MENÜ
İzmir 21°
Ege Postası
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Siyaset mi sanat mı?
Semra Kocabaş
YAZARLAR
7 Ağustos 2020 Cuma

Siyaset mi sanat mı?

Siyaset deyince aklıma malum başkanlık sistemi geldi bir an. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milleti için uygun mudur? Diye düşünmeden edemediğim bir durum bu…

Nerden aklıma geldi şimdi birden siyaset deyince başkanlık sistemi, oysa yazmayı planladığım şey Babacan ve Davutoğlu’nun kurduğu yeni partiler ve olma ihtimali olan erken seçimle ilgili idi…

İçimin bir yanı erken seçim isterken (ki burada bencil düşünüyorum, tamamen kendim için), içimin diğer yanı da, devletim ve milletim adına erken seçimin uygun olmadığı kanısında. Ülkemi zarara sokacak, kaosa sokacak hiçbir şeyi istemiyorum…

Yeni kurulan partiler şurada dursun ama şu başkanlık sistemi konusu en azından yazıya girizgah için daha iyi gibi geldi bana. Meclisimizde oturtulan sistemi bilen belki de alışan biri olarak ve milletimiz için hala uygun olduğuna inandığım eski sistemi savunanlardanım ben. Birde geri kafalı bir durumum da var, tutucu… Tutuculuğum alışkanlıklara dair. Oturmuş düzenlere dair. Ezber bozulmasından hoşlanmayan yanım bir türlü kabul edemiyor diyebilirim. Üstelik kime göre neye göre doğru ve gerçekten istenen ve yapılması bizler için yararlı bir oluşum mu, durum mu? Nerede bilimsel alt yapı ve açıklamalar benim gibi meraklılarına dair. Yoksa bunun adı zorlama olmaz mı? Ki biz Türk milleti olarak dayatmaları sevmeyen bir milletiz, tarihin tozlu rafları böyle söylüyor…

Yoksa herkes istiyor da benim mi haberim yok. Herkes istemiyorsa nasıl yapılabiliyor zorla mı? Kafamızda yine deli sorular. Ama görünen o ki, bizim ne düşündüğümüzün pek de önemi yok. Benim ki de lafı güzaf…

Neyse girizgâhı yaptıktan sonra, yeni kurulan partilere de başarılar diledikten sonra ve erken seçim olursa umarım bizimde istek ve dileklerimiz, seçim bahanesine gerçekleşir diyerek bir an önce sanata geçmek istiyor bir yanım…

Aşktan bahsettik, sevgiden…

Dertlendik, dertleştik zaman zaman… Hepimizin başında bazen kavak yelleri esiyor orası kesin. Ama bir de ayrılıklar var ki, sevdaya dâhil olanlar…

Anlayan anladı sanıyorum. Çok sevdiğim Atilla İlhan’a atıfta bulunmadan duramayacağım. Aşkı en güzel anlatan dahası ayrılığı aşka dâhil eden şair…

Okuduğumdan beri kendisini, ayrılıkları hep aşka dair etmişimdir bende. Örnek aldığım kesin. Nasıl bir ruhsun sen, saygıyla önünde eğiliyorum Sayın Atilla İlhan…

İzmirli şair… İzmir’in suyundan mıdır havasından mıdır nedir bilmem ama şairler-yazarlar-kısaca birçok sanat alanında insanı yetiştirmiş bir memleket burası… İşte Atilla İlhan’da bunlardan sadece bir tanesi…

Bu şair yazar tayfasında bir özgürlük, bir asilik durumu hep söz konusu. Sonra kaçıp gitmeler başka ülkelere, başka kültürlere doğru… Eee Atillah İlhan durur mu? Fırtınalı okul hayatı, tutuklamalar derken gelsin Paris günleri…

Düşünmek hep mi suç, yazmak hep mi suç? Eee o zaman demokrasi neresinde bu ülkenin? Neyse…     

‘Ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi aklımda tutuyorum’ diyen, hafızalarımıza bu dizeleri kazıyan Atilla İlhan… / şiir yeteneğini babasından aldığı kesin…

Ortak bir yönümüz olduğu kesin, dergiler-gazeteler. İlgi alanlarımız aynı, tabi biz onun gibi şair olamadık, ruhumuz zamanla kana bulandı, yazamadık, orası da ayrı bir konu…

Sonra dediler ki, senin kaleminden kan damlıyor… / Gel de içme şimdi…

Biz yine aynı şiiriyle devam edelim ve diyelim ki;

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum, bilemezsin…

(Atilla İlhan)

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege Postası