Koç Grubu kalkmış, İzmir’in tam göbeğine, Balçova’ya 150 milyon dolarlık dev bir yatırım yapmış.
İzmir Amerikan Hastanesi… 282 yataklı, modern, iddialı, kentin sağlık altyapısına ciddi katkı sunacak bir kurum hizmete açılıyor.
Normal şartlarda konuşulması gereken ne?
Bu yatırımın İzmir’e ne katacağı, Balçova’nın bundan nasıl etkileneceği, Sağlık alanında kentin nasıl bir kazanım elde ettiği…
Ama hayır…
Biz yine memleket klasiğine teslim olduk.
Böylesine büyük bir yatırım, Rahmi Koç’un kürsüde anlattığı o talihsiz “Kürt kadın hasta” fıkrasının gölgesinde kaldı.
Sosyal medya bir anda alev aldı, herkes kendi mahallesinden, kendi penceresinden, kendi siyasi hesabından pozisyon aldı.
Kimi haklı bir hassasiyetle tepki gösterdi, kimi de fırsatı görür görmez baltayı kaptı.
Çünkü bu ülkede bazıları için mesele hiçbir zaman olayın kendisi değildir.
Mesele, o olaydan kime nasıl vurulacağıdır.
GÜLENLER NEYE GÜLDÜ?
Bir de meşhur fotoğraf karesi var.
Eski Başbakan Binali Yıldırım, İzmir Valisi Süleyman Elban, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit ve daha onlarca önemli konuk vardı…
Ve fotoğrafta herkes gülüyor.
Peki, gerçekten neye gülüyorlar?
O fıkrayı duyup, anlayıp, içeriğini onaylayarak mı gülüyorlar?
Ki “ben buna inanmıyorum,” hem de zerre kadar inanmıyorum.
O ortamı bilen bilir.
Kalabalık, uğultu, protokol trafiği, konuşmada ki mesafe…
Üstelik Rahmi Koç gibi yaş almış bir ismin kısık ve zaman zaman zor duyulan bir sesle konuştuğu bir ortamdan söz ediyoruz.
Şimdi kalkıp da o karedeki herkesin, anlatılan fıkranın her kelimesini net biçimde duyduğunu, kavradığını, üstüne bir de bilinçli şekilde kahkaha attığını iddia etmek, kusura bakmayın ama gerçeği değil, niyeti gösterir.
Ortada daha basit, daha insani, daha gerçekçi bir durum var: Sahnede önemli bir isim bir şey anlatıyor, konuşmanın tonu fıkra tonu, kalabalıktan gülme sesi geliyor.
Protokol de çoğu zaman yaptığı şeyi yapıyor: Nezaketen gülümsüyor.
Hepsi bu.
Buradan koca koca siyasi hükümler çıkarmak, insanları mahkum etmek, hele hele bir belediye başkanını linç sehpasına koymak, olsa olsa fırsatçılıktır.
ONUR YİĞİT’E SORDUM
Bu işin hedef tahtasına oturtulan isimlerinden biri de Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit oldu.
Çünkü ev sahibi…
Çünkü karede var.
Çünkü gülmüş görünüyor.
Ve çünkü bazıları için bu kadarı yeterli.
Açtım telefonu, sordum: “Başkan, ne iş?”
Yaşananları konuştuk. Başkanın söylediklerini aynen aktarıyorum:
“Yaşananlardan dolayı gerçekten çok üzgünüm. İlçemize yapılan bu yatırımın Balçova’ya katacağı değer o kadar büyük ki, aslında bunun için büyük bir mutluluk içindeydim. Bu görkemli açılışın böylesine talihsiz bir olayın gölgesinde kalması beni derinden yaraladı.”
Devam etti:
“Beni tanıyan herkes bilir. Ben siyasi bir aileden geliyorum. Benim ve ailemin bu tür hassas meselelere nasıl baktığını, insan haklarına ve eşitliğe dair dünya görüşümüzü bütün Balçovalılar çok iyi bilir.”
Ve en kritik cümle:
“Oradaki konuşmayı inanın anlayamadım. Kalabalıkta ses net gelmiyordu. İnsanlar gülünce, ben de o anki atmosferin verdiği refleksle eşlik edip güldüm.”
Bitti…
Bu kadar net…
Buna rağmen hala meseleyi sündürüp Onur Yiğit üzerinden siyasi infaz yapmaya çalışanların derdi başka.
MESELE HASSASİYET DEĞİL, HESAP
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım.
Rahmi Koç’un anlattığı fıkra talihsiz midir?
Evet.
Tepki gösterenlerin hassasiyeti anlaşılır mıdır?
Evet.
Toplumun etnik kimlikler üzerinden kurulan esprilere mesafe koyması gerekir mi?
Kesinlikle evet.
Ama bütün bunlar ayrı, orada ne söylendiğini duymadığı halde refleksle gülümseyen bir belediye başkanını hedef tahtasına çakmak ayrı.
Bir olaydan ahlaki sonuç çıkarmak başka şeydir.
Bir olaydan siyasi malzeme çıkarmak başka şeydir.
Bugün yapılan tam olarak ikincisidir.
Bazıları belli ki şunu görmüş: “Fotoğrafta Onur Yiğit de var. Gülüyor gibi görünüyor. Tamam, buradan yürürüz.”
İşte bunun adı hassasiyet değil, bunun adı “siyasi fırsatçılıktır.”
Hem de en süzmesinden.
AYIPTIR, İNSAFTIR
Onur Yiğit o fıkrayı anlatmadı.
O fıkrayı tasarlamadı.
O fıkrayı savunmadı.
O fıkranın içeriğine dair tek kelime etmedi.
Ama şimdi birileri, sanki bütün organizasyonun amacı o fıkrayı alkışlatmakmış gibi, sanki Onur Yiğit kürsüye çıkıp o sözleri bizzat söylemiş gibi saldırıyor.
Yapmayın.
Bu kadar da ucuz olmayın.
Bir insanın yıllardır bilinen duruşunu, “ailesinden gelen siyasi kültürünü, insan hakları ve eşitlik konusundaki çizgisini yok sayıp, bir saniyelik fotoğraf karesinden hüküm kurmak gazetecilik de değildir, siyaset de değildir, ahlak da değildir.” Bu, düpedüz linç iştahıdır.
Daha da açık söyleyeyim:
Balçova’ya yapılan büyük bir yatırımı konuşmak yerine, o yatırımın ev sahibi belediye başkanını bir fotoğraf karesinden mahkum etmeye çalışmak İzmir’e de haksızlıktır, Balçova’ya da haksızlıktır, Başkan Onur Yiğit’e de haksızlıktır.
Rahmi Koç’un anlattığı fıkra eleştirilir, Eleştirilmeli de.
Ama bu eleştirinin hedefi şaşarsa, mesele hak arayışı olmaktan çıkar, “siyasi avcılığa” dönüşür.
Bugün yapılan da ne yazık ki budur.
Birileri yine hassasiyet perdesinin arkasına saklanıp siyasi hesap görüyor.
Ve kusura bakmasınlar…
Bu film artık çok eskidi.
Kimse kimseyi aptal yerine koymasın.