İzmir siyasetinde uzun zamandır böyle bir cümle duyulmamıştı.
Hele ki bir AK Partili siyasetçinin, bir CHP’li büyükşehir belediye başkanına bu kadar sert yüklenmesi…
Hele ki suçlamanın merkezinde “yalancılık” gibi ağır bir ithamın olması…
Evet, aynen öyle: AK Parti Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyüp Kadir İnan, NEO TV ekranlarında öyle bir konuşma yaptı ki…
İzmir’in siyaset koridorlarında kulisler bir anda alev aldı.
Çünkü İnan, lafı eğip bükmedi.
Cümlenin etrafında dolanmadı.
Tam aksine, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ı, öyle bir yere koydu ki…
Sadece AK Partili seçmenin değil, CHP’lilerin bile nefesi bir saniyeliğine kesildi.
Ne dedi Eyüp Kadir İnan?
“Cemil Bey’in tek bir konuda cesareti var: Kendi önceki dönemini büyük bir cesaretle savcılığa gidip ihbar etmek. Başka bir cesaretini görmedik.”
Bakın, bu öyle sıradan bir politik eleştiri değil,bu, “Seni kendi tabanının önüne atıyorum” cümlesinin diplomatik olmayan versiyonu.
Bu, “Kollarını değil, tüm savunmanı açıyorum” çıkışının politik jargonu.
Yetmedi…
Kadir İnan, vitesi yükseltti.
Siyaset sosyolojisinde “Bu kadarı da söylenmez artık” denecek noktaya sabah kahvesini içmeden ulaştı.
Ne dedi?
“Cemil Tugay dış krediler konusunda yalan söylüyor.”
“Bu büyük bir yalan.”
“Cumhurbaşkanımız İzmir’e pozitif ayrımcılık yaptı.”
“350 milyon euroluk krediyi biz onay aşamasına getirdik.”
“Sorun Tugay’ın beceriksizliği, SGK borçlarını ödememesi.”
“Bunlarda öyle bir cibilliyet yok.”
Evet, yanlış duymadınız. “Cibilliyet” kelimesi geçti.
Siyaset dediğin zaten uzun süredir nezaketle yürümüyor ama bu sefer mevzu nezaket sınırının çok ötesine geçti.
Ve final vuruşu…
“İzmirlilerin yüzde 75’i Tugay’dan memnun değil. İtibarı yok. Yalan söylemekten vazgeçsin.”
Bakın Sevgili okuyucular uzun yıllardır ben gazeteciyim.
Yıllardır politika sahnesini izlerim, gerginlik gördüm, tartışma gördüm, ağır eleştiri gördüm, ama bir CHP’li büyükşehir belediye başkanına, bir siyasetçi tarafından bu kadar doğrudan, bu kadar sert ve bu kadar kişisel bir yüklenme…
Hatırlamıyorum.
Ve gelelim isin can alıcı noktası…
Bu ağır sözlerin, bu yıkıcı suçlamaların, bu “siyasetin atom bombasının” ardından Cemil Tugay’dan tek bir kelime çıkmadı.
Tek.
Bir.
Kelime.
Siyasette bazen susmak, en ağır itiraftır.
Bazen susmak “cevap veremiyorum” izlenimi yaratır.
Bazen susmak karşı tarafa “haklıymış” hissi verir.
Bugün İzmir’de konuşulan şey tam olarak şu: “Eğer bu iddialar doğru değilse, Tugay neden konuşmuyor?”
AK Partililer mi?
Onlara göre fotoğraf çok net: “Cevap yoksa, demek ki söylediklerimiz doğru.”
CHP’liler mi?
Onlar tam anlamıyla şaşkın.
Bir kısmı içeriden “Keşke bir açıklama gelseydi” diyor.
Diğer kısmı “Bu sessizlik bize zarar veriyor” diye düşünüyor.
Sonuç?
Eyüp Kadir İnan, İzmir siyasetinde yıllardır kullanılmayan bir tuşa bastı: “Yalancılık” tuşu.
Bu tuşa bastığınız anda siyaset artık teknik bir tartışma olmaktan çıkar.
Kişisel bir alana girer.
İmaj savaşına döner.
Ve CHP’nin büyükşehir belediye başkanları tarihinde ilk kez bir isim, bu kadar açık bir şekilde bu suçlamaya maruz kaldı.
İzmir şu anda bir sorunun etrafında dönüyor: “Cemil Tugay konuşacak mı?
Konuşmayacak mı?
Yoksa bu sessizlikle yetinip, siyasi fırtınanın geçmesini mi bekleyecek?”
Siyaset beklemeyi sevmez.
Hele İzmir hiç sevmez.
Bakalım bu fırtına, kimin gemisini batıracak, kimin yelkenini dolduracak…