Ömrümün, 60 yılını verdiğim politika sokağında, düşüncesinden ilkelerinden hiçbir koşulda bir adım bile geri atmayan aydınlık yüzlü politikacılar, dün olduğu gibi bu günde CHP değirmeninde öğütülerek saf dışı edilmeye devam edilmektedir.
1980’lerden günümüze değin CHP’de noktası virgülü değişmeden yaşanılan bu süreç, partinin içinde köhnemiş itibar suikastçılarının kendilerine has yöntemleriyle, ülkemizin geleceği için umut vadeden siyaset adamlarını kulvar dışına itme çabaları gerçek sosyal demokratların işi değildir.
Dürüstlüğü ve beyefendiliği ile gönlünü, halkın gönlüne yaslamayı başarmış nice siyaset adamı, CHP’nin karanlık gizemli kuytularında kişisel ikballeri için pusuya yatmış koltuk düşkünü siyaset bezirgânlarına yem edilmesi siyaseten etik değildir.
Bir de topluma hizmet etmek için halkın oyuyla seçilerek göreve gelen partilisini, CHP’li olmanın sorumluluğu ile kişiliğine onuruna ve ahlaki değerlerine saygı göstererek yapılan masum eleştirilere hiç kimsenin sözü olamaz.
Demokrasinin kültürünü özümsemiş bir siyaset insanı, kimliği, kökeni ve rengi ne olursa olsun, herhangi bir kişi için eleştiri hakkını kullanırken, düşmanı bile olsa o kişinin de bir insan olduğunu unutmaması siyaseten ahlaklı bir davranıştır.
Gündemimize gelince, uzun süredir beri yapılan bütün anketlerde tartışmasız birinci parti durumundaki CHP’de beklenmedik şekilde iç dinamikleri arasında başlayan koltuk savaşı nedeniyle içine düştüğü bölünmüşlük hali bir harakiriden farkı yoktur.
Sözün özü,
Türk siyasi yaşamının unutulmayan ünlü devlet adamı Sayın Erdal İnönü, Ankara’da partisinin önde gelen yöneticileriyle akşam yemeği için gittiği bir lokantada yanına gelen garsonun, “Ne almak istersiniz efendim?” sorusuna, “Teşekkürler; biz birbirimizi yiyeceğiz.” diye cevap verir.
Sayın Erdal İnönü’nün, tarihe mal olmuş bu anekdotuyla, Avusturyalı ünlü besteci Franz Schubert’in yarım kalan bir aşkı betimlediği, “Bitmeyen Senfoni”si gibi CHP’de yıllardır sürüp gelen bu bölünmüşlüğün oyuncularına ancak selam durulur!