafı…
Ve o fotoğrafta şu soru asılı duruyor: CHP, kendi örgütüne rağmen mi yol yürüyecek, yoksa örgütüyle birlikte mi?
Cevabı bugün değil belki, ama bu tür kararlar yarının CHP’sini çoktan yazmaya başladı bile.
CHP’nin eski Milletvekili Atilla Sertel “bu yapılan doğru ise, yargısız infaz” demiş…
Bu sözler boşuna söylenmedi.
Bu cümleler bir duygusal tepki değil, CHP’nin genetik koduna yapılan bir hatırlatmaydı.
Çünkü CHP, “yargısız infaz” denildiğinde durup düşünmesi gereken bir partidir.
Çünkü CHP, seçilmişlerin bir imzayla silindiği bir yer olmamalıdır.
Bugün mesele Çağdaş Kaya değildir sadece.
Bugün mesele şudur:Bir parti, kendi iç demokrasisini askıya alarak hangi totaliter anlayışa karşı mücadele edebilir?
Sokağa “hukuk” diye çıkıp, örgüte “itaat” dayatılır mı?
Birlikten söz edip, örgütün iradesini yok sayarak hangi birlik korunabilir?
Eğer bu haber doğruysa, sadece bir ilçe başkanı kaybedilmez.
Eğer bu haber doğruysa, CHP’nin “seçimle gelen seçimle gider” iddiası da ağır yara alır.
Ve en acısı ne biliyor musunuz?
Totaliter rejime karşı mücadele ettiğini söyleyenlerin, kendi içlerinde totaliter refleksler üretmeye başlamasıdır.
O yüzden bu sözler bir temenni değil,bir uyarıdır.
CHP, kendi vicdanını kaybederse başkasına demokrasi anlatamaz.
Bu kadar net.