Bakın…
Bazen bir plaket, sayfalarca rapordan daha çok şey anlatır.
Bazen bir sahne, uzun nutukların önüne geçer.
Geçtiğimiz günlerde, kurucuları arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İsmail Kahraman’ın bulunduğu Birlik Vakfı 40 yaşına bastı.
Öyle pasta mumu üfler gibi değil…
Devlet erkanı, iş dünyası, sivil toplum…
Herkes orada.
Ama gecenin fotoğraf karesine kazınan an neydi derseniz; Cevap net: İzmirli bir iş insanı…
Sessiz, gösterişsiz, kulak tırmalamayan bir isim: Nazım Torbaoğlu.
Plaket kime veriliyor?
Nazım Torbaoğlu’na.
Plaketi kim veriyor?
Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan.
Şimdi duralım…
Bir an düşünelim.
Bu ülkede iş dünyasında görünür olmak için ne yapılır?
Yüksek sesle konuşulur.
Her açılışta en önde durulur.
Her fotoğrafa girilir.
Her mikrofon uzatıldığında konuşulur.
Ama bazı isimler vardır…
Bağırmadan duyulur.
Görünmeden görünür olur.
Nazım Torbaoğlu tam da bu kategoride.
Birlik Vakfı gibi 40 yıllık bir yapıda, “katkı sunanlar” listesine girmek kolay değildir.
Orada isim yazdırmak için vitrin değil, emek gerekir.
Reklam değil, istikrar gerekir.
Günü kurtarmak değil, uzun yol yürümek gerekir.
O yüzden bu plaket, “Bir iş insanına plaket verildi” haberi değildir.
Bu plaket “İzmir’den çıkan bir ismin, Ankara’da karşılık bulmasıdır.”
Bu plaket, “Gürültüyle değil, süreklilikle yol alanların da görüldüğünün” ilanıdır.
Ve evet…
Bu ülkede bazen çok konuşanlar değil, doğru yerde susanlar kazanır.
Nazım Torbaoğlu’nun aldığı plaketin anlattığı tam olarak budur.
Bazen köşe yazısı yazarken uzun uzun analiz yapmaya gerek kalmaz.
Bir konuşma gelir, masaya oturur.
Bir cümle gelir, her şeyi anlatır.
İşte Nazım Torbaoğlu’nun Birlik Vakfı’nın 40’ıncı yılında yaptığı konuşma tam olarak buydu.
Ne dedi Torbaoğlu?
“Bu plaketi, vakfa emeği geçen, taş üstüne taş koyan herkes adına alıyorum.”
Bakın…
Bu ülkede plaket alanların büyük kısmı ne yapar?
Plaketi kendine yazar.
Hikâyeyi kendine kurar.
Başarıyı tek başına sahiplenir.
Torbaoğlu tam tersini yaptı.
Plaketi cebine koymadı, kalabalığın ortasına bıraktı.
Ve devam etti: “Bu yapı benim için her zaman bir sorumluluk ve gönül meselesi olmuştur.”
Bu cümle önemli.
Çünkü “sorumluluk” dediğiniz şey, mecburiyet içerir.
“Gönül” dediğiniz şey ise çıkar hesabı yapmaz.
İşte bu iki kelime yan yana gelince,
ortaya sponsorlu bir ilişki değil,
samimi bir bağlılık çıkar.
Bir de teşekkür kısmı var.
Hani klişe olur ya…
“Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ederim” deyip geçilir.
Ama burada o teşekkür, protokol cümlesi gibi durmuyor.
Çünkü plaket, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından veriliyor.
Çünkü Birlik Vakfı’nın kurucuları arasında Erdoğan ve İsmail Kahraman var.
Çünkü bu sahne, sıradan bir STK gecesi değil.
Torbaoğlu’nun konuşması bize şunu söylüyor:
Bu plaket, “ben buradayım” deme plaketi değil.
Bu plaket, “ben bu yolun bir parçasıyım” deme plaketi.
Ve asıl vurucu cümle en sonda geliyor: “Bundan sonra da aynı inanç ve sorumlulukla devam edeceğim.”
Bu cümle şudur:
Bir final değil.
Bir başlangıçtır.
Kısacası…
Nazım Torbaoğlu’nun konuşması gösteriyor ki;
Bazıları plaket alır ve dosyayı kapatır.
Bazıları plaket alır ve dosyayı daha yeni açar.
Bu farkı görmek için alkışa değil, dikkatli bakmaya ihtiyaç var.